Perşembe 9 Şubat 2012 - 06:07

الخميس ١٧ ربيع الأول ١٤٣٣

پنجشنبه ۲۰ بهمن ۱۳۹۰ - ۰۷:۳۷

Kullanıcı adı:

Şifre :

Şifremi Hatırla
Şifremi unuttum   aktivasyon
Üye ol
    
       
                             
Ayetullah Hamenei’nin 3. Uluslararası Kudüs Konferansı’nda Yaptığı Konuşma
                                                                                   
28/06/2006
 

Bismillahirrahmanirrahim,

             

Siz  aziz misafirler, ulema, düşünürler, siyasetçiler ve inancı uğrunda  İslami Cihad içindeki değerli şahsiyetler, hoş geldiniz. Sizler, muasır  medeniyette sömürgeci güçler tarafından İslam dünyasına büyük bir  musibet olarak sunulan, işgal altındaki Filistin ve Kudüs-ü Şerif  konusunda bir çözüm yolu bulmak için bir araya gelmiş bulunmaktasınız.

             

Bu  konferansın düzenleniş tarihi de, Hz.Peygamber (s.a.v)'in kutlu  veladetinin yıldönümüne rastlamaktadır ki, İran halkı da, bu  münasebetle büyük bir coşku içinde yeni hicri-şemsi yılın adını da  Hz.Peygamber'in mübarek ismiyle süslemiştir. Allah'u Teala'dan  çalışmalarınızda, birlik ve beraberliğimizde, düşüncelerimizde,  mücadelemizde ilahi vaadin gerçekleşmesini temenni ediyorum.

             

İçinde  bulunduğumuz dönem, İslami Uyanış dönemidir ve Filistin bu uyanışın  merkezinde yer almaktadır. Filistin İslam topraklarının işgalinin  üzerinden neredeyse 60 yıl geçmektedir ve bu dönemde mazlum Filistin  halkı, çok zor ve değişik imtihanlardan geçmiştir. 60 yıllık işgal  boyunca, mazlumca direnişler, sürgün, göç, aziz Filistin halkının  katledilmesi, ev ve barklarının yerle bir edilmesi, uluslararası  topluma sığınma ve siyasi hesapların içine girme ve Filistin sorununu  çıkartan Batı'lı ülkelerin aracılığıyla işgalci rejimle müzakereye  oturma gibi durumlar, bu 60 yıllık dönemde geçen çeşitli cereyanların  sadece bir bölümüdür.

             

Elbette bütün bu tarihi  tecrübeler neticesinde, yeni bir nesil ve ulvi düşünceler oluşmuş,  İslami uyanış ve hürriyet arzusu pekiştirilmiş ve sonuç olarak da  İntifada ateşi Filistin topraklarının dört bir tarafını sarmıştır.

             

Karşı  tarafta ise farklı bir yol izlenmiştir. Mesela, işgal ve sultaya dayalı  cinayetler, soykırım, komşu ülkelerin topraklarına askeri tecavüz,  Nil'den Fırat'a kadar olan topraklar üzerinde (Arz-ı Mev'ud / Büyük  İsrail İmparatorluğu) siyasi ve iktisadi desiselerle bölgenin zayıf  bırakılması, İslam dünyasında bazı siyasetçilerin ihanetleri gibi  onlarca sebep, Filistin topraklarının işgalden kurtuluşunun ancak  İslami mücadele ile olacağına dair bir İslami uyanışın şekillenmesine  vesile olmuş ve bunun neticesinde de Filistin ülküsü ve İntifada ateşi  bugün Filistin'in halkının kurtuluş yolu olmuştur.

             

Aslında  bugün bu noktaya gelinmesinde kuşkusuz Amerika ve İngiliz  devletlerinin, para ve askeri yardımlarla işgalci terör rejiminin  cinayetlerini utanmadan desteklemelerinin de önemli rolü vardır. Bugün  mütecaviz İsrail rejiminin liderleri ve yöneticilerini, Filistin  topraklarındaki uyanış ve mücadele dalgası, büyük bir korkuya  düşürmüştür.

