PerÅŸembe 9 Åžubat 2012 - 06:12

الخميس ١٧ ربيع الأول ١٤٣٣

پنجشنبه ۲۰ بهمن ۱۳۹۰ - ۰۷:۴۲

Kullanıcı adı:

Åžifre :

Şifremi Hatırla
Åžifremi unuttum   aktivasyon
Üye ol
    
       
                                             
Ayetullah Hamenei'nin, İmam Humeyni'nin Rıhletinin 19. Yıldönümünde Yaptığı Konuşma
                                                                                         
03/06/2008
    

Bismillahirrahmanirrahim,

             
             

Alemlerin  Rabbine hamdolsun,  salat ve selam  efendimiz, nebimiz Ebil Kasım  Muhammed Mustafa ve onun  seçkin izleyicileri, masum imamlar ve  özellikle de Hz. Mehdi üzerine olsun...
                 
                19 yıldır, İran halkı böyle bir günde  zaman  ve mekanı büyük İmam Humeyni’ye olan aÅŸkının billurlaÅŸmasına vesile  kılmaktadır.Halkımızın büyük çoÄŸunluÄŸunu, İmam’ın verimli ömrünü  göremeyip kavrayamayan gençler oluÅŸturuyor. Bu gençler ya o büyük  insanın vefatından sonra dünyaya geldiler, ya da İmam’ın inkılap  sonrasındaki  on yıllık ömrü sırasında çocuk durumundaydılar. Ancak iÅŸbu  mümin ve nurlu gençler, ülkenin her bir yanında İmam’a ve hatırasına öylesine büyük bir  aÅŸk  beslemekteler ki, adeta İmam’ın yanıbaşında onunla söyleÅŸilerde  bulunmuÅŸlar gibi... O büyük insanın hayatını ve sohbetlerini  izlemeksizin, ona pak ve halis bir imanla baÄŸlanmak... Bu durum  yalnızca bizim halkımıza ait de deÄŸildir. Dünyanın bir çok yerinde ve  müslüman ülkelerde, İmam hakkında bu tür duygulara rastlamaktayız. Bu,  iki temel unsura dayanmaktadır: Bunun ilki, İmam’ın azameti ile çaÄŸdaÅŸ  dönemde  sahip olduÄŸu istisnai kiÅŸiliÄŸin boyutları ve  ikincisi de bu inkılabın azametidir. İmam’ın, imanıyla, tedbiriyle,  yılmaz azmi ve iradesiyle böyle bir zamanda gerçekleÅŸtirmiÅŸ olduÄŸu  eylemin azameti, İslam İnkılabı’nın zaferi ve İslam Cumhuriyeti  nizamının kurulmasına dayanır. İnkılab’ın büyüklüğü de İmam’ın  büyüklüğüne dayanır. Bu inkılap, ilahi bir mucize idi.
               
                İslam düşmanlarının, İslam Ümmeti’nin düşmanlarının yaklaşık yüz yıldır İslam ve ulema aleyhindeki propagandalarına,  uÅŸak bir rejimin elli yıl boyunca  İran  halkının çıkarlarını ecnebi düşmanlara kurban etmesi ve ülkeyi tamamen  yabancılara bağımlı bir duruma düşürmesine raÄŸmen,İmam İslam bayrağına  sarılarak sultacılık aleyhinde kıyam etmiÅŸ ve büyük bir iÅŸ  becermiÅŸtir.İslam İnkılabı, diÄŸer bütün inkılaplarla farklılıklar  içermektedir.  Ne yalnızca manevi ve kültürel bir  inkılaptır, ne yalnızca ekonomik bir inkılaptır ve ne de tamamen  siyasal bir inkılaptır. Çok yönlü, çok boyutlu ve kapsamlı bir  inkılaptır. Tıpkı İslam gibi... Nasıl ki İslam manevi, ahlaki ve ilahi  boyutlar taşımasına raÄŸmen halkın hayatını da gözetmektedir, ekonomik,  sosyal ve siyasal boyutlar da içermektedir; İslam İnkılabı da çeÅŸitli  boyutlara sahip olup beÅŸeriyetin ihtiyaçlarına cevap vermektedir ve bu  durum, İran İslam İnkılabı’nın kalıcılığı  ile bölge ve dünya çapında her geçen gün daha bir yayılmasının temel sırrıdır.
               
                İmam,  sohbeti ve davranışlarıyla geride kalan bizlerin sürekli hidayeti için  önemli adımlar attı. Yani, İmam’ın eli, İmam’ın iÅŸaret parmağı bize  hayatın tüm  dönemeçlerinde kılavuzluk yapmaktadır. Onun  en güçlü ve en güzel manevi miraslarından biri, iÅŸbu vasiyetnamesidir.  ÇeÅŸitli zaman dilimlerinde halkın, muhtelif yetkililerin ve  gençlerimizin bu vasiyetnameyi yeniden okumaları yerinde olur. Ben  bugün, bu büyük toplantı münasebetiyle, ÅŸuurlu ve uyanış içindeki  gönüllerinize hitaben İmam’ın anlamlı vasiyetnamesinin bazı noktalarına  deÄŸinmek istiyorum.
               
