Perşembe 9 Şubat 2012 - 06:07

الخميس ١٧ ربيع الأول ١٤٣٣

پنجشنبه ۲۰ بهمن ۱۳۹۰ - ۰۷:۳۷

Kullanıcı adı:

Şifre :

Şifremi Hatırla
Şifremi unuttum   aktivasyon
Üye ol
    
       
                                 
Ayetullah Hamenei’nin Tahran’daki 1000. Cuma Namazında İrad Ettiği Hutbe
                                                                  
30/10/1998

Bismillahirrahmanirrahim,

               

Bugün 1000. Cuma namazını kılmaktayız siz mümin ve hak aşığı  kardeşlerle birlikte. Rahmetli İmam'ın başlatmış olduğu bereketli ve  kalıcı girişimlerden biri de buydu; o büyük insan, İslâmi toplumumuza  Cuma'nın bereketini kazandırdı. Birinci hutbemde ilkin biraz Cuma  namazı hakkında konuşacağım. Receb ayında bulunduğumuz ve bu mübarek  ayın dua, ilahi yöneliş ve tevessül ayı olup müminler emiri, muttakiler  serveri, evliyalar sultanı ve ariflerin arzusu ve muradı olan Hz. Ali  bin Ebu Talib'in de mübarek doğum yıldönümünü idrak etmekte  olduğumuzdan, hutbemi o hazretin mübarek ismiyle teberrük etmek için  İmam Ali'nin Cuma hutbelerinden birinden kısa bir bölümü de aktarmak  istiyorum inşallah.
                  Sözlerime başlamadan önce, inkılaptan bu yana  Cuma namazına katılmaya özen gösteren siz hak aşığı halkımızla Cuma  imamları ve namazla ilgili işleri takib eden yetkililer ve basın  mensuplarına, bilhassa rahmetli İmam'ın emriyle Tahran'da ilk Cuma  namazını kıldıran merhum Ayetullah Talegani'nin ruhuna teşekkür borçlu  olduğumuzu hatırlatmak isterim. Keza, şimdi Hakk'ın rahmetine kavuşmuş  olan merhum Ayetullah Rabbani Emleşi'yi de burada rahmetle anmak  yerinde olacaktır; burada namaz kıldırıp da şimdi rahmete kavuşmuş  olanların ruhu şad olsun. Tabii ki Cuma namazı sadece Tahran'da  kılınmıyor, bu konuyu da daha sonra teferruatıyla açacağız inşallah.
                  Merhum  Meclisi'nin Misbah'ul Müteheccid'den naklettiği üzere Hz. Ali (S)  Allah'a hamd-u senadan sonra başladığı ve fevkalade akıcı ve  sürükleyici ifadeler kullandığı bir Cuma hutbesinde Hz. Resulullah (S)  ile Ehl-i Beyt'ine salat ve selam gönderip kelime-i şehadeti  tekrarlamakta ve ardından, sözlerine başlamaktadır. Ben burada bu  fevkalade etkileyici hutbenin sadece bazı bölümlerini aktarmakla  yetineceğim:
                  ‘Ey insanlar! Sizleri Allah'tan çekinmeye ve takvalı  olmaya davet ediyorum. Allah'a itaatin kıymetini bilin! Elinizden  geldiğince O'na itaatte kusur göstermeyin. Şu gelip geçici ömrünüz  boyunca elden geldiğince Rabbimize ibadet ve itaatte bulunmayı ihmal  etmeyin. Ölümle birlikte size gelip çatacak olan o büyük sorunlara,  insanoğlu için henüz meçhul olan o büyük problemlere karşı koyabilmek  için şimdiden var gücünüzle salih ameller işlemenizi tavsiye ederim.'
                  Evet,  ölümün ne kadar büyük bir olay olduğunu bilmek gerekir; büyük evliyalar  bile ölümü hatırlayınca korkuya kapılmaktadırlar. Ölüm sonrası  başlamakta olan Berzah dünyasında karşılaşacağımız hayat ve bu hayatın  hadiseleri öylesine büyük, korkunç, ürkütücü ve dayanılmazdır ki, bütün  bunlardan haberdar olan evliyalar bile ondan çekinmektedirler. O  müşkülat ve korkunç hadiselerden kurtulmanın bir tek yolu vardır; o da  salih amel işlemek ve Allah rızası için çalışmaktır. Orada insanın  imdadına koşabilecek tek şeydir bu.
                  Hz. Ali bunu söylemektedir;  müminlerin emiri, maddi ve manevi, zahiri ve batıni emiri, can ve  cismin emiri olan kimse emretmekte ve "sizi zaten bırakıp gidecek olan  şu dünyanın alını-pulunu bırakın artık" demektedir. ‘Bu kadar düşkün  olmayın dünyaya, bunca bel bağlamayın maddiyata, zira bunların tamamı  geçicidir, fanidir, son bulacak, çabucak elinizden gidiverecektir. Siz  terk etmek ve elinizden kaçırmak istemeseniz de şu dünyalıklar, mevki,  makam ve rahat yaşantı terk edecektir sizi. Siz vücutlarınızın  sapasağlam kalmasını istersiniz ama dünya, vücudunuzu çürütüp toprak  edecektir; siz günbegün güçlenmek isteseniz de şu dünya sizi  yaşlandıracak, belinizi bükecek, zayıflatacak, gücünüzü takatinizi  tüketecektir!
