Bismillahirrahmanirrahim, Bugün 1000. Cuma namazını kılmaktayız siz mümin ve hak aşığı kardeşlerle birlikte. Rahmetli İmam'ın başlatmış olduğu bereketli ve kalıcı girişimlerden biri de buydu; o büyük insan, İslâmi toplumumuza Cuma'nın bereketini kazandırdı. Birinci hutbemde ilkin biraz Cuma namazı hakkında konuşacağım. Receb ayında bulunduğumuz ve bu mübarek ayın dua, ilahi yöneliş ve tevessül ayı olup müminler emiri, muttakiler serveri, evliyalar sultanı ve ariflerin arzusu ve muradı olan Hz. Ali bin Ebu Talib'in de mübarek doğum yıldönümünü idrak etmekte olduğumuzdan, hutbemi o hazretin mübarek ismiyle teberrük etmek için İmam Ali'nin Cuma hutbelerinden birinden kısa bir bölümü de aktarmak istiyorum inşallah. Sözlerime başlamadan önce, inkılaptan bu yana Cuma namazına katılmaya özen gösteren siz hak aşığı halkımızla Cuma imamları ve namazla ilgili işleri takib eden yetkililer ve basın mensuplarına, bilhassa rahmetli İmam'ın emriyle Tahran'da ilk Cuma namazını kıldıran merhum Ayetullah Talegani'nin ruhuna teşekkür borçlu olduğumuzu hatırlatmak isterim. Keza, şimdi Hakk'ın rahmetine kavuşmuş olan merhum Ayetullah Rabbani Emleşi'yi de burada rahmetle anmak yerinde olacaktır; burada namaz kıldırıp da şimdi rahmete kavuşmuş olanların ruhu şad olsun. Tabii ki Cuma namazı sadece Tahran'da kılınmıyor, bu konuyu da daha sonra teferruatıyla açacağız inşallah. Merhum Meclisi'nin Misbah'ul Müteheccid'den naklettiği üzere Hz. Ali (S) Allah'a hamd-u senadan sonra başladığı ve fevkalade akıcı ve sürükleyici ifadeler kullandığı bir Cuma hutbesinde Hz. Resulullah (S) ile Ehl-i Beyt'ine salat ve selam gönderip kelime-i şehadeti tekrarlamakta ve ardından, sözlerine başlamaktadır. Ben burada bu fevkalade etkileyici hutbenin sadece bazı bölümlerini aktarmakla yetineceğim: ‘Ey insanlar! Sizleri Allah'tan çekinmeye ve takvalı olmaya davet ediyorum. Allah'a itaatin kıymetini bilin! Elinizden geldiğince O'na itaatte kusur göstermeyin. Şu gelip geçici ömrünüz boyunca elden geldiğince Rabbimize ibadet ve itaatte bulunmayı ihmal etmeyin. Ölümle birlikte size gelip çatacak olan o büyük sorunlara, insanoğlu için henüz meçhul olan o büyük problemlere karşı koyabilmek için şimdiden var gücünüzle salih ameller işlemenizi tavsiye ederim.' Evet, ölümün ne kadar büyük bir olay olduğunu bilmek gerekir; büyük evliyalar bile ölümü hatırlayınca korkuya kapılmaktadırlar. Ölüm sonrası başlamakta olan Berzah dünyasında karşılaşacağımız hayat ve bu hayatın hadiseleri öylesine büyük, korkunç, ürkütücü ve dayanılmazdır ki, bütün bunlardan haberdar olan evliyalar bile ondan çekinmektedirler. O müşkülat ve korkunç hadiselerden kurtulmanın bir tek yolu vardır; o da salih amel işlemek ve Allah rızası için çalışmaktır. Orada insanın imdadına koşabilecek tek şeydir bu. Hz. Ali bunu söylemektedir; müminlerin emiri, maddi ve manevi, zahiri ve batıni emiri, can ve cismin emiri olan kimse emretmekte ve "sizi zaten bırakıp gidecek olan şu dünyanın alını-pulunu bırakın artık" demektedir. ‘Bu kadar düşkün olmayın dünyaya, bunca bel bağlamayın maddiyata, zira bunların tamamı geçicidir, fanidir, son bulacak, çabucak elinizden gidiverecektir. Siz terk etmek ve elinizden kaçırmak istemeseniz de şu dünyalıklar, mevki, makam ve rahat yaşantı terk edecektir sizi. Siz vücutlarınızın sapasağlam kalmasını istersiniz ama dünya, vücudunuzu çürütüp toprak edecektir; siz günbegün güçlenmek isteseniz de şu dünya sizi yaşlandıracak, belinizi bükecek, zayıflatacak, gücünüzü takatinizi tüketecektir! Ey insanlar! Öyle bir yoldasınız ki hızla katedilmekte; önünüzde, ta ilerilerde size pek uzak görünen bir alamet var, onu görmekte hepiniz, ister istemez bu yol katedilecek, hepiniz ona ulaşacak, oraya varacaksınız. Bu yol, dünya yaşantınızdır sizin; görüp bildiğiniz o alamet de, ulaşılması kaçınılmaz olan ecel, bu dünya hayatının sonu ve akıbetimizdir. Gelip geçici olan mevki, makam, konum vb. şeyler için birbirinize düşmeyin, dünya için birbirinizle didişmeyin, kıskançlık etmeyin, dünya için rekabete girişmeyin. Dünyanın süsü ve güzelliği sizi büyülemesin, üç günlük dünya hayatının zorlukları karşısında gevşeyip teslim olmayın, acze kapılmayın. Bilin