Perşembe 29 Temmuz 2010 - 16:27

الخميس ١٨ شعبان ١٤٣١

پنجشنبه ۷ مرداد ۱۳۸۹ - ۱۷:۵۷

Kullanıcı adı:

Şifre :

Şifremi Hatırla
Şifremi unuttum   aktivasyon
Üye ol
    
       


Ayetullah Uzma Seyyid Ali Hüseyni Sistani

     
       
ayetullah uzma seyyid ali hüseyni sistani
     
     

  DOĞUMU

     

   Rahmetli Seyyid Hui Kuddise Sırruh’un minberi, yarım yüzyıl içerisinde  İslam düşünce coğrafyasında tüm ilimlerde ve İslamın her alanında; çok  değerli, büyük, faziletli pak meyveler vermiştir. Öyle ki; onun eliyle;  İslam, ilim ve toplum içinde fedakarlıkla hizmet eden yüzlerce fakih,  müçtehit ve değerli alimler yetişmiştir. Bu gün onlardan bir çoğu ilmi  merkezlerde, özellikle Necef-i Eşref ve mukaddes Kum şehrinde üstad  olarak faaliyetlerini sürdürmekteler. Bazıları ise günümüzde ilmi ve  sosyal alanların zirvesinde; eğitim, sosyal hizmetler, mercaiyet ve  ümmetin liderliği mesuliyetlerini icra etmekteler.

     

  Bunların içerisinde en önemlisi ve önde geleni üstadımız; “Ayetullah Uzma Seyyid Ali Hüseyni Sistani” Dame zilluh’dur.

     

   O, rahmetli Seyyid Hui Kuddise Sırruh’un en büyük, en bariz tanınan;  ilim, fazilet, ehliyet ve dehalıkta en önde gelen seçkin öğrencisidir.

     

  Şimdi bu değerli şahsiyetin yaşamına bazı başlıklarla kısaca değineceğiz:

     

   1349 (Hicri - Kameri) yılının Rebi’ul evvel ayında imam Rıza Aleyhi’s  Selam’ın şereflendirdiği mübarek Meşhed şehri yakınlarında dindar bir  ailede; ilim, takva, keramet ve seyyidler ocağında dünyaya geldi. Ve bu  kutsal mekanda faziletler içinde yetişti, olgunlaştı.

     

  İlk ve orta eğitimini (Arab edebiyatı, belagat ilmi, temek akli ve dini ilimler) değerli üstatlar huzurunda gerçekleştirdi.

     

   Yüksek derecede Usul, Fıkıh, akli ilimler ve ilahiyat bilimleri  eğitimini o mübarek belde de Muhakkik Mirza Mehdi İsfahani Rahmetullahi  Aleyhi gibi değerli üstatlar huzurunda tamamlayarak tahsilinin  gelişimi, kemali ve bazı değerli alimlerden istifade edebilmek için  1368 (H.K) yılında mukaddes Kum şehri ilim merkezine hicret ettiler. O  günlerde bu mukaddes ilim merkezi eğitimini; Ayetullah Uzma Seyyid  Hüseyin Burucerdi Kuddise Sırruh’un emeği ve mercaiyetinin gölgesi  altında sürdürmekteydi.

     

  Ayetullah Seyyid Burucerdi Kuddise  Sırruh’un Usul ve Fıkıh dersleri özel bir metot ile tahkik ve tatbik  üzere bütün fıkhi hadisler ve islami görüşleri kapsayıcı, oldukça ciddi  idi.

     

  Seyyid Ali Hüseyni Sistani Dame zilluh, bu kaynaktan  kamilen yararlanmanın yanı sıra Hadis ve Rical ilminde de kemale  erişmiş, Ayetullah Hüccet gibi faziletli, büyük üstatlardan da önemli  ölçüde yararlanmıştır.

     

  Seyyid Ali Hüseyni Sistani Dame zilluh  1371 (H.K) yılında Alevi feyzinin kaynağına ulaşmak, Necef-i Eşref’in  meşhur, eski ilim merkezinde bulunan üstatlardan da yararlanmak, ilahi  kabir ve Peygamber ilminin pak kapısı Hazreti Emir el müminin Ali  Aleyhi’s Selam’ın yakınında olabilmek için Kum’dan ayrılarak Irak’a  gitti.