                İmam’ın  vasiyetnamesinde vurguladığı ilk nokta, bu inkılabın ilahi bir inkılap  olduÄŸu ve halk temeline dayandığıdır. Yani, bu inkılap, halka aittir.  Bu söz ÅŸu anlama gelmektedir: Hiç bir kimse ve hiç bir tabaka inkılabı  sahiplenemez, sahiplenmemelidir. Hiç kimsenin kendisini inkılabın ev  sahibi, baÅŸkalarını da kiracı gibi görmeleri doÄŸru deÄŸildir. EÄŸer  herhangi bir kimsenin mutlaka bu inkılabın sahibi ve maliki olarak  takdim edilmesi gerekseydi, hiç kuÅŸkusuz en uygun ve en layık ÅŸahıs,  inkılabın kendi azmi, iradesi ve kiÅŸiliÄŸi üzerinde ÅŸekillendiÄŸi İmam’ın  bizzat kendisi olurdu. Ancak İmam kendisinin herhangi bir iÅŸ  yapmadığını ve her ÅŸeyin Allah tarafından hayata geçirildiÄŸini  vurguluyor. Bu düşünce biçimi, İmam’ın açıklamalarında ve  vasiyetnamesinde vurgulanmıştır.  Demek ki, bu inkılabın sahibi, halktır. Herkesin omuzlarına ağır bir yük yüklenmiÅŸtir ve bu yük,  bu büyük ve ilahi emanetin korunmasıdır.  Halk, kendisini bu inkılabın muhafızı olarak bilmelidir. 
               
                İnkılabın kimliÄŸi ve anlamı, sloganları ve ilkelerine baÄŸlıdır, yöneliÅŸleri, deÄŸerleri ve temellerine baÄŸlıdır. Artık  dünya deÄŸiÅŸti bahanesiyle inkılabın temel ilkelerini deÄŸiÅŸtirmek  isteyen, inkılabın dini boyutunu, sosyal adalet boyutunu, ecnebilerin  sultası ve despotlukla mücadele  boyutunu inkılaptan  koparmak isteyenler geçmiÅŸte var olduÄŸu gibi, günümüzde de vardır ve  gelecekte de böylelerine rastlanacaktır. Bu tür insanların, çeÅŸitli  bahanelerle sahneye çıkmaları ve inkılabın temel ilkeleri ve  hedeflerini deÄŸiÅŸtirmeye yeltenmeleri mümkündür. Halk dikkatli olmalı  ve ÅŸunu bilmelidir ki, bu inkılap, ilkeleri sayesinde dipdiri  kalmıştır. İnkılap sancağının üzerine yazılmış olan temel ilkeler, onun  dini olması, dini temellere, ilkelere ve kurallara baÄŸlı olmasıdır;  sulta karşısında dikilmektir; emperyalizmle mücadeledir; dünya  mazlumlarının, tüm mazlumların apaçık bir ÅŸekilde ve tam bir sadakatle  savunulmasıdır.
               
                İnkılabın  seçkin ilkelerinden biri de, bu inkılabın halkın tamamına ait  olmasıdır. Hiç bir tabaka, inkılap karşısında baÅŸkalarına oranla tercih  sebebi deÄŸildir. Bugünün gençleri de, tıpkı mukaddes savunma savaşı  döneminin gençleri gibi, inkılabın sahibidirler.  İnkılabı gerçekleÅŸtiren  ya  da gerçekleÅŸtirilmesi sırasında payları bulunanların inkılapla  iliÅŸkilerinin daha fazla olduÄŸunu söyleyemeyiz. Hayır, inkılabın  oluÅŸumu sırasında bulunmayan kimi insanların, mukaddes savunma savaşı  sırasında canlarını ortaya koyarak sahneye çıktıkları görüldü.  Bu insanların inkılapla olan iliÅŸkileri de aynı orandadır. Savaşın   bitmesinden sonraki yirmi yıl içinde  Ã¶ylesine gençler sahneye çıktılar ki,  ÅŸuurları, heyecanları,  ilgi ve alakaları, ilahi hedefleri, bilimsel çabaları, sosyal ve siyasal gayretleriyle  inkılabın coÅŸkusu ve muhafazasını garanti altına aldılar. Onlar da inkılabın evlatlarıdır, onlar da inkılabın sahibidirler.  Onların inkılapla olan iliÅŸkisi de, tıpkı inkılabın başında yer alanların iliÅŸkisi gibidir. Gelecekte de bu böyle olacaktır.  Genç  kuÅŸağın, birbiri ardısıra gelen bu nesillerin inkılapla olan iliÅŸkisi  birdir; bunların tamamının inkılapta payları vardır, inkılap emanetinin  korunması görevinde payları vardır.
               