ki dünya nimetleri ve dünyevi çekicilikler yok olmaya mahkumdur. Güzellikler ve nimetler mutlaka geçip gidecektir; gençlik ve güzellik, yerini mutlaka ihtiyarlık ve bitkinliğe bırakacaktır. Aynı şekilde, zorluklar da çabucak bitecek, yerini kolaylıklara bırakacaktır. Bu dünya hayatının bütün zaman ve mekanları yokoluşa doğru bir hareket halindedir. Biliniz ki bütün canlılar yaşlanmaya, çürümeye ve ölüme doğru yol almaktadırlar.' Evet, bu muazzam hutbeyi irad eden Hz. Ali'dir; kendi elleriyle tarla ekip sulayan, kuyu kazıp çölün bağrından su çıkaran müminler emiri Ali... Bu hutbeyi okuduğunda, kendisi halifeydi, devlet başkanıydı; onun da savaşı vardı, barışı vardı, siyaseti vardı, çalışmaları vardı, beytulmalı vardı, ülkesinin imarıyla uğraşıyordu. Yani imam bunları söylerken, "dünyayı imar etmeyin, yeryüzünü mamur hale getirmeyin" gibi bir şey söylüyor değildir, maksadı, "kendinizi eksen almayın, dünyayı sırf kendiniz için kullanmayın"dır. "Bütün imkanları kendiniz için istemeyin, hayattan size düşen payı koparabilmek için dünyayı cehenneme çevirmeyin, kendi istediğinize kavuşmak için başkalarına dünyayı dar etmeyin; para için, pul için, mevki-makam, ve müreffeh bir yaşantı için başkalarının hayatını zehir etmeyin!" demektedir o büyük insan. Ey inananlar! Takvalı olun. Takvalı olmak demek, insanın yaptığı her şeye dikkat etmesi, kendisini daima kontrol etmesi demektir. Yaptığınız her şeye dikkat edin; söylediğiniz her sözü, attığınız her adımı, aldığınız her kararı ölçüp tartın, başkalarının zararına, toplumun aleyhine, insanlığın aleyhine, kendi ahiretinizin aleyhine olmasın sakın ! İşte bu dikkat ve bu hassasiyeti göstermek takvadır! Her Cuma, Cuma namazını kıldıran imam, bu cümleyi kendisine ve cemaate hitaben tekrarlamakta ve "sizi ve kendimi takvaya davet ediyorum!" demektedir. Hepimiz bu tür tavsiyeleri dinlemeye muhtacız, Cuma namazının başlıca önemli boyutlarından biri de budur zaten. Ben de buradan hareketle Cuma namazıyla ilgili sözüme geçmek istiyorum. Biz bu görkemli Cuma namazlarını ülkemizde gerçekleşen İslam İnkılabı'na ve rahmetli İmam'a borçluyuz. İnkılaptan önce ülkemizde Cuma namazı sıfırlanmıştı adeta, ister kıldırılan yer sayısı, ister cemaatin katılımı, isterse hutbelerin niteliği açısından olsun, birkaç istisna dışında durum sıfırdı hemen hemen. Ancak, inkılaptan sonra İran'da kılınan Cuma namazı, İslam ülkelerinin Cuma namazlarının başında yer alır oldu. Bu abartma değildir; Tahran ve diğer şehirlerle kasabalarda kılınan bininci Cuma namazındayız şimdi, bin Cuma günü geçti ve katılan cemaat açısından bütün İslam dünyasında bazen eşsiz, bazen de eşine ender rastlanır Cuma namazları kılındı... Hutbeler, yapılan konuşmalar ve atılan sloganlar açısından da tam anlamıyla benzersizdir bizdeki Cuma namazları. Keza insanların gönlünde, ruhunda, siyasi görüş ve önemli kararlarında bıraktığı iz ve etki açısından da dünyanın hiçbir ülkesinde benzeri yoktur bu Cuma namazlarının... Sekiz yıl süren mukaddes müdafaa savaşımız bu Cuma namazlarından güç aldı ve yine bu Cuma namazlarında stratejiler belirlendi. Bu inkılabın en çetin yılları ve en zor dönemi olan 1979-1981'li yıllar İmam, ülke ve inkılab aleyhine büyük komploların tertiplenip uygulandığı yıllardı ve o yıllarda o komplolar hep bu Cuma namazlarında bozuldu.Bu müddet zarfında insanlar; Tahran ve diğer şehirlerdeki Cuma imamlarından duyup öğrendiler güncel meseleleri; adil imam ve güvenilir müminler bu Cuma imamlarının dilinden duyup haberdar oldular dünyanın ve memleketin meselelerinden; böylece olup bitenleri günü gününe izleyip tahlil edebilen bir halk yetişti. Dünyanın hiç bir yerinde böyle bir şey yoktur bugün; inkılabın bereketlerindendir bu. Bu hususta iki nokta çok dikkat çekicidir: Birincisi, inkılabın ilk gününden başlayarak bugüne değin süregelmiş bulunan bir "Cuma namazı düşmanlığı"dır. Her hafta İslam düşmanları tarafından Cuma namazına karşı yoğun bir propaganda başlatılıyordu; tuhaf bir takım şeyler söylüyorlardı; ama bu yüzden yadırgamamak gerekir onları aslında, çünkü İran milletini tanımıyorlardı, bu nedenle de kendi zararlarına olacak şeyler söylüyorlardı. Düşman seslerle ecnebi