     

  Onun Necef’e geldiğini o günlerde, orada bulunan ilim  merkezlerinin dersleri; verim coşku, heyecanın doruğuna ulaşmıştı. O  bütün gücü ile kendini ilmi esaslara ve fakihliğe verdi. O diyarın  büyük, meşhur, tecrübeli üstatlarından çok derin istifadeler etti.

     

   Bu değerli şahsiyet, on yıldan fazla fakih ve müçtehitlerin üstadı  Ayetullah Uzma Seyyid Hui Kuddise Sırruh’un derslerine katıldı ve o  günlerde Necef ilim merkezinin değerli büyüğü ve mesulü olan Hazreti  Ayetullah Uzma Seyyid Hekim’den de büyük ölçüde yararlandı.

     

   Derslerinde çok titiz, derin görüşlere sahip olmasıyla meşhur olan  Ayetullah Uzma Şeyh Hüseyin Hilli’nin huzurunda bir devre bütün Usul  derslerini okudu.

     

  O Meşhed, Kum ve Necef gibi mukaddes ilim  merkezlerinde yıllarca eğitim görerek Usul ve Fıkıh’ta öğrenim ve  öğretim de bulunmuş ayrıca bir çok ilim dalında büyük tecrübe, derin  ilim sahibi olmuştur.

     

  1381 (H.K) yılında Şeyh Ensari  Rahmetullahi Aleyh’in Mekasib’i üzerinden içtihat derslerine başladı bu  kaynak üzere yıllarca içtihat dersleri verdi. Daha üst düzeyde içtihat  derslerini şerhi unvanı ile Seyyid Muhammed Kazım Tabatabai Yezdi  Rahmetullahi Aleyh’in Urvet’ul Vuska’sıyla sürdürdü. Bu dönemde  Taharet, Humus, Namaz ve Namazla ilgili bir çok konuda geniş içerikli  dersler verdi.

     

  Bu değerli şahsiyet 1384 (H.K) yılının Şaban  ayında yüksek içtihat derecesinde Usul dersleri vermeye başladı. Bu  dersilerin üçüncü devresini 1411 yılının Şaban ayında tamamladı; Onun  yetiştirdiği bir çok alim üstatlarından kazandıkları Usul ve Fıkıh  derslerindeki değerli bilgileri ders olarak vermeye başladılar.

     

  İLMİ DEHASI

     

Hazreti Ayetullah Uzma Seyyid Ali Sistani Dame Zilluh, üstatların yetiştiği ilmi merkezlerdeki derslerde hızla parladı.

     

Ders  arkadaşları ve üstatları arasında; araştırma, tahkik, eleştirme,  değerlendirme kudretinin kuşatıcılığı, konulara hakim olması, ilmi  iradesi, bir çok ilmi konularda özellikle Fıkıh, Usul ve Rical  ilmindeki derinliği ve başarısından dolayı tanınıyor ve övülüyordu.

     

   O değerli şahsiyetin üstünlüğü herkes tarafından açıkça bilinmekteydi.  O, genç yaşta üstadı (Ayetullah Uzma Seyyid Hui) tarafından yazılı  olarak içtihat izni alan ender şahsiyetlerdendir. Diğer üstadı olan  Hazreti Ayetullah Şeyh Hüseyin Hilli’de içtihat şahadetnamesini 1380  (H.K) yılında yazılı olarak vererek onun faziletlerini, ilmi  derinliğini ve üstünlüğünü övmüştür.

     

  Yine aynı yıl içerisinde  Fakir, Muhaddis, Rical uzmanı büyük araştırmacı Allame Hacı Ağa Bozorgi  Tehrani yazılı olarak verdiği şahadetinde onun Rical ve Hadis’teki ilmi  maharetini özellikle belirterek onun yüksek ilim makamını övmüştür.