                  Ey insanlar! Öyle bir yoldasınız ki hızla  katedilmekte; önünüzde, ta ilerilerde size pek uzak görünen bir alamet  var, onu görmekte hepiniz, ister istemez bu yol katedilecek, hepiniz  ona ulaşacak, oraya varacaksınız. Bu yol, dünya yaşantınızdır sizin;  görüp bildiğiniz o alamet de, ulaşılması kaçınılmaz olan ecel, bu dünya  hayatının sonu ve akıbetimizdir. Gelip geçici olan mevki, makam, konum  vb. şeyler için birbirinize düşmeyin, dünya için birbirinizle  didişmeyin, kıskançlık etmeyin, dünya için rekabete girişmeyin.  Dünyanın süsü ve güzelliği sizi büyülemesin, üç günlük dünya hayatının  zorlukları karşısında gevşeyip teslim olmayın, acze kapılmayın. Bilin  ki dünya nimetleri ve dünyevi çekicilikler yok olmaya mahkumdur.  Güzellikler ve nimetler mutlaka geçip gidecektir; gençlik ve güzellik,  yerini mutlaka ihtiyarlık ve bitkinliğe bırakacaktır. Aynı şekilde,  zorluklar da çabucak bitecek, yerini kolaylıklara bırakacaktır. Bu  dünya hayatının bütün zaman ve mekanları yokoluşa doğru bir hareket  halindedir. Biliniz ki bütün canlılar yaşlanmaya, çürümeye ve ölüme  doğru yol almaktadırlar.'
                  Evet, bu muazzam hutbeyi irad eden Hz.  Ali'dir; kendi elleriyle tarla ekip sulayan, kuyu kazıp çölün bağrından  su çıkaran müminler emiri Ali... Bu hutbeyi okuduğunda, kendisi  halifeydi, devlet başkanıydı; onun da savaşı vardı, barışı vardı,  siyaseti vardı, çalışmaları vardı, beytulmalı vardı, ülkesinin imarıyla  uğraşıyordu. Yani imam bunları söylerken, "dünyayı imar etmeyin,  yeryüzünü mamur hale getirmeyin" gibi bir şey söylüyor değildir,  maksadı, "kendinizi eksen almayın, dünyayı sırf kendiniz için  kullanmayın"dır. "Bütün imkanları kendiniz için istemeyin, hayattan  size düşen payı koparabilmek için dünyayı cehenneme çevirmeyin, kendi  istediğinize kavuşmak için başkalarına dünyayı dar etmeyin; para için,  pul için, mevki-makam, ve müreffeh bir yaşantı için başkalarının  hayatını zehir etmeyin!" demektedir o büyük insan.
                  Ey inananlar!  Takvalı olun. Takvalı olmak demek, insanın yaptığı her şeye dikkat  etmesi, kendisini daima kontrol etmesi demektir. Yaptığınız her şeye  dikkat edin; söylediğiniz her sözü, attığınız her adımı, aldığınız her  kararı ölçüp tartın, başkalarının zararına, toplumun aleyhine,  insanlığın aleyhine, kendi ahiretinizin aleyhine olmasın sakın ! İşte  bu dikkat ve bu hassasiyeti göstermek takvadır! Her Cuma, Cuma namazını  kıldıran imam, bu cümleyi kendisine ve cemaate hitaben tekrarlamakta ve  "sizi ve kendimi takvaya davet ediyorum!" demektedir.
                  Hepimiz bu tür  tavsiyeleri dinlemeye muhtacız, Cuma namazının başlıca önemli  boyutlarından biri de budur zaten. Ben de buradan hareketle Cuma  namazıyla ilgili sözüme geçmek istiyorum.
                  Biz bu görkemli Cuma  namazlarını ülkemizde gerçekleşen İslam İnkılabı'na ve rahmetli İmam'a  borçluyuz. İnkılaptan önce ülkemizde Cuma namazı sıfırlanmıştı adeta,  ister kıldırılan yer sayısı, ister cemaatin katılımı, isterse  hutbelerin niteliği açısından olsun, birkaç istisna dışında durum  sıfırdı hemen hemen. Ancak, inkılaptan sonra İran'da kılınan Cuma  namazı, İslam ülkelerinin Cuma namazlarının başında yer alır oldu. Bu  abartma değildir; Tahran ve diğer şehirlerle kasabalarda kılınan  bininci Cuma namazındayız şimdi, bin Cuma günü geçti ve katılan cemaat  açısından bütün İslam dünyasında bazen eşsiz, bazen de eşine ender  rastlanır Cuma namazları kılındı... Hutbeler, yapılan konuşmalar ve  atılan sloganlar açısından da tam anlamıyla benzersizdir bizdeki Cuma  namazları. Keza insanların gönlünde, ruhunda, siyasi görüş ve önemli  kararlarında bıraktığı iz ve etki açısından da dünyanın hiçbir  ülkesinde benzeri yoktur bu Cuma namazlarının...