radyoların İran halkı konusunda fikir belirtip konuştukları birçok yer gibi tıpkı... Aslında İran milletinin nazarında kendi kendilerini rezil ediyorlar bunlar; İran'ı ve İran'ın müslüman halkını hiç tanımadıklarını, bu konuda hiç bir şey bilmediklerini göstermiş oluyorlar aslında. Cuma namazına katılan cemaati güldüren şeyler söylüyorlardı. ‘Tahran'da Cuma namazına katılanlara şu kadar para, şu kadar erzak veriliyor' diyorlardı ! Halbuki hakkında bu komik iftiranın yapıldığı bu insanlar, o büyük savaşı mali yardımlarıyla destekleyen insanlardı. Tahran'da kılınan o Cuma namazlarında bu halkın yaptığı para, erzak ve sair yardımlar cepheye doğru sel gibi akmadaydı ! İran'lıyı tanımayan bu cahiller, bu millet hakkında bunca cefa etmede, bunca yalanlar düzmedeydi işte ! Propagandayla yetinmediler, Cuma namazına kanlı saldırılarda bulundular. Beş ünlü ve saygın Cuma imamını şehid ettiler: Şehid Ayetullah Gazi, Şehid Ayetullah Medeni, şehid Ayetullah Saduki, Şehid Ayetullah Destgayb, Şehid Ayetullah Eşrefi ! Halkın her hafta şevkle arkasında namaza durup imametlerinde namazlarını ikame ettiği bu beş yaşlı müçtehid, muttaki ve yiğit alimi halkın gözleri önünde Cuma namazlarında şehid ettiler. Birçoklarına da suikast tertiplediler, ama Allah'a hamdolsun, bir şey yapamadılar. İşte şu Tahran Cuma namazı; işte şimdi hepinizin bulunduğu şu mahalde neler olduğunu, nasıl olayların vuku bulduğunu çoğunuz hatırlıyorsunuzdur. Tahran'ın günde bir kaç kez füze saldırılarına uğradığı ve epey uzun süren o dönemlerde bile halk, kalabalık bir şekilde ve şevkle Cuma namazına katılmadaydı. Bir ara, 50 gün veya iki ay boyunca düşman füzeleri bu şehri hem gece , hem gündüz vurduğu halde müslüman halkımız, her zamankinden daha yoğun ve daha bir şevkle katıldı Cuma namazlarına o günlerde... Durum tehlikeliydi ve insanlarımız, böylece bu Cuma namazlarına katılmakla kendilerini bile bile tehlikenin kucağına atıp düşmana meydan okumakta ve Allah rızasını kazanmak için her zamankinden daha fazla katılım göstermekteydiler Cuma namazlarına. O Cuma namazlarını hala hatırlarım; şimdi namaz kılınan bu mahalde, namaz sırasında sağa sola düşen füzelerin sesleri ve ani patlamalar hala hatırımdadır. Yine buradaki Cuma namazına düşman kanlı bir bombalı suikast düzenlemiş ve işte, şurada namaza gelen cemaatin gözleri önünde nice müminlerimiz kanlar içinde şehid düşmüştü ! Ama bütün bunlara rağmen bu halk yılmadı, sinmedi, dağlar misali dikildi yine de. Ben de o gün, burada, şimdi durduğum yerde durmuştum ki o patlama vuku buldu. Önce füze veya hava saldırısı zannettik, Cuma namazının dağılacağını düşünerek üzüldük, ama bu yiğit halkı kimse tanıyabilmiş değil hala; çünkü şu saflarda zerrece bir kıpırdanma bile olmadı; Allah biliyor ya, kimse safını bile bozmadı burada ! Patlamanın olduğu noktada çok kısa bir çalkantı yaşandı, yaralılarla şehidler hemen kaldırıldı ve halk, aynı yerde soğukkanlılıkla oturup hutbeyi dinlemeye devam etti! Bu Cuma namazı böyle sahnelere şahid olmuştur işte ! İşte bu tür etki ve bereketleri nedeniyledir ki Cuma namazı; bu yirmi yıl zarfında düşmanın en yoğun saldırılarına maruz kaldı. İkinci nokta budur işte; bütün bu düşmanlıklara rağmen halk, bu yirmi yıl boyunca Cuma namazlarının tazeliğini itinayla korudu. Kışın çetin soğuklarında, yazın kavurucu sıcağında, Tahran'ın malum Temmuz ve Ağustos sıcaklarında çeşitli şartlar altında kadın-erkek, herkes kimi zaman buzların üzerinde, kimi zaman kar üzerinde, kimi zaman yoğun yağışların altında ve kimi zaman da fırın gibi ısınan asfaltın üzerinde kıldı Cuma namazlarını... Üstelik şu bölümün üstü o zamanlar açıktı, yazın güneşi, baharın yağmuru ve kışın karı her tarafı kaplayıveriyordu öylece... Bu şartlar altında Müslüman halkımız bu Cuma namazlarını yıllarca korumuş bulunuyor, böylece Tahran Cuma namazı, bütün ülkenin cumaları için bir eksene dönüştü. Allah'a hamdolsun bugün ülkemizin dört bir bucağında Cuma namazları kılınmaktadır; halk toplanmakta ve halkın güven duydukları seçkin insanlar, konuşma ve hutbelerinde dini, ideolojik ve siyasi meseleleri açıklayıp izah etmektedirler. Cuma günü cemaat takva niyetiyle toplanmakta ve bir takva cemaati