     

   Şunu da belirtmemiz gerekir ki, bu değerli şahsiyetin ilmi makamının  göstergesi olan izin ve şahadetnameleri alması ve bu denli övgülerle  şahsiyetinin tanınması, onun henüz otuz bir yaşını doldurmadığı günlere  rastlamaktadır.

     
       
ayetullah uzma seyyid ali hüseyni sistani
     
     

  ESERLERİ

     

   Ayetullah Uzma Sistani Dame zilluh otuz dört yıl boyunca üst düzey  Fıkıh, Usul ve Rical eğitimi vererek çok büyük hizmetler göstermiştir.  Onun bu ilmi cihadı, Fıkhi çabaları ve araştırmalarının meyveleri  oldukça fazladır. Bunlardan bazısına işaret edeceğiz.

     

  Daha  öncede değindiğimiz gibi Şeyh Ensari Rahmetullahi Aleyh’in Mekasib’ini  üst düzey dersi olarak verdi, bu öğretimini sona erdirdiği dönemde  Taharet, Kaza, Humus, Fıkıh’ın bazı kaide ve bahislerini (Faiz,  Takiyye, ilzam, kaidesi … gibi) ders olarak verdi. Bu derslerinin bir  kısmı kitap olarak da basıldı. Ayrıca üç devre kamil olarak Usul dersi  verdi bu derslerindeki bazı bahisleri kitap olarak yayınlandı. Bu  değerli şahsiyetin bazı öğrencileri de üstadlarınının bu derslerini  beyan ederek yayınladılar.

     

  Bu değerli üstad, tahkikat ve  çalışmalarında çok ciddi, dayanıklı, yorulmak bilmezdi. Bütün bu  çalışmaları, eğitimini yanı sıra birçok konularda araştırmalar da  bulunmuş ve çok sayıda değerli eserler yazmıştır. Onlardan bir kısmını  burada kısaca sıralıyoruz:

     

1 - Şerhi Urvet’ul Vuska

     

2 - El Buhus’ul Usuliye

     

3 - Kitab’ul Kaza

     

4 - Kitab’ul Bey’i ve’l Hıyarat

     

5 - Fi’l Libas’il Meşkuk fihi

     

6 - Fi Kaidet’il Yed

     

7 - Fi Salat’il Misafir

     

8 - Fi Kaidet’il Tecavüz ve’l Firag

     

9 - El Kıble

     

10 - Et Takiyye

     

11 - Kaidet’ul ilzam

     

12 - İçtihat ve Taklit

     

13 - Fevaid’ul Ğareviyye

     

14 - Er Riba

     

15 - Hücciyetu Merasili Ibn - i Ebi Umeyr

     

16 - Nakdi Risalet’u Tashih’il Esanid’il Erdebili

     

17 - Şerhi Meşiyet’ut Tehzibeyn

     

18 - Kaidet’il Kur’a

     

19 - Tarihi Tedvini’il Hadis fi’l İslam

     

20 - Fevaid’ul Fıkhiyye

     

21 - Risalet’un fi Hukmi ma iza … ihtilaf’ul

     

22 - Müctehidan’il Mutasaviyan Fi’l Fetva

     

  Ayrıca ilmihal kitabı olan Tevzih’il Mesail kitabı Türkçe de olmak üzere bir çok dilde yayınlanmıştır.

     

EĞİTİM METODU

     

   Onun eğitimdeki metodu ilmi merkezlerdeki bir çok üst düzey dersleri  veren üstatların metodundan farklı ve ayrıcalıklıdır. Bu ayrıcalık ve  imtiyazın başka göstergesi şunlardır:

     

  (a) Bir Konuyu Beyan Ederken Onun Tarihini ve Temellerini Tanıtır:

     

Bu  beyan felsefeyle ilgili olsun; “Müştak’ın terkibi, özellikleri gibi  veya Akaidi olsun, Teâdül ve Terâcih gibi. O böylece hadislerde meydana  gelen ihtilafların imamların zamanında düşünsel ve akaidi mücadeleler  ve siyasi ortamlardan kaynaklandığını ispatlar. Bur konunun tarihsel  yönünü çok iyi bilmek doğal olarak o konunun tüm yönleriyle  anlaşılmasına, sorunların halline büyük ölçüde yardımcı olmaktadır.