                  Sekiz yıl süren  mukaddes müdafaa savaşımız bu Cuma namazlarından güç aldı ve yine bu  Cuma namazlarında stratejiler belirlendi. Bu inkılabın en çetin yılları  ve en zor dönemi olan 1979-1981'li yıllar İmam, ülke ve inkılab  aleyhine büyük komploların tertiplenip uygulandığı yıllardı ve o  yıllarda o komplolar hep bu Cuma namazlarında bozuldu.Bu müddet  zarfında insanlar; Tahran ve diğer şehirlerdeki Cuma imamlarından duyup  öğrendiler güncel meseleleri; adil imam ve güvenilir müminler bu Cuma  imamlarının dilinden duyup haberdar oldular dünyanın ve memleketin  meselelerinden; böylece olup bitenleri günü gününe izleyip tahlil  edebilen bir halk yetişti. Dünyanın hiç bir yerinde böyle bir şey  yoktur bugün; inkılabın bereketlerindendir bu.
                  Bu hususta iki nokta  çok dikkat çekicidir: Birincisi, inkılabın ilk gününden başlayarak  bugüne değin süregelmiş bulunan bir "Cuma namazı düşmanlığı"dır. Her  hafta İslam düşmanları tarafından Cuma namazına karşı yoğun bir  propaganda başlatılıyordu; tuhaf bir takım şeyler söylüyorlardı; ama bu  yüzden yadırgamamak gerekir onları aslında, çünkü İran milletini  tanımıyorlardı, bu nedenle de kendi zararlarına olacak şeyler  söylüyorlardı. Düşman seslerle ecnebi radyoların İran halkı konusunda  fikir belirtip konuştukları birçok yer gibi tıpkı... Aslında İran  milletinin nazarında kendi kendilerini rezil ediyorlar bunlar; İran'ı  ve İran'ın müslüman halkını hiç tanımadıklarını, bu konuda hiç bir şey  bilmediklerini göstermiş oluyorlar aslında. Cuma namazına katılan  cemaati güldüren şeyler söylüyorlardı. ‘Tahran'da Cuma namazına  katılanlara şu kadar para, şu kadar erzak veriliyor' diyorlardı !  Halbuki hakkında bu komik iftiranın yapıldığı bu insanlar, o büyük  savaşı mali yardımlarıyla destekleyen insanlardı. Tahran'da kılınan o  Cuma namazlarında bu halkın yaptığı para, erzak ve sair yardımlar  cepheye doğru sel gibi akmadaydı ! İran'lıyı tanımayan bu cahiller, bu  millet hakkında bunca cefa etmede, bunca yalanlar düzmedeydi işte !
                  Propagandayla  yetinmediler, Cuma namazına kanlı saldırılarda bulundular. Beş ünlü ve  saygın Cuma imamını şehid ettiler: Şehid Ayetullah Gazi, Şehid  Ayetullah Medeni, şehid Ayetullah Saduki, Şehid Ayetullah Destgayb,  Şehid Ayetullah Eşrefi ! Halkın her hafta şevkle arkasında namaza durup  imametlerinde namazlarını ikame ettiği bu beş yaşlı müçtehid, muttaki  ve yiğit alimi halkın gözleri önünde Cuma namazlarında şehid ettiler.  Birçoklarına da suikast tertiplediler, ama Allah'a hamdolsun, bir şey  yapamadılar. İşte şu Tahran Cuma namazı; işte şimdi hepinizin bulunduğu  şu mahalde neler olduğunu, nasıl olayların vuku bulduğunu çoğunuz  hatırlıyorsunuzdur. Tahran'ın günde bir kaç kez füze saldırılarına  uğradığı ve epey uzun süren o dönemlerde bile halk, kalabalık bir  şekilde ve şevkle Cuma namazına katılmadaydı. Bir ara, 50 gün veya iki  ay boyunca düşman füzeleri bu şehri hem gece , hem gündüz vurduğu halde  müslüman halkımız, her zamankinden daha yoğun ve daha bir şevkle  katıldı Cuma namazlarına o günlerde... Durum tehlikeliydi ve  insanlarımız, böylece bu Cuma namazlarına katılmakla kendilerini bile  bile tehlikenin kucağına atıp düşmana meydan okumakta ve Allah rızasını  kazanmak için her zamankinden daha fazla katılım göstermekteydiler Cuma  namazlarına.