                Günümüz  gençleri, çaÄŸdaÅŸ genç kuÅŸaklarımız ve gelecekte kendilerini gösterecek  olan gençler ÅŸunu bilmelidirler ki, inkılap imana, azim ve iradeye,  istikrarlı adımlara ihtiyaç duyan bir yoldur. Kimileri bu istikrarlı  adımlara sahipler ve kimileri de yarı yoldan dönmektedirler. Elbette  onlar kendi zararlarına hareket etmekteler. İnkılap yolundan dönenler,  bir yaz gününde oruçlarını gün boyunca koruyup da iftara bir iki saat  kala pes ederek oruçlarını bozanlara benzemektedir. Bunlar, iÅŸin  başından beri hiç oruç tutmamış gibi sayılırlar. Günün hangi saatinde  olursa olsun, orucu bozmak insanı aynı sonuca götürür. İnsan eÄŸer  inkılap yolunda istikrarlı adımlar atmazsa, hareketini aksatmaksızın  bütünlük içinde sürdürmezse, inkılapla olan iliÅŸkisi de kesilir. Bu,  inkılaba vefasızlık demektir. İnkılaba vefasızlık eden, inkılaba olan  baÄŸlılıklarını azaltan  ve inkılaba sırt çeviren insanlar  daima var idi. İmam’ın vasiyeti, gençlerimizin, halkımızın, çeÅŸitli  kuÅŸaklarımızın olaylara gerçekçi gözlerle bakmalarıdır.  Asıl olan inkılaptır; ÅŸahıslar deÄŸil... İnkılapçı olmak,  inkılapla olan iliÅŸki, amel ve baÄŸlılığın korunmasından geçer. Bu, birinci noktadır...
               
                İmam’ın vasiyetnamesinde belirtilen ikinci nokta, bu inkılabın yayılacağı  ve  sömürücülerin  İslam dünyasındaki ellerini keseceÄŸi öngörüsüdür. Bu, İmam’ın  tahminidir. Bugün mevcut olan duruma bir göz attığımızda, bu tahminin  doÄŸru çıktığını gözlemlemekteyiz. İmam açısından İslam İnkılabı’nın  yayılması, çeÅŸitli ülkelerde karışıklık çıkartılması, oraya asker  sevkedilmesi ya da terörizmin yaygınlık kazanması anlamında deÄŸildir.  Kimi inkılapların tersine, inkılabın milletler arasında yayılması  İslam  Cumhuriyeti’nin model edinilmesi ile mümkündür. Yani, İran halkı İslam  Cumhuriyeti nizamını öyle bir düzeye yükseltmelidir ki, baÅŸka halklar  bu modele baktıklarında coÅŸku içerisinde bu yolu seçmelidirler. İslami  öğretilerin yayılması,  İslam dünyasındaki mazlum  kesimlerin açıkça savunulması, emperyalistlerin zulmü altında hakları  çiÄŸnenen mazlum milletlerin desteklenmesi... İşte, meydana gelen olay  budur, İslam nizamının yayılması bu anlama gelmektedir.
               
                Günümüzde dünya halkları, İran halkına bakarak, ondan güç ve enerji almaktadır.  Bugün,  İran halkının anti emperyalist slogan ve ilkeleri tüm İslam dünyasına  yayılmıştır. Bugün hangi İslam ülkesine gitseniz, halkların sizin  geliÅŸtirdiÄŸiniz idealler ve ilkelere saygıyla baktıklarını görürsünüz.  Zulme karşı duruÅŸ,  sultayla mücadele, mazlumların  savunulması, Filistin halkının desteklenmesi, siyonizmin ahtapot  ÅŸebekesiyle düşmanlık... Bu, müslüman halkın gönlünün yansımasıdır, bu  İslam İnkılabı’nın yayılması demektir. Bugün hatta İran halkının  nükleer talepleri İslam ülkelerinde halkın genel istekleri arasında yer  almaktadır. Zira,  İran halkı düşmanları karşısında  dikilmesini bilmiÅŸ ve kendi hakkını istemiÅŸtir. İran halkının dostları  ve düşmanları, İmam’ın öngördüğü  ÅŸekilde İslam  İnkılabı’nın bugün yayılmış olduÄŸunu itiraf etmekteler. Bunlardan biri  Filistin ülküsünün durumudur. DiÄŸer halkların kalbi de bugün tıpkı İran  halkı gibi Filistin için atmaktadır.Günümüzde tüm müslüman halklar tıpkı İran halkı gibi, İsrail’i sun’i ve bir dayatma rejimi  olarak  tanımakta, ancak halkı müslüman olan bu ülkelerin yöneticileri  halklarının sesine kulak vermemektedirler ve bu durum İsrail’i takviye  etmektedir.  Ä°srail, kendi ayakları üzerinde durabilme gücüne sahip deÄŸildir. Bugün iki faktör, bu rejimi ayakta tutabilmektedir.  Amerika’nın  utanç verici ve kayıtsız ÅŸartsız destekleri ile bazı arap liderlerinin  Filistin halkını savunmaması, bölgedeki müsbet geliÅŸmeleri  önlemektedir. Maalesef,  İslam ülkelerinde hakim olan bir  çok devlet bugün Filistin karşısındaki görevlerini yerine getirmemekte  ve halklarının çaÄŸrısını dinlememektedir. EÄŸer onlar, halklarının  sesine kulak verse ve Filistin halkını savunsaydı, bölgedeki durum  tamamen farklı olurdu. Bu,  halkların genel isteÄŸidir ve  İmam’ın haber verdiÄŸi inkılapçı yayılışın ta kendisidir.
               