oluşmaktadır. Günlük namazlar nasıl insanı gafletten kurtarıyor ve günün ayrı ayrı vakitlerinde de devamlı bireyi Rabbinin huzuruna çıkararak O'nu anmasını sağlıyorsa, Cuma namazı da toplum üzerinde aynı etkiyi bırakmakta, aynı rolü ifa etmektedir. Cuma namazına gelen cemaat, Allah'ı zikredip takvada bulunmak amacıyla oluşan bir cemaattir, birkaç günlük bir aradan sonra, tekrar Cuma geldiğinde insanlar yine Allah'ı anmak ve takvalı olmak için toplanmaktadırlar; bu böylece sürüp gitmekte ve ferdi ve içtimai boyutlarda oluşan bu takva düzeni kesintisiz olarak sürebilmektedir. Kadın-erkek, genç-ihtiyar, her kesimden insanlar Cuma namazına katılmakta ve ona tazelik kazandırmaktadırlar; böylece toplum canlanmakta, taptaze bir ruha kavuşmakta, imanını tazelemekte ve takvasını arttırmaktadır. Ya Rab ! Evliyalarının yüzü suyu hürmetine; bu güzel sünnet ve bu güzel geleneğin ülkemizde canlanmasını sağlayan rahmetli İmam Humeyni'nin büyük ruhunu kıyamete değin şad eyle ve evliyalarınla birlikte haşret onu ! Ya Rab ! Bu yolda zahmetlere katlanan ve Cuma namazlarına katılıp bu büyük toplantıları ihya eden halkımıza kendi katından fazilet, bereket ve lütuflarını ihsan eyle ! Gençlere tavsiyemdir: Cuma namazının kıymetini bilin ! Cuma namazı sizlere aittir ! Şu noktayı bütün halk kesimlerine arzediyorum: Cuma namazını canınızın ve ruhunuzun cilası, neşesi edinin, insanın ruhu ve tefekkürü Cuma namazında taptazeleşir, Cuma namazlarını kılmaya özen gösterin! Başta bütün Cuma imamları gelmek üzere bütün Cuma namazı yetkililerinin, halkımızın ihtiyaç duyduğu manevi azığı en iyi şekilde hazırlayıp en güzel tarzda beyan etmelerini ümid eder, hak aşığı mümin halkımızın zihni ve canı için gerekli azığın zağlanmasını dileriz. Birinci hutbenin duayla tamamlanması tavsiye edilmiş olduğundan birkaç cümlelik bir duada da bulunmak isterim: Ya Rab! Muhammed ve al-i Muhammed ‘in yüzü suyu yürmetine ! İslam ve müslümanlara nusret nasib eyle ! İslam düşmanlarını ez; gönüllerimizi sana aşina kıl ! Bizlere duada bulunmayı, tevbe ve istiğfar etmeyi nasip buyur! Ya Rab ! Halkımızın müşküllerini halleyle, düğümlerini çöz, dertlerine devâ ver ! Ya Rab ! Bu milletin namert düşmanlarını, hak ettikleri akibete uğrat ! Ya Rab! Bu mümin, büyük, hak aşığı, alnı açık ve şerefli halkı sana beslenen iman ve seni yadetme zikriyle günden güne daha iyi bir hal üzere götür, gönüllerini senin aşkınla mamur edip, iman nuruyla coştur ! ‘Asra yemin ederim ki insan gerçekten ziyan içindedir. Bundan ancak iman edip iyi amel işleyenler,birbirlerine hakkı tavsiye edenler ve sabrı tavsiye edenler müstesnadır.' Bismillahirrahmanirrahim, Allah'a hamd, Resulüne ve mutahhar Ehl-i Beyt'ine salat ve selamdan sonra... Bininci Cuma namazının ikinci hutbesinde siz kardeşlerime şunu arzetmek isterim: Aziz kardeşler ! Takva azığını hazırlamayı unutmayın ! Hem kendinizi, hem birbirinizi takvalı olmaya ve Allah'tan çekinmeye davet edin ! Evde ana babalar çocukları, çocuklar da anne babalarını ve birbirlerini takvaya çağırsın, işyerinde ve toplumun her kademesinde herkes birbirini Allah'tan çekinmeye ve takvalı olmaya davet etsin ! Birbirinize hayra davet edin, iyi nasihatte bulunun. Aramızda takvasızlığın oluşmasına, toplumda takvasızlığın yayılmasına meydan vermeyin. Bugün ikinci hutbede sizlere kısaca arzetmek istediğim iki nokta var: Biri siz değerli halkımıza, rehberi tayin ve rehberlik çalışmalarına nezaretle görevli uzmanlar meclisi olan "Meclis-i Hubregan"ın seçimlerine gösterdiğiniz yoğun ve görkemli katılımdan dolayı teşekkürde bulunmak; diğeri de son zamanlarda Filistin halkı aleyhine tertiplenin şu yüzkarası anlaşma hakkında kısa bir hatırlatmada bulunmaktır. Her şeyden önce tarihta bugünün yerine değineyim; biliyorsunuz, ülkemizde bugün gençlik ve gençler günü olarak anılmaktadır ve Hüseyin Fehmide adlı gönüllü savaşçı gencimizin gösterdiği kahramanlık ve şehadet münasebetiyle bugün gençlik günü olarak adlandırılmıştır. Bu olay, hakiki ve özel kişilerin, mitolojik ve destansı kişiliklere dönüştüğü olaylardan biridir. Tarihimiz bu örneklerle dolu bir tarihtir; öyle olaylarla doludur ki bugün söylenecek olsa destan sanılır; ama destan