O Cuma namazlarını hala  hatırlarım; şimdi namaz kılınan bu mahalde, namaz sırasında sağa sola  düşen füzelerin sesleri ve ani patlamalar hala hatırımdadır. Yine  buradaki Cuma namazına düşman kanlı bir bombalı suikast düzenlemiş ve  işte, şurada namaza gelen cemaatin gözleri önünde nice müminlerimiz  kanlar içinde şehid düşmüştü !
                Ama bütün bunlara rağmen bu halk  yılmadı, sinmedi, dağlar misali dikildi yine de. Ben de o gün, burada,  şimdi durduğum yerde durmuştum ki o patlama vuku buldu. Önce füze veya  hava saldırısı zannettik, Cuma namazının dağılacağını düşünerek  üzüldük, ama bu yiğit halkı kimse tanıyabilmiş değil hala; çünkü şu  saflarda zerrece bir kıpırdanma bile olmadı; Allah biliyor ya, kimse  safını bile bozmadı burada ! Patlamanın olduğu noktada çok kısa bir  çalkantı yaşandı, yaralılarla şehidler hemen kaldırıldı ve halk, aynı  yerde soğukkanlılıkla oturup hutbeyi dinlemeye devam etti!
                Bu Cuma namazı böyle sahnelere şahid olmuştur işte !
                İşte bu tür etki ve bereketleri nedeniyledir ki Cuma namazı; bu yirmi yıl zarfında düşmanın en yoğun saldırılarına maruz kaldı.
                İkinci nokta budur işte; bütün bu düşmanlıklara rağmen halk, bu yirmi yıl boyunca Cuma namazlarının tazeliğini itinayla korudu.
                Kışın  çetin soğuklarında, yazın kavurucu sıcağında, Tahran'ın malum Temmuz ve  Ağustos sıcaklarında çeşitli şartlar altında kadın-erkek, herkes kimi  zaman buzların üzerinde, kimi zaman kar üzerinde, kimi zaman yoğun  yağışların altında ve kimi zaman da fırın gibi ısınan asfaltın üzerinde  kıldı Cuma namazlarını... Üstelik şu bölümün üstü o zamanlar açıktı,  yazın güneşi, baharın yağmuru ve kışın karı her tarafı kaplayıveriyordu  öylece... Bu şartlar altında Müslüman halkımız bu Cuma namazlarını  yıllarca korumuş bulunuyor, böylece Tahran Cuma namazı, bütün ülkenin  cumaları için bir eksene dönüştü. Allah'a hamdolsun bugün ülkemizin  dört bir bucağında Cuma namazları kılınmaktadır; halk toplanmakta ve  halkın güven duydukları seçkin insanlar, konuşma ve hutbelerinde dini,  ideolojik ve siyasi meseleleri açıklayıp izah etmektedirler.
                Cuma  günü cemaat takva niyetiyle toplanmakta ve bir takva cemaati  oluşmaktadır. Günlük namazlar nasıl insanı gafletten kurtarıyor ve  günün ayrı ayrı vakitlerinde de devamlı bireyi Rabbinin huzuruna  çıkararak O'nu anmasını sağlıyorsa, Cuma namazı da toplum üzerinde aynı  etkiyi bırakmakta, aynı rolü ifa etmektedir. Cuma namazına gelen  cemaat, Allah'ı zikredip takvada bulunmak amacıyla oluşan bir  cemaattir, birkaç günlük bir aradan sonra, tekrar Cuma geldiğinde  insanlar yine Allah'ı anmak ve takvalı olmak için toplanmaktadırlar; bu  böylece sürüp gitmekte ve ferdi ve içtimai boyutlarda oluşan bu takva  düzeni kesintisiz olarak sürebilmektedir. Kadın-erkek, genç-ihtiyar,  her kesimden insanlar Cuma namazına katılmakta ve ona tazelik  kazandırmaktadırlar; böylece toplum canlanmakta, taptaze bir ruha  kavuşmakta, imanını tazelemekte ve takvasını arttırmaktadır.
                Ya Rab  ! Evliyalarının yüzü suyu hürmetine; bu güzel sünnet ve bu güzel  geleneğin ülkemizde canlanmasını sağlayan rahmetli İmam Humeyni'nin  büyük ruhunu kıyamete değin şad eyle ve evliyalarınla birlikte haşret  onu ! Ya Rab ! Bu yolda zahmetlere katlanan ve Cuma namazlarına katılıp  bu büyük toplantıları ihya eden halkımıza kendi katından fazilet,  bereket ve lütuflarını ihsan eyle !
                Gençlere tavsiyemdir: Cuma  namazının kıymetini bilin ! Cuma namazı sizlere aittir ! Şu noktayı  bütün halk kesimlerine arzediyorum: Cuma namazını canınızın ve  ruhunuzun cilası, neşesi edinin, insanın ruhu ve tefekkürü Cuma  namazında taptazeleşir, Cuma namazlarını kılmaya özen gösterin!
                Başta  bütün Cuma imamları gelmek üzere bütün Cuma namazı yetkililerinin,  halkımızın ihtiyaç duyduğu manevi azığı en iyi şekilde hazırlayıp en  güzel tarzda beyan etmelerini ümid eder, hak aşığı mümin halkımızın  zihni ve canı için gerekli azığın zağlanmasını dileriz. Birinci  hutbenin duayla tamamlanması tavsiye edilmiş olduğundan birkaç cümlelik  bir duada da bulunmak isterim: Ya Rab! Muhammed ve al-i Muhammed ‘in  yüzü suyu yürmetine ! İslam ve müslümanlara nusret nasib eyle ! İslam  düşmanlarını ez; gönüllerimizi sana aşina kıl ! Bizlere duada  bulunmayı, tevbe ve istiğfar etmeyi nasip buyur! Ya Rab ! Halkımızın  müşküllerini halleyle, düğümlerini çöz, dertlerine devâ ver ! Ya Rab !  Bu milletin namert düşmanlarını, hak ettikleri akibete uğrat ! Ya Rab!  Bu mümin, büyük, hak aşığı, alnı açık ve şerefli halkı sana beslenen  iman ve seni yadetme zikriyle günden güne daha iyi bir hal üzere götür,  gönüllerini senin aşkınla mamur edip, iman nuruyla coştur !
                ‘Asra  yemin ederim ki insan gerçekten ziyan içindedir. Bundan ancak iman edip  iyi amel işleyenler,birbirlerine hakkı tavsiye edenler ve sabrı tavsiye  edenler müstesnadır.'