                İmam’ın  vasiyetinde kendini gösteren üçüncü nokta ise İmam’ın inkılap  sonrasındaki on yıllık ömrü boyunca vurgulanan ve halkımız ve  gençlerimiz için önem taşıyan bir konudur. İslam İnkılabı, halkın  ilerlemesine yardımcı olmaktadır; İslam İnkılabı, halkın yenilik ve  yaratıcılık eylemine katkıda bulunmaktadır. İslam düşmanlarının  yıllardır propaganda ettiklerinin tam tersi bir durum.  İslam  düşmanları, dindarlıkla ilerlemenin birbiriyle çeliÅŸtiÄŸini iddia  etmekteydiler. İlerlemek isteyen bir milletin, dinden el çekmesi  gerektiÄŸini söyleyip, Batı’nın kucağına girmesi ve tepeden tırnaÄŸa  Batı’nın rengine boyanmasını salık vermekteydiler. Bunu, bir inanç  olarak onlarca yıl boyunca İran halkına empoze ettiler. Oysa İmam,  inkılabın başından beri sonuna dek ve hatta vasiyetnamesinde ÅŸunu  vurgulamıştır ki  inkılapçı ruh, ileriye doÄŸru hareket ruhudur; ilerleme ruhudur,  yenilik ve keÅŸif ruhudur ve bu durum İran halkı gerçeÄŸinde kendini göstermiÅŸtir. 
                Bugün  İran halkı kendi gücüne inanmaktadır. Bilim alanında kendini  göstermekte ve siyaset meydanında yer almaktadır. İran halkı ciddi  olarak yer aldığı her alanda halkların en ön safında kendini  göstermektedir. Halkımızın bugün bilimsel yenilikler, siyasal kudret ve   uluslararası prestij açısından bulunduÄŸu durum,   inkılap öncesine göre kıyaslanabilecek gibi deÄŸildir. Bu halk  uyanmış  ve dirilmiÅŸtir. Bu diriliÅŸ, inkılap sayesinde oldu. Millet her ne kadar  diri ve dinamik olursa, bu inkılapçı ruh, yenilik, yaratıcılık ve keÅŸif  ruhu da capcanlı kalacaktır. İnkılap da büyük bir yenilik idi. İmam,  İslam İnkılabı ve kurduÄŸu İslam Cumhuriyeti sayesinde  geri  kalmışlık ve Batı hayranlığı arasındaki orta yolu çizmiÅŸ oldu.  Milletler ya geri kalmaları gerektiÄŸini ya da Batı’lılaÅŸmaları  gerektiÄŸini sanmaktaydılar.  Ancak İmam ÅŸunu gösterdi ki, hayır,  insanın  Batı’ya esir olmayacağı, Batı hayranı olmayacağı doÄŸru bir yol vardır  ve bu vesileyle ilerleme ve yükseliÅŸ yolunu katedebilir. DeÄŸerli  gençler ! Ülkenizin ilerlemesi ve yükseliÅŸi için, bu doÄŸru yola  olabildiÄŸince tutununuz.Allahu tealaya dayanmak ve kendi özünüzdeki  güce inançla yolunuz üzerindeki tüm engelleri kaldırabilirsiniz.
               