değildir, gerçekten vuku bulmuştur. Böyle örnekleri bizler defalarca görüp duyduk, defalarca bizzat şahit olduk ki bunların en güzel misallerinden biri, gönüllü olarak cepheye giden bu küçük yaştaki gencimizin şehadetidir. Şehid Fehmide 13 yaşındaydı, ama olgunlaşmıştı, gelişmişti, bilinçli, azimli ve iradeliydi, kararlıydı; ülkesini ve İmam'ını tanımıştı, düşmanı da tanımıştı, kendi varlığının önemi ve yapacağı işin büyüklüğünü kavramıştı; bizzat gidip bu birikimlerini ülkesinin onuru, inkılabın geleceği ve müslüman halkın maslahatı için takdim etti Rabbine! Vücudu gitti, ama ruhu dipdiri kaldı, anısı ebedileşti, bir destana dönüştü ve diğerleri için "örnek" oldu. Sevgili gençler ! Gençlik çağına adım atmakta olan siz sevgili çocuklar; hepiniz ülkenizin kaderinin şekillenmesinde etkili olabilirsiniz ! Evet, bugün Hüseyin Fehmide olmak gerekiyordu, bir başka gün, başka bir örnek sergilemek gerekir. Dini, kültürel, siyasi ve ahlaki alanlarda, geleceği düşünmede, topluma ümit aşılamada, çevresine coşku ve canlılık kazandırmada bireyin ve toplumun yüzakı olan dindarlık, İslam şeriatine bağlılık Allahu tealanın emir ve hükümlerine teslimiyet gibi daha nice konularda da mücadelede bulunulabilir ! Evet, bu konularda can vermek yoktur; ama gayret, çaba, irade ve kararlılık gerektiren şeylerdir bunlar... Hepiniz okullarda, üniversitelerde, iş yerlerinde önemli roller oynayabilir ve etkili olabilirsiniz. Dindar, hayat dolu, neşeli, dürüst ve çevresine ümit aşılayan gençler bir tarihi sigorta edebilir, bir milletin geleceğini garantileyebilirler. Bu nedenledir ki süper güçler, siyonistler, kartelciler ve dünyayı sömürenler gençlerin ahlakını bozmak, onların ümit ve iradesini ellerinden almak, geleceği onlara karanlık göstermek, geleceğe umutsuzca bakmalarını, buhran geçirmeleri ve psikolojik kaoslara sürüklenmelerini sağlamak istemektedirler. Bugün dünyanın bu cihetteki gidişatının bir tesadüf olduğunu sanmayınız sakın. Tabii ki ülkemizin siz sevgili gençleri aleyhinde iğrenç emelleri olanlar, size yönelik çok planlar yaptılar, ama Allah'a hamdolsun muvaffak olamadılar; bunda da sizin uyanık ve bilinçli olmanızın etkisi oldu, bu uyanıklık ve bilincinizi arttırın, okullarda ve üniversitelerde İslami ilimleri doğru şekliyle öğrenmeye çalışın, dini ve ahlaki prensiplere uymaya özen gösterin. Yirmi yıldır kalkınma çabaları içinde olan ve sizin döneminizde ileriye doğru bunca adımlar atmış bulunan bu ülkeyi her açıdan zirveye ulaştırın, bu sizin elinizdedir, bunu yapabilirsiniz. Bunun için kendinizi şimdiden hazırlayın, bunun ilk şartı da takvalı olmaktır, takvalı olun, zeki olun, düşünün, dostu-düşmanı bilip tanımayı öğrenin. Uzmanlar Meclisi konusunda siz değerli halkımıza samimi ve içten teşekkürlerimi bildirmek isterim. Seçimlerde gerçekleşen bu olay ve halkımızın geniş katılımı düşmanı, güç sahipherini, kindar yorumcuları hayrete düşürdü. Onlar, bu seçime en fazla 4-5 milyonun katılacağını ve bunun da ancak propagandalarla mümkün olabileceğini hesaplamışlardı. Kendi akıllarınca, Uzmanlar Meclisi'nin halk desteğinden mahrum kalacağını zannetmişlerdi. Kimi dört milyon dedi, kimi beş, kimi altı, kimi sekiz milyon; ama bu seçimdeki oyların, önceki seçimden %50 daha fazla olabileceği hiçbirinin aklının ucundan bile geçmedi. Yaklaşık 18 milyon insan gelip öyle adaylara oy veriyor ki ne yol yapacaktır onlar için, ne su, ne elektrik vaadlerinde bulunmuştur... Sırf dini bir sorumluluk duyduğu, manevi bir mesuliyet hissettiği için oy verdi bu insanlar... Kendi ülkelerini tanıdıkları, Uzmanlar Meclisi'nin rolünü ve önemini kavradıkları için oy verdiler,bu çok büyük bir olaydı ve düşman da olmadık propagandalarla bu büyük olayı pek küçükmüş gibi göstermeye çalıştı. Propagandacıların işi budur zaten, onlar sadece bu işi yaparlar ve bir şeyi söylerler, ama önemli olan onlara bu propagandaları yaptıranlardır, olayın gerçekte ne olduğunu ve vuku bulan şeyin ne kadar büyük bir vak'a olduğunu kendileri çok iyi bilirler. Siz İran milleti bu büyük ve görkemli seçimle ülkenizi sigortalamış oldunuz. Halkımızın meydanlarda hazır olduğunu, din ve inkılap değerlerine bağlı bulunduğunu, din alimlerimize saygı