Bismillahirrahmanirrahim,
                Allah'a hamd, Resulüne ve mutahhar Ehl-i Beyt'ine salat ve selamdan sonra...
                Bininci  Cuma namazının ikinci hutbesinde siz kardeşlerime şunu arzetmek  isterim: Aziz kardeşler ! Takva azığını hazırlamayı unutmayın ! Hem  kendinizi, hem birbirinizi takvalı olmaya ve Allah'tan çekinmeye davet  edin ! Evde ana babalar çocukları, çocuklar da anne babalarını ve  birbirlerini takvaya çağırsın, işyerinde ve toplumun her kademesinde  herkes birbirini Allah'tan çekinmeye ve takvalı olmaya davet etsin !  Birbirinize hayra davet edin, iyi nasihatte bulunun. Aramızda  takvasızlığın oluşmasına, toplumda takvasızlığın yayılmasına meydan  vermeyin.
                Bugün ikinci hutbede sizlere kısaca arzetmek istediğim iki  nokta var: Biri siz değerli halkımıza, rehberi tayin ve rehberlik  çalışmalarına nezaretle görevli uzmanlar meclisi olan "Meclis-i  Hubregan"ın seçimlerine gösterdiğiniz yoğun ve görkemli katılımdan  dolayı teşekkürde bulunmak; diğeri de son zamanlarda Filistin halkı  aleyhine tertiplenin şu yüzkarası anlaşma hakkında kısa bir  hatırlatmada bulunmaktır.
                Her şeyden önce tarihta bugünün yerine  değineyim; biliyorsunuz, ülkemizde bugün gençlik ve gençler günü olarak  anılmaktadır ve Hüseyin Fehmide adlı gönüllü savaşçı gencimizin  gösterdiği kahramanlık ve şehadet münasebetiyle bugün gençlik günü  olarak adlandırılmıştır. Bu olay, hakiki ve özel kişilerin, mitolojik  ve destansı kişiliklere dönüştüğü olaylardan biridir. Tarihimiz bu  örneklerle dolu bir tarihtir; öyle olaylarla doludur ki bugün  söylenecek olsa destan sanılır; ama destan değildir, gerçekten vuku  bulmuştur. Böyle örnekleri bizler defalarca görüp duyduk, defalarca  bizzat şahit olduk ki bunların en güzel misallerinden biri, gönüllü  olarak cepheye giden bu küçük yaştaki gencimizin şehadetidir. Şehid  Fehmide 13 yaşındaydı, ama olgunlaşmıştı, gelişmişti, bilinçli, azimli  ve iradeliydi, kararlıydı; ülkesini ve İmam'ını tanımıştı, düşmanı da  tanımıştı, kendi varlığının önemi ve yapacağı işin büyüklüğünü  kavramıştı; bizzat gidip bu birikimlerini ülkesinin onuru, inkılabın  geleceği ve müslüman halkın maslahatı için takdim etti Rabbine! Vücudu  gitti, ama ruhu dipdiri kaldı, anısı ebedileşti, bir destana dönüştü ve  diğerleri için "örnek" oldu.
                Sevgili gençler ! Gençlik çağına adım  atmakta olan siz sevgili çocuklar; hepiniz ülkenizin kaderinin  şekillenmesinde etkili olabilirsiniz ! Evet, bugün Hüseyin Fehmide  olmak gerekiyordu, bir başka gün, başka bir örnek sergilemek gerekir.  Dini, kültürel, siyasi ve ahlaki alanlarda, geleceği düşünmede, topluma  ümit aşılamada, çevresine coşku ve canlılık kazandırmada bireyin ve  toplumun yüzakı olan dindarlık, İslam şeriatine bağlılık Allahu  tealanın emir ve hükümlerine teslimiyet gibi daha nice konularda da  mücadelede bulunulabilir ! Evet, bu konularda can vermek yoktur; ama  gayret, çaba, irade ve kararlılık gerektiren şeylerdir bunlar...  Hepiniz okullarda, üniversitelerde, iş yerlerinde önemli roller  oynayabilir ve etkili olabilirsiniz. Dindar, hayat dolu, neşeli, dürüst  ve çevresine ümit aşılayan gençler bir tarihi sigorta edebilir, bir  milletin geleceğini garantileyebilirler. Bu nedenledir ki süper güçler,  siyonistler, kartelciler ve dünyayı sömürenler gençlerin ahlakını  bozmak, onların ümit ve iradesini ellerinden almak, geleceği onlara  karanlık göstermek, geleceğe umutsuzca bakmalarını, buhran geçirmeleri  ve psikolojik kaoslara sürüklenmelerini sağlamak istemektedirler. Bugün  dünyanın bu cihetteki gidişatının bir tesadüf olduğunu sanmayınız sakın.
                Tabii  ki ülkemizin siz sevgili gençleri aleyhinde iğrenç emelleri olanlar,  size yönelik çok planlar yaptılar, ama Allah'a hamdolsun muvaffak  olamadılar; bunda da sizin uyanık ve bilinçli olmanızın etkisi oldu, bu  uyanıklık ve bilincinizi arttırın, okullarda ve üniversitelerde İslami  ilimleri doğru şekliyle öğrenmeye çalışın, dini ve ahlaki prensiplere  uymaya özen gösterin. Yirmi yıldır kalkınma çabaları içinde olan ve  sizin döneminizde ileriye doğru bunca adımlar atmış bulunan bu ülkeyi  her açıdan zirveye ulaştırın, bu sizin elinizdedir, bunu  yapabilirsiniz. Bunun için kendinizi şimdiden hazırlayın, bunun ilk  şartı da takvalı olmaktır, takvalı olun, zeki olun, düşünün,  dostu-düşmanı bilip tanımayı öğrenin.