                Emperyalistlerin  nükleer enerji ve benzeri konularda İran halkına olan düşmanlıkları ve  uluslararası entrikaların nedenlerinden biri de budur. Åžunu  görmektesiniz ki,  İran halkına düşmanlıkta Amerika’lılar öncü durumundalar ve kimi Avrupa’lılar da Amerika’nın dümen suyunda hareket etmekteler.  Ä°ran  halkının nükleer enerjiye ulaÅŸmasını önlemek için çaba harcamakta,  tehditler savurmakta ve hakaretlere yeltenmekte olan bu devletler, gidip  bilim  ve endüstride İran halkının çok çok gerisinde kalan ülkelerle nükleer  enerji anlaÅŸmaları imzalamaktalar.Bu ne anlama gelmektedir ? Bu ÅŸu  demektir ki,  nükleer enerji eÄŸer,  bir milletin kendilerine daha bağımlı hale gelmesine yol açacaksa, buna izin verilir.  Buna  karşılık, bir milletin kendi inisyatifiyle, kendi elleriyle ve onlara  ihtiyaç duymaksızın tam bağımsızlık i çerisinde elde edeceÄŸi nükleer  enerjiye karşı çıkılmalıdır. Aziz gençlerimiz ve büyük milletimiz  bu  modern bilim ve teknolojiye kendi gücüne dayanarak ulaÅŸma imtiyazına  sahiptir. Bağımlılık içerisine girmedi ve bağımlılığa karşı durdular.  İşte emperyalist devletlerin  verdiÄŸi nükleer enerji bile  diÄŸer milletler için bir bağımlılık vesilesi iken, bu konu içi kaynayan, yeniliklere imza atan, kendi yaratıcılığıyla  ilerlemesini bilen üretken İran halkı için bağımlılığın kesilmesi anlamına  gelmektedir.  Dünya emperyalistleri, İran halkının düşmanları, iÅŸte bu duruma düşmandırlar.
               
                Rahmetli  İmam Humeyni’nin vasiyetnamesinde yer alan önemli noktalardan biri de  düşmanın soÄŸuk savaşı ve psikolojik harekatına dikkat edilmesidir.  Düşman pratikte baÅŸarılı olamayınca,  psikolojik  savaÅŸa yeltenmekte ve halkların kalbinde yeis, ümitsizlik ve boÅŸluklar  oluÅŸturmaya çalışmakta ve psikolojik savaÅŸ ve tehditlerle,  karşısındaki halkları geri sürmeyi tasarlamaktadır.  Bu,  pratik  alanda bu halklar karşısında direnemediÄŸi anlamına gelir. Bu soÄŸuk  savaÅŸ, inkılabın ilk günlerinden bu güne kadar uzanan otuz yıldır hep  süregelmiÅŸtir. Bazen inkılabın iki ay kadar bile ömrünün olmadığını  savunmakta ve bazen de ona en fazla iki yıllık bir ömür biçmekteydiler.  Bugün,  bu inkılap otuz yıllık ömrü boyunca tüm gücüyle ilerlemiÅŸtir ve İran  halkını her geçen gün daha bir umutlu, daha bir enerjik ve daha bir  düzenli hale sokmuÅŸtur.
               
                Bugün soÄŸuk savaÅŸ ve psikolojik savaşı çeÅŸitli ÅŸekillerde sürdürmekteler.  İran halkını ve İran’lı gençleri  sultacı  güçlere dayanmaksızın hiç bir yere varamayacaklarına inandırmaya  çalışıyorlar. Bu, İmam’ın da dikkat çektiÄŸi büyük bir tehlikedir.  Onlar, halkımızın büyük ilerlemelerini inkar etmekteler.  İnkılap bu otuz yıl boyunca bir çok  engeli geride bıraktı. İnsan, inkılaplar tarihine bir baktığında  bir millet ve bir inkılap için bunca engel çıkartılmasına pek nadir rastlamaktadır.  İnkılaplar genel olarak bu tür engellere takılıp kalmış ve düşmana teslim olmuÅŸlardır.  Bunca  tehdit, bunca ambargo, bunca düşmanlık, hile ve entrikaya raÄŸmen, İslam  İnkılabı yolunda ilerlemesini bilmiÅŸ ve önündeki kaleleri fethederek,  daha yüksek kalelerin fethine göz dikmiÅŸtir. Halkın bu yoldaki hedef ve  arzularını söndürmek peÅŸindeler. Ben, aziz gençlerimize, üniversiteli,  medreseli,  endüstri ve tarımda ya da bilim ve sanat  dallarında aktif gençlerimize ÅŸunu belirtmek istiyorum: sizler yolun  yarısındasınız ve geride bıraktığınız yol çok sayıda büyük problemlerle  doluydu, ancak, baÅŸarılı oldunuz. Düşmanın engellemek istediÄŸi, yolun  geride kalan diÄŸer yarısını da katetmeli ve yılmaz azminizle zirveye  ulaÅŸmalısınız. Sizler daha önce de ispatladığınız gibi yine bu iÅŸi  baÅŸarabilirsiniz.
               
                İran  halkı bugün emperyalistler karşısında onur ve cesaretle dikilmesini  bilmiÅŸ ve onlar herhangi bir ÅŸey yapamamışlardır. Yaptıkları ÅŸey,  ülkenin doÄŸu ve batısından ülkeyi ablukaya alma çabalarıydı ki Allah’a  şükürler olsun, İran halkının dikkat, iman ve dayanışması sayesinde  emperyalistlerin,  İran halkının düşmanlarının doÄŸu ve  batı sınırlarımızdaki entrikaları da akamete uÄŸramış ve İslam  Cumhuriyeti’nin daha bir güçlenmesine yol açmıştır. Bugün, bu gerçeÄŸi  kendileri de itiraf etmektedirler.
               