     

  (b) İlmi Merkezdeki Düşüncelerle Çağdaş Kültürlerin Arasında Bağlantı Kurmak: İsim ile edatın

     

arasındaki  fark zati midir yoksa arazi midir? Konusunda “Kifayet’ul Usul”  kitabının yazarının görüşünü tercih etmekle beraber kendi görüşünün  temelleri, yeni felsefi teoriye dayanmaktadır. Yani zihin bir konuyu  iki şekilde tasavvur edebilir. Eğer konuyu müstakil ve net bir şekilde  düşünüyorsa buna isim denir. Eğer konuyu bazı vesileler sayesinde  düşünüyorsa buna edat denir.

     

Örneğin; “Emir” cümlesinin ne  manaya geldiğini bazı sosyologların tanımladığı gibi beyan eder ve  şöyle buyurur: “ Taleb veya emir, ya rica ya da istek manasına gelir;  insanın toplumdaki konumuna göre değişir.”

     

  (c) Özel Fıkhı İlgilendiren Usûllere Önem Vermek: İlmi Merkezlerdeki öğrenci, Fıkıhta bir çok pratik bir

     

sonucu  olmayan bazı konuların üstatları tarafından aşırı bir şekilde  bahsedildiğini görmektedir. Örneğin “Va’z (Karar kılma) itibari midir,  tekvini mi? Veya ilmin konusu nedir? … gibi.

     

Ama üstad Sistani  istinbat (hüküm çıkarma) ile ilgili olan usullerde (usül-ü ameliye,  teadül-teracih, umum-husus gibi) gerçek ilmi temele ulaşmak için çaba  harcamakta, pratik neticesi olduğu kadar o konu hakkında beyanda  bulunmakta.

     

  (d) Yenilik: İlmi Merkezlerin  bir çok üstatları maharetli olmalarına rağmen yenilik ruhuna sahip  değildiler. Öyle ki; işlenen konunun cevherine inmekten ziyade sadece  görüşlerine bağlı kalmakta konuyu dipnotlarla geçiştirmektedir. Üstad  ise; mevcut görüşleri öne sürer, kendisine göre daha güçlü olan görüşü  belirterek düşün ve sonuca ulaş gibi cümleleri kullanır.

     

  (e) Müşriklerle Evlenmenin Caiz Olması Meselesinde ve Aynı Şekilde Tezahüm Kuralında (usulde bir kaidedir):

     

   Fakihler bunu sadece akli bir konu olarak ele alır. Ama Seyyid Sistani  bu kaideyi şu şekil açıklanan “iztirar” (zorunluluk) kaidesi ile  birlikte ele alır: Allah-u Teala bir şeyi haram kıldıysa, zorunlu  olanlar için ve iztirar kaideleri uygulamada aynı neticeyi verir. Bazen  bu gibi konuların uygulama alanını genişletir. Tıpkı “Namaz beş durum  dışında tekrar kılınmaz” kaidesinde olduğu gibi. Fakihler bunu normalde  sadece namaz konusunda uygulasalar da Seyyid Sistani bu rivayeti şu  rivayet ile birlikte neticelendirir: “Sünnet farzın sıhhatini bozmaz”  gibi. Namazda ölçü farzın sünnetten öne geçmesidir. Aynı ölçü vakit ve  kıble de uygulanabilir. Diğer farzlar ve sünnetlerde böyledir. Vakit ve  kıble de namazın farzlarındandır.