                Uzmanlar Meclisi konusunda siz  değerli halkımıza samimi ve içten teşekkürlerimi bildirmek isterim.  Seçimlerde gerçekleşen bu olay ve halkımızın geniş katılımı düşmanı,  güç sahipherini, kindar yorumcuları hayrete düşürdü. Onlar, bu seçime  en fazla 4-5 milyonun katılacağını ve bunun da ancak propagandalarla  mümkün olabileceğini hesaplamışlardı. Kendi akıllarınca, Uzmanlar  Meclisi'nin halk desteğinden mahrum kalacağını zannetmişlerdi. Kimi  dört milyon dedi, kimi beş, kimi altı, kimi sekiz milyon; ama bu  seçimdeki oyların, önceki seçimden %50 daha fazla olabileceği  hiçbirinin aklının ucundan bile geçmedi. Yaklaşık 18 milyon insan gelip  öyle adaylara oy veriyor ki ne yol yapacaktır onlar için, ne su, ne  elektrik vaadlerinde bulunmuştur... Sırf dini bir sorumluluk duyduğu,  manevi bir mesuliyet hissettiği için oy verdi bu insanlar... Kendi  ülkelerini tanıdıkları, Uzmanlar Meclisi'nin rolünü ve önemini  kavradıkları için oy verdiler,bu çok büyük bir olaydı ve düşman da  olmadık propagandalarla bu büyük olayı pek küçükmüş gibi göstermeye  çalıştı.
                Propagandacıların işi budur zaten, onlar sadece bu işi  yaparlar ve bir şeyi söylerler, ama önemli olan onlara bu  propagandaları yaptıranlardır, olayın gerçekte ne olduğunu ve vuku  bulan şeyin ne kadar büyük bir vak'a olduğunu kendileri çok iyi  bilirler.
                Siz İran milleti bu büyük ve görkemli seçimle ülkenizi  sigortalamış oldunuz. Halkımızın meydanlarda hazır olduğunu, din ve  inkılap değerlerine bağlı bulunduğunu, din alimlerimize saygı ve sevgi  beslediğini, taklid mercii büyük din uleması ve devlet yetkililerinin  tavsiyelerini dinlediğini düşmana göstermiş oldunuz. Uzmanlar Meclisi  seçimi ve bu seçimin yankıları ve etkilerini doğurduğu sonuçlar, dost  ve düşman için şaşırtıcı, kalıcı ve derin izlerdi... Düşmanın bu meclis  aleyhinde onca propaganda yapmasının nedeni de buydu zaten; bir yıl  boyunca büyük paralar harcadılar, bu seçimleri sabote edebilmek için  çırpındılar, propagandalar yaptılar, önemini küçültebilmeye yetmedi  güçleri; durmadan telkinlerde, temennilerde bulundular, sürekli "halk  bu seçimlere katılmayacak, herkes boykot edecek" dediler, ama her şey,  onların dediğinin tam tersi çıktı, aksi ispatlandı. İran milleti  fevkalade zeki ve uyanık davranıyor bu durumlarda; bunu bütün dünya  gördü gerçekten. Siz, İran İslam Cumhuriyeti nizamı ve ülkenizin  inkılabı için onur getirdiniz, saygınlık kazandırdınız. Bu muazzam halk  hareketinde etkili olan herkese gönülden teşekkürü borç bilirim.
                Büyük  taklid mercii ulemanın bu meydanda boy göstermesi çok etkili oldu  tabii. Söylenip durulan ayrılık-gayrılıkların yalan olduğunu herkes  gördü, bütün halkımız İslam sancağı altında elele verip kenetlendi.  Siyasi gruplar ve üst düzey yetkililer gelip konuştular, çeşitli siyasi  kesimlere mensup olanlar; bazılarının sağ, sol, aşırı, reformist vb.  gibi kelimelerle adlandırdığı ve gerçekleri yansıtmayan ve nifak  çıkarmaktan başka amaç taşımayan lakaplarla isimlendirilen gruplar  kenetlendiler, yetkililer ve siyasi akımlar etkilenmediler bu maksatlı  söylemlerden. Herkes, ülkenin maslahatını görüp seçimlere katıldı, ama  tabii farklı katılımlar oldu, kimi az, kimi çoktu. Bazı dikkatsizlikler  de olmadı değil, ihmaller de olmadı değil, böyleleri için tecrübe olur  inşallah, bu tür meselelere daha bir ciddiyetle eğilirler bundan  böyle...
                Halkımız fevkalade büyük bir olay yaşadı, katılım çok  genişti gerçekten. Basın ve bilhassa Radyo Televizyon Kurumu, üzerine  düşen vazifeyi hakkıyla yerine getirdi, teşekküre değer bir çalışma  sergiledi.
                Yöneticiler, içişleri bakanlığı ve Anayasayı Koruma ve  Kollama Şurası görevini çok iyi yaptı, bütün karalamalar ve maksatlı  söylentilere rağmen sabır, iman ve soğukkanlılıkla görevini yaparak  kamu sorumluluklarını hakkıyla yerine getirdi. İçişleri görevlileri  geceli gündüzlü çalıştı, seçim sandıklarını en ücra noktalara kadar  götürdü, oyların sayımını en kısa zamanda tamamladı, neticeyi halka  bildirmede gecikmedi. Bütün bunlar teşekküre değer ve ecri Allah  katındadır elbet.
                Oy vermeyi pek istediği halde veremeyenler oldu  tabii, yolculukta olan, beklenmedik müşkülatları bulunan nice  kardeşlerimiz oylarını kullanamadı elbet, kimi uzak köylerde de oyunu  kullanamayanlar oldu, ama hepsi de niyetleri gereğince Allahu tealanın  sevabına nail olur inşallah. Bir de hakikati bildiği halde oy  vermeyenler olduysa, meseleleri yanlış anlayarak oylarını kullanmamış,  ama iyi niyet taşımış olanlar olduysa onlara da Allahu teala sevap  kazandırır inşallah.
                Bu arada halkın oy kullanmaması için ısrarla  çabalayan, maksatlı bazıları da yok değildi tabii ki... Böyleleri  bizden değildirler. Rahmetli İmam Humeyni'nin döneminde de aynı siyasi  akımlar, aynı tavrı sergilediler bütün seçimlerde; hep muhalefet  gösterdiler, hep olumsuz tavırlar takındılar, söylentiler yaydılar;  şimdi de aynı tavırlarını sürdürüyorlar. Bunlardan da bundan başka  tavır beklenmiyordu zaten. Umarız bu başarılı tecrübe, halkımız için  daha fazla ilerleme ve ümitlere yol açar ve Uzmanlar Meclisi kanuni  görevlerini yerine getirir inşaallah.