                İmam’ın  vasiyetnamesindeki bir baÅŸka nokta da, gençlere yönelik entrikalarla  ilgili bir uyarı niteliÄŸindedir. Ülke gençliÄŸi eÄŸer bir motor  gibi  hareket ederek ülke ve milleti öne doÄŸru götürmek isterse canlı,  sapasaÄŸlam, saÄŸlıklı, çalışkan ve ilerleme ehli olmak zorundadır.  İran’lı gençler arasındaki bu ruh halini mahvetmek isteyenler, çeÅŸitli  entrikalarla,  fesad, fuhuÅŸ ve uyuÅŸturucu madde ÅŸebekeleri vasıtasıyla faaliyet göstermektedirler. İran’lı gençler uyanık olmak zorundadır.  Bugün  eÄŸer İslam Cumhuriyeti nizamının yöneticileri uyuÅŸturucu maddeler  aleyhinde çetin bir mücadele veriyorlarsa, bu, İran halkının ilerlemesi  yolundaki büyük bir cihad, çok derin bir eylem olduÄŸundandır. Düşman,  İran’lı gençlerin, atelyede, laboratuarda, üniversitede, bilimsel  çevrelerde, tarım ve endüstri merkezlerinde coÅŸkuyla çalışmasını  istememektedir.  Cinsel ÅŸehvetlerinin ya da uyuÅŸturucu  maddelerin esiri olan bir genç, ne çalışmak isteyecek ve ne de  düşünecektir; ne gerekli azim ve iradeye sahip olacak ve ne de çalışma  gücünü taşıyacaktır. Bugün İran’lı gençleri ÅŸehvete, uyuÅŸturucu  maddelere, çeÅŸitli cinsel eÄŸlencelere sürüklemek için sürdürülen  organize entrikalar, büyük bir tehlike arzetmektedir. Bu entrikayla  mücadele ilk derecede bizzat halk bireylerine ve özellikle de gençlere  düşmektedir. Gençler, dikkatli ve uyanık olmak durumundadır. Düşman,  İran’lı gençlerin takva ve dindar oluÅŸunun, onların çeÅŸitli alanlarda  ilerlemesine yardımcı olduÄŸunu farkettiÄŸi için, onu zayıflatmak  peÅŸindedir. İmam, hem gençleri, hem  üniversitelileri, hem  dini ilimler medreselerini uyarmakta, dikkatli ve uyanık olmaya  çağırmaktadır. Gençlerin iÄŸfali ve gevÅŸekliÄŸe sevkedilmesi, milletin  geri kalmışlığa itilmesi anlamındadır. Tüm halk  sorumluluk duygusu hissetmeli ve yetkililer de büyük bir cihad sayılan bu yolda ciddi olarak mücadele vermelidirler.
               
                İmam’ın  vasiyetnamesindeki temel noktalardan biri ise dünyadaki zorba güçlere  karşı koymaktır. Zorba güçler tarih boyunca da var idiler, ancak bilim,  sanayi ve modern iletiÅŸim imkanlarının geliÅŸmesiyle birlikte sultacılık  da onlar için daha kolay hale geldi. Bu yüzden Amerika’lıların dünyanın  her yeri karşısında tamahkar davrandığını ve ‘bizim çıkarlarımız  falanca yerde tehlikeye düşmüştür’ bahanesiyle her yere girmeye  çalıştıklarını görmektesiniz. Sanki onların çıkarları, tüm dünyanın  çıkarlarından daha üstünmüş gibi, milletlerin çıkarlarına tercih  edilmektedir. Peki, bu zorbalıklar, kabadayılıklar, söz dinlememeler ve  hak tanımamalar karşısında nasıl bir tavır konulmalıdır ? İki tavır söz  konusu olabilir: teslimiyet ya da direniÅŸ... Zorbalara teslim olmak,  onları daha büyük zorbalıklara teÅŸvik edecektir. Halkların teslimiyeti,  dünyadaki siyasi çevrelerin teslimiyeti, çeÅŸitli toplumlardaki  aydınların emperyalist zorbalar karşısındaki teslimiyeti, onları daha  bir ilerlemeye, daha  zorbaca davranmaya özendirecektir.  Milletler için yalnızca tek bir yol vardır ve o da direniÅŸtir. EÄŸer bir  millet zorba güçlerin ÅŸerrini ve günümüzde de Amerika’nın ÅŸerrini  önlemek isterse, Amerika’nın zorbalıkları karşısında cesaret ve  kudretle dikilmek zorundadır.
               