             

Doğrudur ki, mazlum Filistin halkı  bugün de Siyonistler ve onların hamileri olan ecnebiler tarafından  tarihte benzeri olmayan büyük bir cinayet ve insanlık trajedisi ile  karşı karşıyadır. Bugün en feci cinayet ve zulüm, terör rejimi İsrail  tarafından büyük bir gurur ve küstahlıkla, açık bir şekilde  sürdürülmekte ve ilan edilmektedir. Ancak, 60 yıllık geçmişe  bakıldığında ibret verici ve sarsıntıya neden olacak gelişmelerin  yaşandığı görülür. Bu durum elbette, Batılı emperyalistlerin kenti şom  çıkarlarını temin etmek ve korumak hedefiyle sultaları altına almak  istedikleri Filistin topraklarında, Ortadoğu'da ve aynı zamanda İslam  dünyasında ve yönetimlerinde olmuştur.

             

Eğer  1940′lı yıllara döner ve Filistin'e bakarsak, Arap topraklarının  kalbinde, fakir bir ülke, zayıf bir yönetim, dünyadan habersiz bir halk  ve sömürgeci güçlerin emrindeki komşular, çok zengin ve askeri açıdan  çok güçlü olan Batı'lı devletlerin siyonistleri kışkırtarak  Filistin'lileri evlerinden sürdükleri ve bir ırkçı siyasetin ve terörün  olduğu görülecektir.

             

Batı'lı bütün devletlerin ve  siyasetleriyle insanlık dışı uygulamaları yürürlüğe koyan dünyanın iki  dev gücü de (Kapitalizm ve Komünizm) bu cinayetlere yardım etti; bölge  ülkelerinden başta İran'daki Şehinşah Rıza Pehlevi yönetimi olmak üzere  bazı yönetimler İslam ve arap dünyasının bu sorununa kulaklarını  tıkadılar ve aslında İslam düşmanlarına böylece hizmet ettiler.

             

Amerika  adeta bir kayyum ve avukat gibi, programlarını uyguluyor ve Sovyetler  de Amerika'nın bu uygulamalarına asla karşı çıkmıyordu. Güya  uluslararası toplumun haklarını korumakla görevli olan Birleşmiş  Milletler'in siyonistlerle ilgili olarak yayınladığı bildirilerin  Batı'lı ülkeler açısından hiçbir değeri yoktu. Öyle ki terör rejimi,  Avrupa ve Amerika'yı ardına alarak, Mısır, Suriye, Ürdün ve daha sonra  da Lübnan topraklarına saldırmış olup; bu ülkelerin topraklarından bir  bölümünü halen işgalinde tutmaktadır.

             

Bu dönemin  ardından terör, katliam ve sulta ile tehdit eden teröristler, yönetim  kurma aşamasına gelmekteler ki bunların başında Sabra ve Şetilla  Filistin mülteci kampında cinayet işleyen Şaron ve ardından yine ondan  geri kalmayan başka teröristler hükümete gelmektedirler. Evet onlarca  yıldır bu hapis ve terör rejimi, Batı'lı ülkelerin desteğiyle, soykırım  ve işgale dayalı siyasetlerini sürdürmektedir.

             

Bu  cephenin karşısında yeralan cephe ise yaşadıkları zaaf ve ilk  yıllardaki başarısızlıklar ardından, kavmiyetçi düşüncelere ve  nasyonalist akımlara kapılmışlar ve ardından da Marksizm ve benzeri  ekollerin çekim alanına girmişlerdir.

             

Ama dini  inançlar, milleti, verdiği mücadelede sabırlı ve dirençli kılmaktadır  ve zaman içerisinde o millete aydın bir ufuk göstermektedir ve gelecek  için ümit ışığı yakmakta ve ardından da doğudan, İslam İnkılabı, bir  güneş gibi doğmaktadır.

             

Evet, İran'da İslam  dininden ilham alınarak gerçekleşen bu inkılabın, hiç kuşkusuz Filistin  üzerinde büyük rolü vardır. (İran) İslam İnkılabı'nın ardından  Filistin'de de farklı bir dönemin başladığını görüyoruz. Çünkü uzun  yıllar Siyonistlerin cinayet ortağı olan Batı'lı emperyalistler,  özellikle de Amerika, bölgede yeni bir hareket başlatmıştır. Bu arada  Filistin ve Lübnan'da direniş grupları İslami mücadeleyi seçerek, bu  topraklarda çok çetin bir mücadele döneminin başladığının mesajını  vermişlerdir. Böylece Müslümanlar arasında bir zamanlar kaybolmaya yüz  tutan Cihad ve Şehadet kavramları yeniden canlanmış ve mümin halkların  Allah'a tevekkül ederek oluşturduğu, gerçek millet gücüyle, Filistin ve  bölgede de dengeler değişmeye başlamıştır. Pak gençlerin şehadetleri ve  direniş sahnesindeki rolleri, uluslararası küfür dünyası ve materyalist  güçlerin hesaplarını alt üst etmiş ve yeni oluşan bu ortamda, kan,  kılıca galip gelmiştir.