                Rehberi tayin ve rehberlik  çalışmalarını nezaretle yükümlü bulunan Uzmanlar Meclisi'nin vazifesi  çok önemlidir. Bu ülkenin yönetim ve idaresini üstlenecek bir rehberin  seçilmesi gerektiğinde bu meclis hazır olmalı, rehberi belirlemelidir.  Sonra da rehberlik için gerekli bilgi, ilim, amel, tedbir ve diğer  şartlara haiz olarak seçtiği bu şahısta bütün bu özelliklerin sürekli  bulunmasına dikkat edecektir. Uzmanlar hem işin başında, hem de  devamında sorumludurlar, gözetleme, gözlem,kontrol ve anlamakla  yükümlüdürler; bunlar son derece önemli sorumluluklardır. Evet,  Uzmanlar Meclisi'nin çalışma tarzı günlük değildir, yılda azami bir  veya iki toplantıları olur; ama komisyonları, heyetleri vardır,  toplanır konuşurlar, görüşürler, çalışmalarını yürütürler. Bu iş akıllı  ve zeki insanların kavrayabileceği bir ehemmiyete haizdir. İran milleti  de bunu kavramış olmakla zeki ve akıllılıklarını göstermiş oldu. Ya Rab  ! Bu yolda çaba gösteren herkesi lütuf ve kereminin sevabına eriştir  inşaallah !
                Ele almak istediğim bir diğer konu da siyonistlerle,  kendilerini Filistin halkının temsilcisi olarak görenler arasında  tekrar imzalanan şu utanç verici anlaşmadır. Ben bu konunun  teferruatına girmek istemiyorum; bu, meselelerin teferruatını halkımıza  açıklamakla yükümlü bulunan radyo televizyon kurumuyla ülke  yetkilileri, dışişleri ve diğer sorumluların vazifesidir, bu iğrenç ve  tehlikeli anlaşmanın içyüzünü onlar açmalıdırlar halkımıza ve dünya  müslümanlarına. Bundan yaklaşık iki yıl önce imzaladıkları o  anlaşmaların hiçbiri henüz uygulamaya geçirilmediği halde kalkıp bir  anlaşma daha imzaladılar, mazlum Filistin halkı, Filistin ülkesinin %  100 aleyhine, arap dünyasının, İslam dünyasının % 100 aleyhine olan bir  anlaşma hemde!...
                Amerika'lılar meseleyle gerçekten yakından  ilgilendiler, sebebi de, buna ihtiyaçlarının olmasıydı, hem Amerika  cumhurbaşkanının halihazırda yakalandığı kişisel problemler, hem  Amerikan diplomasisinin Ortadoğu olayında yaşadığı fiyaskoyu örtbas  edebilmek için yakından ilgilenmeleri icabetti tabii ki... Bizzat  Amerika'lılar da, sözüm ona Filistin Kurtuluş Teşkilatı'yla siyonist  İsrail arasında imzalanan anlaşmaların kuru bir kağıttan öte hiç bir  anlam taşımadığını ve hiç bir garantisinin de olmayacağını defalarca  açıkça söylediler zaten! Diplomasi konusundaki zayıflığı ve meseleyi  inceleme bağlamındaki kifayetsizliği nedeniyle bu konuda Amerika bütün  itibarını yitirdi ve tam bir rezalet yaşadı. İç ve dış alanda daha bir  çok etken de sözkonusudur. Oturup bir kaç haftaya sıkıştırdılar  meseleyi, alelacele oturup kendisini Filistin halkının temsilcisi  olarak gören birine imzalattılar bu anlaşmayı... Hakir ve alçak birine,  hain birine !.. Bencillik ve dünyaya düşkünlük batağına saplanmış bir  zavallıya ! Filistin direnişinin bir üyesi olarak adlandırılmaya bile  layık olmayan bu sefil adamı Filistin direnişinin lideri olarak lanse  ettiler. Bu adam aslında Filistin direnişini bastırma vazifesini  üstlendi orada, yani inkılapçı Filistin'li müslümanların siyonist  İsrail devleti için oluşturmayı başardıkları büyük problemi çözmeyi bu  adam üstlendi, İsrail'lilerin, karşısında acze kapıldığı bu direnişi  bastırmayı bizzat bu adam kendi uhdesine aldı ! Siyonistlerin yükünü  kendisi omuzladı ve onların yükünü hafifletmiş oldu! Bu sefil hain  adam, düşmanın işini kolaylaştırdı! Filistin'in inkılapçı  müslümanlarının başına iş açmaya yelteniyor yani ! Amerika'nın çirkin  müdahalesi ve sultacı, hegemonyacı tutumunu güçlendirip, ona meşruluk  kazandırmaya çalışmış oldu !
                Dahası, her 15 günde bir, siyonistlerle  Arafat'ın çetesi bir araya gelip bu çalışmaların gidişatını  değerlendirecekler... Arafat, Amerika'lılarla toplantı yapıp onlara  rapor verecek, "şu işleri yaptım, şunları gammazladım, şu adamları  tutukladım, şu şahısları hapse attım, şunları şöyle cezalandırdım"  diyecek!.. Hapse attığı birini serbest bırakacak olsa, Amerika'lılar  "bu adam inkılapçı biriydi, neden onu serbest bıraktın !"diye  çıkışacaklar ona. ‘Niçin görevinde ihmalkarlıkta bulundun ?! Neden  falancayı tutuklamadın?' diye hesaba çekecekler onu!..
                Burada  İsrail, rapor verecek olan taraftır, listeyi İsrail hazırlayacak yani;  Amerika yargıçtır, mahkeme reisidir ve hüküm verecek olan taraftır,  sayın Yaser Arafat efendi de bu mahkeme reisinin vereceği kararların  icrasından sorumlu tutulacak kimsedir!