     

  (f) Nassa Geniş Açıdan Bakmak: Bazı  fakihler nassın sadece kelimelerinin sınırlarına bakarak hiçbir zaman  nassın delâletinin kapsamına dikkat etmezler ama bazı fakihler rivayet  ve nassın söylendiği ortam ve şartlara dahi dikkat ederek, hadisin de  delâlet ettiği hükme etki eden diğer etkenleri de göz önüne alırlar.  Örneğin: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Alih evcil eşeklerin etinin  yenilmesini Hayber gününde haram etmiştir. Eğer nassın sadece  kelimelerini göz önünde bulundurursak evcil eşek etinin yenilmesinin  haram veya mekruh olduğunu söyleriz. Ama ayrı rivayete geniş açıdan  bakarsak görürüz ki Hayber günü Yahudilere karşı bir savaş vardı;  savaşta da silah ve diğer gereksinimlerin taşınması için o günkü  hayvanlara ihtiyaçtan dolayı idi. Bu rivayet maslahat nedeni ile  söylenmiş olup, haram veya mekruha delâlet etmez. İşte üstadımız Seyyid  Sistani bu grup alimlerdendir.

     

(g) Hüküm Çıkarmak İçin Gerekli İlimlerdeki Uzmanlığı: Seyyid  Sistani’nin görüşüne göre bir fakihin gerçek ve kamil fakih olabilmesi  için; Arap edebiyatını, şiirini, Arapların sözlerini iyi bilmesi ve  böylece nassın delâletini mevzu yönünden anlaması gerekir. Ayrıca lügat  kitaplarını, yazılış uslüblarını, bilmelidir. Çünkü bütün bu bilgiler,  fakihin lügat aliminin sözüne güvenebilmesinde veya güvenmemesinde  önemli etkendir. Ayrıca Ehl-i Beyt Aleyhimusselam’in hadislerini ve  ravilerini çok iyi bilmelidir. Hadisin senedinin sağlam olduğuna  güvenebilmek için rical ilmi bir müçtehit için zaruridir. Seyyid  Sistani’nin bu konuda meşhur alimlerdin farklı bazı görüşleri vardır.  Örneğin meşhur olan görüşte, ibn’ul Fezari’nin Rical kitabına, kitabı  ona ait olmadığı veya tam güvenilir olmadığı gerekçesiyle pek  güvenmezler ama üstad Seyyid Sistani bunu yeterli görmeyerek onun  kitabının Şeyh Tusi ve Necaşi’nin kitaplarından daha güvenilir olduğunu  belirtmektedir. Ayrıca bir hadisin mürsel veya müsned olup olmadığı ve  ravinin hangi tabakandan olduğu konusunda Seyyid Burucerdi’nin  görüşlerine güvenir. Aynı şekilde hadislerin ve ravilerin; kaydı ve  tespiti, asıl nüshaların ihtilaflarını iyice araştırmak gerektiğine  inanır. Bu konuda Şeyh Saduk’un Tusi’den daha dikkatli olduğu şeklinde  yaygın görüşü kabullenmez. Bazı sebeplerden dolayı Şeyh Tusi’nin daha  emin olduğuna inanır. Bu uzmanlık yönlerini fakihlerin bir çoğu hüküm  çıkarma esnasında pek önemsemezler hatta bazen bir kelimenin manasını  bir lügatcıdan naklederken müellif ve telif üslubu hakkında pek  araştırma yapmazlar. Bazı fakihler ise, Rical ilminde ve hadis  kitapların hakkında fazla bilgi sahibi değildiler. Ancak üstad Seyyid  Sistani ile Seyyid Şehit Sadr bu konuda farklıdırlar, her ikisi de  konuya yeni bir açıdan bakmışlardır. Konuyu günün ihtiyaçlarına göre  değerlendirmektedirler. Örneğin; Seyyid Sistani bir lafzın kaç manaya  delâlet etmesi konusunda, diğer fakihlerin acaba böyle bir şey felsefi  açıdan mümkün müdür? Şeklinde hiçbir pratik faydası olmayan  bahislerinden ziyade böyle bir durumun vuku bulup bulmadığından  bahseder. Çünkü bir şey vuku bulmuşsa demek ki o şey mümkündür.