                Bugün Amerika’lı yetkililerin, baÅŸkan ve avanesinin davranışlarına bir bakınız, onların nasıl konuÅŸtuklarına dikkat ediniz .  KonuÅŸmaları,  deli saçmalarını andırıyor. Bazen tehdit ediyorlar, bazen suikast emri  veriyorlar, bazen iftira atıyorlar, bazen kendi yılgınlıkları yüzünden  yardım talebinde bulunuyorlar ve bazen de bir milletin istikrar ve  güvenliÄŸine saldırıda bulunuyorlar. Deliler gibi, bir o yana bir bu  yana yalpalayıp duruyorlar.  Onların davranışları,  mantıklı, akıllı ve tedbirli bir politika adamının davranışlarını  andırmıyor. Elbette bu sürecin önemli bir bölümü, Amerika’nın çeÅŸitli  bölgelerindeki baÅŸarısızlıklarının yansımasıdır. Afganistan’da akamete  uÄŸradılar, Irak’da çıkmaza saplandılar. Hani bunlar Afganistan ve  Irak’a demokrasi, özgürlük ve insan hakları vaadleriyle girmiÅŸlerdi.  Bugün aradan geçen bir kaç yıldan sonra bu iki ülke öyle bir duruma  düştü ki,  hiç bir ülke böyle bir durumu arzu  etmemektedir. Emniyetsizlik, geri kalmışlık, yoksulluk, emperyalist  güçlerin giderek artan nüfuzu,  bu ülkelerin milli  çıkarlarına ecnebilerin kanca atması ve bu milletlerin haklarının  görmezden gelinmesi... Elbette sonuçta da daha önce ilan ettikleri ya  da kalplerinden geçip de ilan edemedikleri hedeflerine ulaÅŸma konusunda  tam bir fiyasko yaÅŸanması... Bu baÅŸarısızlık, Amerika’lı  politikacıların  davranışlarına yansımıştır; ihtilaflarına, dedikodularına ve  kararlarına... İşte, dünyadaki zorba güçlerin hali... Peki, bu  despotluklar karşısında ne yapmalı ? İmam’ın tavsiyesi, direniÅŸtir.  Bugün ülkemizdeki geniÅŸ bir siyasi yelpaze, İmam’ın çizgisine  baÄŸlılıktan dem vurmaktadır ki bu kutlu bir durumdur. GeçmiÅŸteki kimi  dönemlerde durum böyle deÄŸildi. Kimi siyasi gruplar, İmam’ın  çizgisinden yüz çevirdiklerini açıkça ifade etmekteydiler ! Ancak bugün  ülkedeki siyasal kümeler, İmam’ın düşünceleri ve çizgisine olan  eÄŸilimlerini dile getirmekteler.  Pekala,  İmam’ın  vasiyetnamesi ve tüm açıklamalarında da görülen önemli noktalardan  biri, emperyalistler karşısında kesin bir ÅŸekilde dikilmektir.
               
                Bu tavrı,  tüm İran halkı ile İmam’ın  düşüncelerine baÄŸlı olan seçkinler ve toplumun  çeÅŸitli  kümeleri tüm güçleriyle korumalıdır. İmam’ın kendisi de böyleydi. İmam  hiç bir zaman dünyanın zorba güçleri karşısında herhangi bir  mülahazayla,  dünya mazlumlarını savunmaktan el çekmedi. İmam, daima Filistin meselesinden, temel bir problem olarak söz etti. İmam,  vasiyetnamesi ve açıklamalarında mazlum milletlerin müslümanlardan yardım  çaÄŸrısına ehemmiyet verdiÄŸini gösterdi.  İmam’ın  tarzı, mazlumların haklarının açıkça savunulması, Filistin halkının ya  da diÄŸer mazlum halkların haklarının net olarak savunulmasıdır. İmam’ın  çizgisi budur.  İmam’ın üslubu, tavsiyesi ve vasiyeti  budur. İran halkı ve yöneticileri bu yöntemi benimsediler. Otuz yıl  boyunca İran halkı hangi alanda Amerikan emperyalizmiyle karşılaÅŸmışsa  zafer kazanmış ve düşman yenilgiye uÄŸramıştır.
               
                Elbette  düşman boÅŸ durmayacaktır. Düşman, psikolojik ve siyasal çabalarını  sürdürmektedir. Düşman, iftira atmaktadır. Bugün dünyada Amerika’lılar  ve siyonistlerin İran halkı ve İslam Cumhuriyeti aleyhindeki iftiraları  artık tutmamakta ve müşteri bulmamaktadır. İnsan haklarının çiÄŸnendiÄŸi  iftirası, o da insan haklarını feci ÅŸekilde çiÄŸneyen ve  mazlumların terörü ve milletlere tecavüzde en kötü notu alanlar tarafından gündeme getirilmektedir.  Bunlar, İran halkı ve İran İslam Cumhuriyeti’ni mi insan haklarını çiÄŸnemekle suçluyorlar ?! Bunun hiç bir önemi yok...  Nükleer  enerji konusunda İran halkı defalarca ÅŸunu vurgulamıştır ki ‘biz,  nükleer silah peÅŸinde deÄŸiliz !’ Bunu herkes bilmekte, mantık da bunu  doÄŸrulamaktadır. Ancak, bugün Amerika’lılar İran’ın nükleer  faaliyetleri hakkında konuÅŸup tavır takınmak istediklerinde İran  halkının hakkını açıkça inkar edemeyecekleri için dünya kamuoyunu  yanıltmak amacıyla bu tür ithamlarda bulunmaktadırlar. Yalan  söylediklerini kendileri de bilmektedir.
               