                Yuh olsun bu aşağılık  insanlara ! Bu satılmışlar güruhu, Filistin halkını biçilmiş ekin gibi  katletmek için bir araya gelmiş bulunuyor. Ama bu, işin görünen  tarafıdır, bu anlaşma ve işbirliğinin asıl gayesi, Filistin'lilerin  elindeki bir avuç toprağı da almak ve uzun vadede onları şimdi  oturdukları yerden atmaktır ! Görünüşte, inkılapçı Filistin'lileri  sindirmek için anlaştılar; ama asıl gayeleri bunu da aşıyor; siyonist  İsrail, Filistin'lilere bu kadarını da fazla görüyor artık,  Filistinli'ye bugün elinde kalan şu bir avuç toprağını da çok görüyor,  onları alabildiğine sıkıp, kendi topraklarını yaşanılmaz bir hale  getirmek istiyor, böylece Filistin'liler, kendi topraklarında rahat  yaşayabilmek için, topraklarını işgal eden siyonistlere hizmetkarlıkta  bulunmak zorunda kalacaklar ! Arafat bu ihanetiyle Amerika'yı bu işe  sokmuş oldu, CIA'nın bu işe daha fazla müdahelede bulunmasına yardımcı  oldu ve Filistin'li direnişçilerin işini zorlaştırdı, daha doğrusu  zorlaştırdığını sandı, zira bu onların kuruntusudur sadece!..
                Bununla,  yüzü kara siyonistlerin güven ve memnuniyetini sağlamak istiyorlar ki  bunu yapamayacaklar tabi!.. Yapamayacaklarından emin olsunlar !  Siyonistler önce İngitere'nin, sonra da Amerika ve daha bir çok ülkenin  yardımıyla ve akla hayale gelmeyecek işler ve terör eylemleriyle,  etrafa korku ve dehşet salmak suretiyle bugünkü işgal altındaki bu  topraklarda bu siyonist işgal devletini kurmayı başardılar, kırk-elli  yıldır bu topraklardalar şimdi;ama bir mesele var ki onu hala  halledebilmiş değiller! O da, oturduğu yeri gasbetmiş olan bu siyonist  işgalci adam, gasbederek oturduğu bu eve güven duymamakta, rahat yüzü  görememektedir! Evet , bu bir gerçektir şimdi! Paraları var, modern ve  süper modern ötesi teknolojileri var, dünya müstekbir güçlerinin siyasi  desteği var, silahları var, işkence aletleri var, Filistin'lileri  heryerde izleme imkanları var, hatta Filistin'li çocukları okullarında  bile izlemekteler, bütün bu imkanlara sahipler, ama Allahu teala bu  rahatına düşkün ödlekler güruhundan rahatı almış, emniyeti almış,  huzuru almıştır!.. Filistin hala hayattadır çünkü! Filistin milleti  dipdiridir çünkü! Çünkü Filistin'li gençler hayattadırlar, diridirler  hala!
                Siyonistlerle yardakçıları Filistin'i dünya haritasından  silmek istediler. Filistin'in adını unutturmak istediler. Filistin  milletini eritip tüketmek, bitirmek istediler, diğer milletler içinde  sindirip yoketmek istediler, Filistin'in adını bile tarihten silmek  istediler... Ama bunun tam tersi oldu...
                Filistin milleti 1948'den  bu yana günbegün güçlendi, daha kararlı, daha bilinçli hale geldi,  nüfusu giderek arttı, seçkin şahsiyetleri giderek arttı. Evet,  Filistin'liler geçmişte zayıftı, siyonist yahudiler onların evine girip  kendi evlerinden dışarıya attı onları horlayarak, hakaret ederek kendi  topraklarından kovdu onları, ama bugün Filistin'liler öylesine bir güç  kazanmış, öylesine bir hale gelmişlerdir ki her türlü imkana sahip  milyonluk siyonist yahudilerin yüreğine korku düşürmüş, onları  saraylarında, yahudi sitelerinin ta içinde, tarla ve iş yerlerinde  huzur ve güvenlikten mahrum etmiştir!
                Evet, siyonistlerin her  şeyleri var bugün, ama işgal ettikleri Filistin topraklarında yaşama  imkanları yok. Güvenleri yok! Huzur ve asayişleri yok!
                Bu ihanet  anlaşmasını bunun için imzalattılar işte; halkına ihanet eden birkaç  Filistin'li işbirlikçinin eliyle güven ve huzurlarını  sağlayabileceklerini umuyorlar. Kendileri denediler bunu,denediler ve  beceremeyeceklerini anlayınca Arafat vesilesiyle güvenliklerini  sağlayabileceklerini zannedip ona yöneldiler. Ama ben, şunu söylüyorum  burada: Filistin halkı siyonistlere düşmandır! Siyonistlerin  işbirlikçilerine de büsbütün düşmandır ve bunun Yaser Arafat olması  hiçbir şeyi değiştirmez.
                İslam dünyasının, Filistin milletinin onuru, din ve Allah yolunda mücadele eden insanların onuru günbegün artacaktır inşaallah.
                Hutbemi  bitirmeden önce, Ehl-i Beyt nurlarından İmam Cevad'ın doğum günü  münasebetiyle de tebriklerimi arzederim. Nitekim Receb ayı dualarında  "Ya Rabb bu mübarek ayda dünyaya gelen kutlu kullarının yüzü suyu  hürmetine" diyerek yakarılmaktadır Allah'a. Bu mübarek ay hem İmam  Hadi, hem İmam Cevad hazretlerinin doğum günlerini içeriyor, her iki  münasebetle de sizleri tebrik ederim. Siz ve kendi namıma bu iki  hidayet imamının doğum gününü kutlarım. Allahu teala dünya ve ahirette  bizleri tam bir iman, ihlas ve sadakatle onların takipçisi kılıp  onların ahlak ve bilgisinden, yüce kişilik ve şefaatinden mahrum  eylemesin ve ahirette bizi onlarla haşretsin inşaallah.
                Allah'ın selam, rahmet ve bereketi üzerinize olsun...


Total Visit: 260
Total Rank: 0
Total Rankers: 0
Total Comments: 0

Oy vermek için yetkiniz yok. Lütfen giriş yapınız.