     

   Teadül ve Teracih adlı usulü fıkıh konusundaki ihtilafların sebebinin  de hadislerin muhtelif olmasından ileri geldiğini belirtir. Şerî  nasları, ihtilaf sebebinin sınırlarını belirler; Bu konudan bahsedersek  Ehl-i Beyt hadislerinden istifade eden fakihin karşılaştığı sorunların  da çözmüş oluruz. Böylece; Kifayet’ul Usul kitabının yazarının  müstahaptır hükmünün aksine değişiklik ve tercihlere gereksinim kalmaz.  Aynı konuyu Seyyid Şehit Sadr’da sırf akli açıdan Seyyid Sistani gibi  inceler. Ama Seyyid Sistani tarihi ve hadisle şahitlerle bu ihtilafın  yok edilmesini sağlayarak önemli bir kaideyi ortaya koymuş ve fıkıh  derslerinde de bunu uygulamıştır.

     

(h) Çeşitli Mekteplere Yaklaşımı: Bir  çok üstatların belirli bir mektep üzere ve tek yönlü bahisler ettiği  maruftur ama Seyyid Sistani; Meşhed, Kum ve Necef medreselerinin  fikirlerini birleştirir. O Meşhed alimlerinden Mirza Mehdi İsfahani  (r.a) Kum medresesi fikir üstadı Seyyid Burucerdi (r.a), Hilli (r.a),  Seyyid Hui (r.a) ve Şehit Seyyid Sadr (r.a)’in görüşlerini öne sürer.  Böylece konunun çeşitli açılardan geniş olarak gözler önüne serilmesine  yardımcı olur.

     

  Fıkhi üslubu ise: onun fıkhi derslerindeki üslubu diğerlerinden çeşitli yönleriyle ayrıcalıklıdır.

     

  1. Şia Fıkhı İle Diğer Mezheplerin Fıkhını Yaklaştırmak: Nass  ile aynı zamanda yaşayan Sünni fakihlerin görüşünü öğrenmek –örneğin  Muvatta-i Malik, Hırâc-ı Ebu Yusuf ve emsallerinde olduğu gibi-  İmamlarımız Aleyhimusselam’in nassı buyururken neyi göz önünde  bulundurduklarını öğrenmeye yardımcı olur.

     

  2. Bazı Fıkhı Konumlarda Yeni Kaidelerden Yararlanmak: Örneğin: Alış-Veriş ve muamelenin iptali konularında Irak, Mısır, Fransız kanunlarına müracaatı.

     

Çağdaş  kanunların fikrine vakıf olmak, insanda kanunla ilgili uzmanlık  yaratır. Dolayısıyla fıkhi kanunların analizi senetlerinin  genişletilmesi ve pratiğe dökülmesi daha da kolaylaşır.

     

  3. Fıkhi Kanunları Öne Sürmede Yenilik: Büyük alimlerimizin çoğu fıkhi kanunu öne sürerken eski alimlerin fıkhi  üslubunu hiç değiştirmez, konuya hiçbir şey eklemezler sadece konunun  dayandığı delilin var olup olmadığı veya sağlam olup olmadığındın  bahsederler ama Seyyid Sistani bazı fıkhi kaidelerin öne sürülmesinde  önemli değişiklikler yapmıştır. Mesela Seyyid Sistani -daha öncede  açıkladığımız gibi diğer fakihlerin ilzam olarak öne sürdükleri kaideyi  diğer mezheplerin kanun ve görüşlerine “saygı” olarak niteler- Her  kavmin kendisine nikahı vardır hadisi de bu üslubu onaylar.

     
       
ayetullah uzma seyyid ali hüseyni sistani
     
     
      
     

  ŞAHSİYETİ

     

 Şüphesiz  Seyyid Sistani ile birlikte olan, onu tanıyan onunla irtibatı olanlar;  onun Ehl-i Beyt Aleyhimusselam’in buyurduğu manevi özelliklere sahip,  örnek bir şahsiyet olduğunu bilirler. İşte o ve onun gibi büyük alimler  “Rabbani Alim” kelimesinin ve imam Aleyhisselam’in “işlerin yürümesi  Allah’ın helali ve haramında emini olan alimler eliyledir” sözünün  tecellisidir.