                Bugün  hiç bir akıllı millet, hiç bir akıllı yönetici nükleer silah peÅŸinde  koÅŸmaz. İran halkı hem temel İslami düşünceleri ve hem de akıl ve  tedbir gereÄŸince nükleer silahlara karşıdır. Nükleer silahların, üretim  ve koruma harcamalarından baÅŸka bir yararı yoktur. Nükleer silahlar bir  milletin kudretini arttırmaz, zira ondan yararlanılamaz, icra edilemez.  Bugün nükleer bombalara sahip olan kimseler ÅŸunu pekala bilmektedirler  ki, yanlışlıkla bu silahı kullanmaları durumunda kendileri de  bu  ateÅŸ çemberinden kurtulamayacaklardır. Tıpkı kendilerinin bir zamanlar  teröristleri palazlandırdıkları ve sonra da kendilerinin de zarara  uÄŸradıkları gibi... Çok geçmeden dünya teröristlerinin nükleer silahlar  edinmeleri ve dünya emperyalistlerini olduÄŸu gibi tüm milletlerinin  güvenliÄŸini de tehdit etmeleri mümkündür. Düşman, nükleer silahların  kullanılamayacağını çok iyi bilmektedir. Buna raÄŸmen, İran halkını  itham etmekteler. Hayır ! İran halkı nükleer silah peÅŸinde deÄŸildir.  Ancak,  nükleer enerjiden barışçı amaçlarla yararlanılmasından yanadırlar ve  her ne pahasına olursa olsun bu hedeflerine ulaÅŸacaklardır.
               
                İmam’ın  hatırası, İran milletinin uyanışı ve onurunu anımsatmaktadır. İran  halkının, tüm İslam Ümmeti ve mustazaf halklar için model oluÅŸunu  hatırlatmaktadır. İmam’ın hatırası bizlere güç ve ümit vermektedir. Bu  hatırayı canlı tutmalı ve İmam’ın yolu, çizgisi, kılavuzluÄŸu ve bu  yolun doÄŸru katedilmesi için koyduÄŸu yol iÅŸaretlerinin kadrini  bilmeliyiz. Herkesten daha çok da gençler ve ülke yöneticilerinin,  İmam’ın tavsiyeleri ve vasiyetnamesine bir yönetmelik gibi bakmaları  yerinde olur.
               
                Bugün  her üç erkin sorumluları, ülkenin askeri, siyasi ve içtimai alanlardaki  çeÅŸitli yöneticileri İmam’ın vasiyetnamesi ve öğütlerine uygun hareket  etmeyi gündemlerinin başına koymalıdırlar. İran halkının prestij ve  onuru, İran halkının kalıcı bir güvenliÄŸe sahip olması, İran halkının  maddi kalkınması ile manevi ve ahlaki yükseliÅŸi, bu tavsiyelerin yerine  getirilmesine baÄŸlıdır.
               
                Ya  Rab ! Åžehidlerin pak ruhu, büyük imamların pak ruhu için, İran halkını  bu yolu katetmekte her geçen gün baÅŸarılı ve daha da onurlu kıl. Ya Rab  ! Bu büyük topluluk, İran milletinin kalpleri, gönlümüz ve dilimizden,  büyük imamın pak ruhu için manevi hediyeler götür; rahmet, maÄŸfiret ve  fazlını imamın mübarek ruhundan esirgeme. Ya Rab !  Bu yolun öncüleri olan ÅŸehidlerimizi  evliyanla  birlikte haÅŸret. Ya Rab ! Bu hak ve hakikat yolunda hizmet eden,  fedakarlıkta bulunan, gayret sarfeden herkesi lütuf, rahmet ve  hidayetinle donat. Ya Rab !  Hz. Mehdi’nin mukaddes  kalbinin bizden razı ve hoÅŸnut kalmasını ve bizim kelimenin tam  manasıyla onun askerleri arasında yer almamızı saÄŸla...
               
                Allah’ın selam ve rahmeti üzerinize olsun...

             

Total Visit: 173
Total Rank: 0
Total Rankers: 0
Total Comments: 0

Oy vermek için yetkiniz yok. Lütfen giriş yapınız.