             

Ama bugün yani işgalin  üzerinden geçen 60 yıldan sonra, Hakk cephesinde yaşanan müsbet ve  güzel gelişmeler, imanlı gençlerin Flistin'deki direniş meydanlarında  büyük bir potansiyel sergilemeleri, direniş kalesini güçlendirmiş,  işgalci rejimin ve Batı'lı güçlerin Filistin ve Lübnan topraklarındaki  ağır siyasi ve askeri yenilgilerinin ardarda yaşanmasına vesile  olmuştur. Ve tıpkı Allahu Teala'nın Kur'an-ı Kerim'in Fetih suresinin  20 ve 21′nci ayetlerinde buyurduğu gibi, ‘Ve Allah, size, elde  edeceğiniz bir çok ganimetler vaat etmiştir ve bunu size hemencecik  verdi ve inananlara bir delil olsun ve size doğru yolda başarı versin  diye de insanların ellerini sizden çekti ki müminler için bir ayet  olsun ve sizi dosdoğru bir yola yöneltip iletsin. Ve daha başka  ganimetler de vaat etmiştir ki, siz henüz onları elde edemezsiniz,  andolsun ki Allah bilgisiyle onları kavrayıp kuşatmıştır ve Allah'ın  her şeye gücü yeter.'

             

Evet, Allahu tealanın vaad  ettiği gibi İslami Cihad hareketi içinde, Baatıl cephesi ardarda ağır  hezimete uğradı, onların yapay ümitleri de yokoldu ve onlar şimdi büyük  bir tefrika ve çaresizlik içindedirler. Bunların başında da elbette  Amerika gelmektedir ki, Amerika, Ortadoğu bölgesinde izlemiş olduğu  siyasetlerle bölge ülkeleri ve hatta dünya halklarının büyük nefretini  üzerine çekmiştir.

             

Nil'den Fırat'a kadar Büyük  İsrail İmparatorluğu sloganları ise, onların tamamlamaya çalıştıkları  Siyonist duvarın içinde İsrail'in güvenliği sloganına dönüşmüştür ve  büyük bir hezimete uğramışlardır. Filistinlilerle mücadele etmenin  yolunu da yalnızca, tank, terör, bombalama, zindan ve yıkımda  aramaktadırlar. Yani onlarca yıl terk etmedikleri katliamcı tutumu  sürdürmek istemektedirler ki bu tutum Filistin halkının verdiği direniş  ve mücadele ile çelikten bir siper ve güç olmasına neden olmuştur.  Siyonistlerin bu cinayet ve ırkçı siyasetleri bundan sonra da Filistin  halkını etkilemeyecektir.

             

Bugün Filistin halkı,  çok zor ve uzun yılları kapsayacak bir cihadın ortasındadır ve elbette  bu durum yalnızca Filistinli Müslümanları kapsamamaktadır. Aynı zamanda  İslam dünyası ile küfür cephesi arasında da çok yaygın bir cephe  görülmektedir.

             

İslam dünyası artık uyanmıştır ve  İslam ülkelerinde artık bağımsızlık ve hakimiyet sözkonusu  edilmektedir. Bunun ilk örneği, İslam ülkelerinin üniversite ve aydın  çevrelerinde görülen hakimiyet arzusunda hissedilmektedir. İslami İran  ise uygulamaları ile bu doğrultuda dini demokrasinin bir simgesidir.  Çünkü İran gün geçtikçe daha da güçlenmiş ve ilerlemiş, İmam  Humeyni'nin gündeme getirdiği Muhammedi İslam, bugün dünyanın dört bir  yerinde kök salmıştır.