     

Konuyu tamamlamak için derslerine katıldığımda kendi gördüğüm özelliklerinden bazılarını naklediyorum:

     

  A) İNSAF VE KARŞI GÖRÜŞLERE SAYGI

     

Seyyid  Sistani, ilim ve maarif aşkı ile dolu, hakikate ulaşmaya istekli,  yapıcı görüşlerin özgürlüğüne inançlı olduğu için çok okuyup araştırır,  çeşitli görüşlere hatta ilmi seviyede kendisi ile aynı düzeyde  olanların görüşlerini de öğrenmeye çalışır; bazen derslerde kendi  üstadı olmayanların dahi önemli görüşlerini belirterek naklederdi.  Örneğin, Muhammed Rıza Muzaffer’in “Usul-ü Fıkh” kitabındaki görüşünü  nakleder.

     

Onun bu tavrı başkalarının görüşlerine uygun olan saygısını gösterir.

     

  B) SÖYLEŞİDE EDEP

     

   Necef şehrinin üstatları ile talebeleri arasındaki ilmi bahislerin  ciddiyeti meşhurdur. Bu talebenin ilminde güçlü olduğunun da  göstergesidir. Ama bazen bu söyleşiler, boş mücadeleye dönüşmekte,  hedefe ulaşmamakla birlikte talebeyi ilmi havadan uzaklaştırmaktadır.  Seyyid Sistani’nin bahisleri ise cedel, susturma, saygısızlıktan  kesinlikle uzaktır. O, üstatların veya başkalarının görüşleri konusunda  alimlerin ve büyük şahsiyetlerin saygınlığını koruyan edepli, olgun  kelimeler kullanır. Hatta karşı tarafın görüşleri bariz bir şekilde  zaaf içinde olsa dahi. Hatta talebesine cevap verirken ona yol  gösterici, irşat edici cevaplar verir. Eğer talebe içerikden uzak bir  münakaşaya doğru gitse dahi. Seyyid cevabı ilmi bir şekilde tekrarlar,  talebenin ısrarı karşısında ise susmayı konuşmaya tercih eder.

     

  C) EĞİTİM AHLAKI

     

   Eğitim, resmi bir görev veya bir miktar mal karşısında yerine getirilen  bir memuriyet değildir. Bu durumda üstad, öğrencisini hiçbir zaman  istenilen ilmi seviyeye ulaştıramaz, öğrenci eğitimde beklenen başarıyı  elde edemez. Aynı şekilde eğitim sadece öğrenciye yol göstermek için  ilmi bir çaba da değildir. Aksine eğitim, incelikli – hassas bir  Risalet olup öğrenciye muhabbet, şefkat, merhamet ruhu vererek ilme ve  ilmi edeplere teşvik etmektir. Eğer ilmi merkezlerde ve buraların  dışında eğitim ve öğrenim konusunda bazı ihlaslı olmayan kimselere  rastlanılsa da bu ilmi merkezlerde bir çok ihlaslı üstad eğitimi bir  semavi risalet olarak bilirler; öğrenciye teorik ve pratik olarak kamil  bir inayet gösterirler. Eğitim ahlâkına sahip en büyük örneklerden biri  Seyyid Hekim (r.a)’dir. Seyyid Hui (r.a)’de aynı ahlâka sahiptir. Ben  aynı huyu Seyyid Sistani’nin şahsiyetinde de gördüm. O öğrencilerine;  üstatlara, alimlere ve fakihlere saygı göstermelerini öğütler  tartışmalarında üstatları karşısında tavırlarına dikkat ederek saygılı  olmalarını tavsiye eder ayrıca kendi üstatlarının ruhi hallerini,  ahlaki yapılarını onlara anlatırdı.

     

Bütün bunlar onun şahsiyetinin göstergesidir.

     

  D) TAKVA

     

Necef’in  bir çok büyük alimlerinin ilmi bahisleri, fitne ve karmaşalardan  uzaktır. Ayrıca bu durum bazılarına göre menfi olup, gerçeklerden ve  kutsal şeriatın tavrını ortaya koymaktan kaçış olarak nitelenmektedir.  Ama biraz düşünecek olursak bu durumun müspet genel maslahat için  kaçınılmaz ve şeriatın tavrı olduğunu anlarız. Şeriatın asıl tavrını  ortaya koymak için uygun şartların varlığı zaruridir.