ve sevgi beslediğini, taklid mercii büyük din uleması ve devlet yetkililerinin tavsiyelerini dinlediğini düşmana göstermiş oldunuz. Uzmanlar Meclisi seçimi ve bu seçimin yankıları ve etkilerini doğurduğu sonuçlar, dost ve düşman için şaşırtıcı, kalıcı ve derin izlerdi... Düşmanın bu meclis aleyhinde onca propaganda yapmasının nedeni de buydu zaten; bir yıl boyunca büyük paralar harcadılar, bu seçimleri sabote edebilmek için çırpındılar, propagandalar yaptılar, önemini küçültebilmeye yetmedi güçleri; durmadan telkinlerde, temennilerde bulundular, sürekli "halk bu seçimlere katılmayacak, herkes boykot edecek" dediler, ama her şey, onların dediğinin tam tersi çıktı, aksi ispatlandı. İran milleti fevkalade zeki ve uyanık davranıyor bu durumlarda; bunu bütün dünya gördü gerçekten. Siz, İran İslam Cumhuriyeti nizamı ve ülkenizin inkılabı için onur getirdiniz, saygınlık kazandırdınız. Bu muazzam halk hareketinde etkili olan herkese gönülden teşekkürü borç bilirim. Büyük taklid mercii ulemanın bu meydanda boy göstermesi çok etkili oldu tabii. Söylenip durulan ayrılık-gayrılıkların yalan olduğunu herkes gördü, bütün halkımız İslam sancağı altında elele verip kenetlendi. Siyasi gruplar ve üst düzey yetkililer gelip konuştular, çeşitli siyasi kesimlere mensup olanlar; bazılarının sağ, sol, aşırı, reformist vb. gibi kelimelerle adlandırdığı ve gerçekleri yansıtmayan ve nifak çıkarmaktan başka amaç taşımayan lakaplarla isimlendirilen gruplar kenetlendiler, yetkililer ve siyasi akımlar etkilenmediler bu maksatlı söylemlerden. Herkes, ülkenin maslahatını görüp seçimlere katıldı, ama tabii farklı katılımlar oldu, kimi az, kimi çoktu. Bazı dikkatsizlikler de olmadı değil, ihmaller de olmadı değil, böyleleri için tecrübe olur inşallah, bu tür meselelere daha bir ciddiyetle eğilirler bundan böyle... Halkımız fevkalade büyük bir olay yaşadı, katılım çok genişti gerçekten. Basın ve bilhassa Radyo Televizyon Kurumu, üzerine düşen vazifeyi hakkıyla yerine getirdi, teşekküre değer bir çalışma sergiledi. Yöneticiler, içişleri bakanlığı ve Anayasayı Koruma ve Kollama Şurası görevini çok iyi yaptı, bütün karalamalar ve maksatlı söylentilere rağmen sabır, iman ve soğukkanlılıkla görevini yaparak kamu sorumluluklarını hakkıyla yerine getirdi. İçişleri görevlileri geceli gündüzlü çalıştı, seçim sandıklarını en ücra noktalara kadar götürdü, oyların sayımını en kısa zamanda tamamladı, neticeyi halka bildirmede gecikmedi. Bütün bunlar teşekküre değer ve ecri Allah katındadır elbet. Oy vermeyi pek istediği halde veremeyenler oldu tabii, yolculukta olan, beklenmedik müşkülatları bulunan nice kardeşlerimiz oylarını kullanamadı elbet, kimi uzak köylerde de oyunu kullanamayanlar oldu, ama hepsi de niyetleri gereğince Allahu tealanın sevabına nail olur inşallah. Bir de hakikati bildiği halde oy vermeyenler olduysa, meseleleri yanlış anlayarak oylarını kullanmamış, ama iyi niyet taşımış olanlar olduysa onlara da Allahu teala sevap kazandırır inşallah. Bu arada halkın oy kullanmaması için ısrarla çabalayan, maksatlı bazıları da yok değildi tabii ki... Böyleleri bizden değildirler. Rahmetli İmam Humeyni'nin döneminde de aynı siyasi akımlar, aynı tavrı sergilediler bütün seçimlerde; hep muhalefet gösterdiler, hep olumsuz tavırlar takındılar, söylentiler yaydılar; şimdi de aynı tavırlarını sürdürüyorlar. Bunlardan da bundan başka tavır beklenmiyordu zaten. Umarız bu başarılı tecrübe, halkımız için daha fazla ilerleme ve ümitlere yol açar ve Uzmanlar Meclisi kanuni görevlerini yerine getirir inşaallah. Rehberi tayin ve rehberlik çalışmalarını nezaretle yükümlü bulunan Uzmanlar Meclisi'nin vazifesi çok önemlidir. Bu ülkenin yönetim ve idaresini üstlenecek bir rehberin seçilmesi gerektiğinde bu meclis hazır olmalı, rehberi belirlemelidir. Sonra da rehberlik için gerekli bilgi, ilim, amel, tedbir ve diğer şartlara haiz olarak seçtiği bu şahısta bütün bu özelliklerin sürekli bulunmasına dikkat edecektir. Uzmanlar hem işin başında, hem de devamında sorumludurlar, gözetleme, gözlem,kontrol ve anlamakla yükümlüdürler; bunlar son derece önemli sorumluluklardır. Evet, Uzmanlar Meclisi'nin çalışma tarzı günlük değildir, yılda azami bir veya iki toplantıları olur; ama komisyonları, heyetleri vardır, toplanır konuşurlar, görüşürler, çalışmalarını yürütürler. Bu iş akıllı ve zeki insanların kavrayabileceği bir ehemmiyete haizdir. İran milleti de bunu kavramış olmakla zeki ve akıllılıklarını göstermiş oldu. Ya Rab ! Bu yolda çaba gösteren herkesi lütuf ve kereminin sevabına eriştir inşaallah ! Ele almak istediğim bir diğer konu da siyonistlerle, kendilerini Filistin halkının temsilcisi olarak görenler arasında tekrar imzalanan şu utanç verici anlaşmadır. Ben bu konunun teferruatına girmek istemiyorum; bu, meselelerin teferruatını halkımıza açıklamakla yükümlü bulunan radyo televizyon kurumuyla ülke yetkilileri, dışişleri ve diğer sorumluların vazifesidir, bu iğrenç ve tehlikeli anlaşmanın içyüzünü onlar açmalıdırlar halkımıza ve dünya müslümanlarına. Bundan yaklaşık iki yıl önce imzaladıkları o anlaşmaların hiçbiri henüz uygulamaya geçirilmediği halde kalkıp bir anlaşma daha imzaladılar, mazlum Filistin halkı, Filistin ülkesinin % 100 aleyhine, arap dünyasının, İslam dünyasının % 100 aleyhine olan bir anlaşma hemde!... Amerika'lılar meseleyle gerçekten yakından ilgilendiler, sebebi de, buna ihtiyaçlarının olmasıydı, hem Amerika cumhurbaşkanının halihazırda yakalandığı kişisel problemler, hem Amerikan diplomasisinin Ortadoğu olayında yaşadığı fiyaskoyu örtbas edebilmek için yakından ilgilenmeleri icabetti tabii ki... Bizzat Amerika'lılar da, sözüm ona Filistin Kurtuluş Teşkilatı'yla siyonist İsrail arasında imzalanan anlaşmaların kuru bir kağıttan öte hiç bir anlam taşımadığını ve hiç bir garantisinin de olmayacağını defalarca açıkça söylediler zaten! Diplomasi konusundaki zayıflığı ve meseleyi inceleme bağlamındaki kifayetsizliği nedeniyle bu konuda Amerika bütün itibarını yitirdi ve tam bir rezalet yaşadı. İç ve dış alanda daha bir çok etken de sözkonusudur. Oturup bir kaç haftaya sıkıştırdılar meseleyi, alelacele oturup kendisini Filistin halkının temsilcisi olarak gören birine imzalattılar bu anlaşmayı... Hakir ve alçak birine, hain birine !.. Bencillik ve dünyaya düşkünlük batağına saplanmış bir zavallıya ! Filistin direnişinin bir üyesi olarak adlandırılmaya bile layık olmayan bu sefil adamı Filistin direnişinin lideri olarak lanse ettiler. Bu adam aslında Filistin direnişini bastırma vazifesini üstlendi orada, yani inkılapçı Filistin'li müslümanların siyonist İsrail devleti için oluşturmayı başardıkları büyük problemi çözmeyi bu adam üstlendi, İsrail'lilerin, karşısında acze kapıldığı bu direnişi bastırmayı bizzat bu adam kendi uhdesine aldı ! Siyonistlerin yükünü kendisi omuzladı ve onların yükünü hafifletmiş oldu! Bu sefil hain adam, düşmanın işini kolaylaştırdı! Filistin'in inkılapçı müslümanlarının başına iş açmaya yelteniyor yani ! Amerika'nın çirkin müdahalesi ve sultacı, hegemonyacı tutumunu güçlendirip, ona meşruluk kazandırmaya çalışmış oldu ! Dahası, her 15 günde bir, siyonistlerle Arafat'ın çetesi bir araya gelip bu çalışmaların gidişatını değerlendirecekler... Arafat, Amerika'lılarla toplantı yapıp onlara rapor verecek, "şu işleri yaptım, şunları gammazladım, şu adamları tutukladım, şu şahısları hapse attım, şunları şöyle cezalandırdım" diyecek!.. Hapse attığı birini serbest bırakacak olsa, Amerika'lılar "bu adam inkılapçı biriydi, neden onu serbest bıraktın !"diye çıkışacaklar ona. ‘Niçin görevinde ihmalkarlıkta bulundun ?! Neden falancayı tutuklamadın?' diye hesaba çekecekler onu!.. Burada İsrail, rapor verecek olan taraftır, listeyi İsrail hazırlayacak yani; Amerika yargıçtır, mahkeme reisidir ve hüküm verecek olan taraftır, sayın Yaser Arafat efendi de bu mahkeme reisinin vereceği kararların icrasından sorumlu tutulacak kimsedir! Yuh olsun bu aşağılık insanlara ! Bu satılmışlar güruhu, Filistin halkını biçilmiş ekin gibi katletmek için bir araya gelmiş bulunuyor. Ama bu, işin görünen tarafıdır, bu anlaşma ve işbirliğinin asıl gayesi, Filistin'lilerin elindeki bir avuç toprağı da almak ve uzun vadede onları şimdi oturdukları yerden atmaktır ! Görünüşte, inkılapçı Filistin'lileri sindirmek için anlaştılar; ama asıl gayeleri bunu da aşıyor; siyonist İsrail, Filistin'lilere bu kadarını