     

  İslami  bi toplumda veya ilmi merkezlerde ortaya çıkan bazı karmaşalar, İslam  şeriatındaki bazı temel mefhumların asıl manasını gizliyorsa ilk önce  İslam alimleri şüpheleri gidermek ve gerçekleri ortaya koymak  zorundadır. Eğer ortaya bid’atlar çıkarsa İslam uleması ilmini ortaya  koymalıdır. Aksi takdirde hadiste zikredildiği gibi iman nuru ondan  çıkar gider. Ama eğer bu günde olduğu gibi fitneler ve taassuplar bir  merciin üzerinde toplanmış ve sadece onun hedef almışsa, İslam alimleri  ve bu cümleden Seyyid Sistani sukütu, vakarı, bu karmaşalardan uzak  durmayı tercih ederler. Tıpkı Seyyid Burucerdi (r.a) ve Seyyid Hekim  (r.a)’in vefatlarından sonraki durumlar gibi.

     

Bugün de aynı hal  lakap, şöhret, makam, cüzi ihtilaflar devam etmektedir; Seyyid Sistani  züht ve tevazu içinde kiralık evinde sade eşyaları olduğu halde Irak’ta  yaşamını sürdürmektedir.

     

  E) DÜŞÜNSEL NETİCE

     

   Seyyid Sistani, sadece bir fakih değil aynı zamanda bir kültür adamı  olup çağdaş kültürleri yakından tanıyan ve çok iyi bilen bir kimsedir.  Çeşitli medeni düşünceleri öğrenmiş, dünya düşünce sistemleri arasıda  hem siyasi hem de ekonomik açıdan basiretli bir görüşe sahip olmuştur.  Onun toplumsal ve idari konularda olgun görüşleri vardır.

     

Ve Seyyid Sistani’ye göre, fetva, İslam toplumunun hayır ve salâhı için bir yoldur.

     

  MERCİLİĞİ

     

   Necef-i Eşref’in bazı üstatlarının naklettiğine göre, Ayetullah Seyyid  Nasrullah Müstenbit’in vefatından sonra bazı fazilet sahipleri Seyyid  Hui (r.a)’in merciliğinde toplanmış ve ilmi merkezlerdeki faaliyetleri  yapıcı bir şekilde ilerleterek bir platform aramışlardı. Seyyid Hui  (r.a) de ilmi faziletleri, hattı ve safhası nedeniyle Seyyid Sistani’yi  seçti. Seyyid Sistani, İmam Hui (r.a)’nin mihrabında namaz kılmaya,  onun medresesinde dersler vermeye ve onun kitaplarına dipnotlar yazmaya  başladı.

     

  Seyyid Hui (r.a)’nin vefatından sonra onun  cenazesini geceleyin toprağa veren altı kişiden biri olup onun pak  cenazesinin namazını kıldırmıştır.

     

  Daha sonra mercii  taklitlik görevini ve ilmi merkezlerin liderliğini üstlenerek icazeler  veremeye, hukuk dağıtmaya ve Hadra mescidinde İmam Hui (r.a)’nin  minberinde dersler vermeye başlamıştır. Onun merciliği Irak’ta diğer  ülkelerde hızla yayılmaya başlamıştır. Örneğin; İran körfezi,  Hindistan, Afrika…

     

  Özellikle de onun kültürel alandaki çağdaş  fikirlerini bilen ilmi merkezlerdeki faziletli alimler, ilmi derecelere  sahip kimseler, gençler arasında… yaygındır.

     

  O, A’lemliğin  etrafında döndüğü birkaç büyük fakihten birisidir; Buna hem Necef-i  Eşref hem de mukaddes Kum şehrinin birçok ilmi merkezlerindeki uzman ve  üstatlar şahittirler.

   

  Allah-u Teala onun gölgesini üzerimizden eksik etmesin.



Total Visit: 266
Total Rank: 0
Total Rankers: 0
Total Comments: 0

Oy vermek için yetkiniz yok. Lütfen giriş yapınız.