da fazla görüyor artık, Filistinli'ye bugün elinde kalan şu bir avuç toprağını da çok görüyor, onları alabildiğine sıkıp, kendi topraklarını yaşanılmaz bir hale getirmek istiyor, böylece Filistin'liler, kendi topraklarında rahat yaşayabilmek için, topraklarını işgal eden siyonistlere hizmetkarlıkta bulunmak zorunda kalacaklar ! Arafat bu ihanetiyle Amerika'yı bu işe sokmuş oldu, CIA'nın bu işe daha fazla müdahelede bulunmasına yardımcı oldu ve Filistin'li direnişçilerin işini zorlaştırdı, daha doğrusu zorlaştırdığını sandı, zira bu onların kuruntusudur sadece!.. Bununla, yüzü kara siyonistlerin güven ve memnuniyetini sağlamak istiyorlar ki bunu yapamayacaklar tabi!.. Yapamayacaklarından emin olsunlar ! Siyonistler önce İngitere'nin, sonra da Amerika ve daha bir çok ülkenin yardımıyla ve akla hayale gelmeyecek işler ve terör eylemleriyle, etrafa korku ve dehşet salmak suretiyle bugünkü işgal altındaki bu topraklarda bu siyonist işgal devletini kurmayı başardılar, kırk-elli yıldır bu topraklardalar şimdi;ama bir mesele var ki onu hala halledebilmiş değiller! O da, oturduğu yeri gasbetmiş olan bu siyonist işgalci adam, gasbederek oturduğu bu eve güven duymamakta, rahat yüzü görememektedir! Evet , bu bir gerçektir şimdi! Paraları var, modern ve süper modern ötesi teknolojileri var, dünya müstekbir güçlerinin siyasi desteği var, silahları var, işkence aletleri var, Filistin'lileri heryerde izleme imkanları var, hatta Filistin'li çocukları okullarında bile izlemekteler, bütün bu imkanlara sahipler, ama Allahu teala bu rahatına düşkün ödlekler güruhundan rahatı almış, emniyeti almış, huzuru almıştır!.. Filistin hala hayattadır çünkü! Filistin milleti dipdiridir çünkü! Çünkü Filistin'li gençler hayattadırlar, diridirler hala! Siyonistlerle yardakçıları Filistin'i dünya haritasından silmek istediler. Filistin'in adını unutturmak istediler. Filistin milletini eritip tüketmek, bitirmek istediler, diğer milletler içinde sindirip yoketmek istediler, Filistin'in adını bile tarihten silmek istediler... Ama bunun tam tersi oldu... Filistin milleti 1948'den bu yana günbegün güçlendi, daha kararlı, daha bilinçli hale geldi, nüfusu giderek arttı, seçkin şahsiyetleri giderek arttı. Evet, Filistin'liler geçmişte zayıftı, siyonist yahudiler onların evine girip kendi evlerinden dışarıya attı onları horlayarak, hakaret ederek kendi topraklarından kovdu onları, ama bugün Filistin'liler öylesine bir güç kazanmış, öylesine bir hale gelmişlerdir ki her türlü imkana sahip milyonluk siyonist yahudilerin yüreğine korku düşürmüş, onları saraylarında, yahudi sitelerinin ta içinde, tarla ve iş yerlerinde huzur ve güvenlikten mahrum etmiştir! Evet, siyonistlerin her şeyleri var bugün, ama işgal ettikleri Filistin topraklarında yaşama imkanları yok. Güvenleri yok! Huzur ve asayişleri yok! Bu ihanet anlaşmasını bunun için imzalattılar işte; halkına ihanet eden birkaç Filistin'li işbirlikçinin eliyle güven ve huzurlarını sağlayabileceklerini umuyorlar. Kendileri denediler bunu,denediler ve beceremeyeceklerini anlayınca Arafat vesilesiyle güvenliklerini sağlayabileceklerini zannedip ona yöneldiler. Ama ben, şunu söylüyorum burada: Filistin halkı siyonistlere düşmandır! Siyonistlerin işbirlikçilerine de büsbütün düşmandır ve bunun Yaser Arafat olması hiçbir şeyi değiştirmez. İslam dünyasının, Filistin milletinin onuru, din ve Allah yolunda mücadele eden insanların onuru günbegün artacaktır inşaallah. Hutbemi bitirmeden önce, Ehl-i Beyt nurlarından İmam Cevad'ın doğum günü münasebetiyle de tebriklerimi arzederim. Nitekim Receb ayı dualarında "Ya Rabb bu mübarek ayda dünyaya gelen kutlu kullarının yüzü suyu hürmetine" diyerek yakarılmaktadır Allah'a. Bu mübarek ay hem İmam Hadi, hem İmam Cevad hazretlerinin doğum günlerini içeriyor, her iki münasebetle de sizleri tebrik ederim. Siz ve kendi namıma bu iki hidayet imamının doğum gününü kutlarım. Allahu teala dünya ve ahirette bizleri tam bir iman, ihlas ve sadakatle onların takipçisi kılıp onların ahlak ve bilgisinden, yüce kişilik ve şefaatinden mahrum eylemesin ve ahirette bizi onlarla haşretsin inşaallah. Allah'ın selam, rahmet ve bereketi üzerinize olsun... |