             

Özellikle Amerika'nın  İslam ülkelerinin sorunlarına çare olarak sunmaya çalıştığı Liberal  Demokrasi ise İslam ümmetinin canını ve malını almış; bunun en bariz  örneği Irak, Afganistan, Lübnan, Guantanamo ve Ebu Gureyb'de  görülmüştür ve bundan önce de Gazze ve Gazze Şeridi'ndeki diğer  kentlerde zaten müslümanlar, Batı'nın sözde hürriyet ve insan  haklarının ne olduğunu çok iyi bir şekilde acı tecrübelerle  görmüşlerdir. Amerika, bugün Batı'lı ülkeler arasında insan hakları  alanında işlediği ihlallerden dolayı, kendisinden büyük oranda nefret  duyulmasına neden olmuştur. Bütün bunları, dünya halkları açık bir  şekilde tecrübe etmiştir.

             

Bugün Batı'lı liberal  demokrasi, İslam dünyasında aynı şekilde rüsva olmuştur ki dün Doğu'nun  gücü olan komünizm ve sosyalizm, bugün müslüman halklardan, İslam'ın  gölgesindeki özgürlük, onur ve gelişmeden medet ummaktadır. Müslüman  halklar, sömürgeci güçlerin 200 yıldır kendilerini tahkir eden, yoksul  ve geri bırakan bu siyasal süreçten yorulmuştur. Bizim, bütün bu çirkin  huyları, bize dayatan ülkelere iade etmek en tabii hakkımızdır. Bu  duygu ve düşünce sadık ve inançlı milletlerin ve İslam dünyasının  gelecek nesillerinin doğudan ve Afrika'ya kadar uzanacak topraklardaki  sloganı olacaktır. Bu cihad elbette son derece zor, çeşitli, karmaşık  ve uzun bir süreyi içine almaktadır. Ve eğer Filistin'i bu cihadın  sancağı kabul edersek fazla abartmış olmayız.

             

Bugün  İslam dünyası, Filistin meselesini kendi asıl meselesi olarak  görmelidir. Bu mesele, aslında İslam dünyasının kurtuluş anahtarıdır.  Filistin, Filistinlilere döndürülmelidir ve Filistin'deki devlet, bu  topraklarda yaşayan Filistinliler tarafından yönetilmelidir.

             

Başta  Amerika olmak üzere İngiltere ve siyonistlerin 50 yıldır, Filistin  adını haritadan silme çabaları bu gün hiçbir netice vermemiş, aksine,  yapılan baskılar tam tersi bir sonuç vermiştir.

             

60  yıldır İsrail'in işgalinde olan Filistin halkı, gerçekte 60 yıl  öncekinden daha canlı, güçlü ve cesurdur. İman ve cihadla yoğrulan bu  sürece devam edilmeli, Allah'ın Nur suresinde buyurduğu vaadin  gerçekleşmesi için çaba gösterilmelidir. Allahu teala Nur suresinin  55′nci ayetinde şöyle buyurmaktadır:‘

             

Allah,  içinizden iman edenlere ve salih amellerde bulunanlara vaadetmiştir  :Hiç şüphesiz onlardan öncekileri nasıl güç ve iktidar sahibi kıldıysa,  onları da yeryüzünde güç ve iktidar sahibi kılacak., kendileri için  seçip beğendiği dinlerini kendilerine yerleşik kılıp sağlamlaştıracak  ve onları korkularından sonra güvenliğe çevirecektir. Onlar, yalnızca  bana ibadet ederler ve bana hiçbir şeyi ortak koşmazlar. Kim ki bundan  sonra küfre saparsa, işte onlar fasık olanlardır.'

             

İslami  Cihad sürecinde de bu vaadin gerçekleşmesi için çalışmak yani  emperyalistlerin zorbalığından kurtulmak ve İslam'ın gölgesinde çaba  harcamak elbette mümkündür. Elbette cihad da farklıdır. Bilim, siyaset  ve ahlak alanında da cihad vardır. İslami İran halkı 27 yıldır bu güzel  cihadın nimetlerinden faydalanmakta ve tatmaktadır. Cihadın temeli ise  imanlı olmak ve teknolojide geri kalmamaktır. Bilim ve teknoloji  alanında çaba göstermektir.

             

Filistin Cihadı ve  İslam dünyasında cihadın asıl şartı, ilkeler üzerinde hareket etmektir.  Düşman her zaman bu asıl konuyu unutturmak için, tehdit ve benzeri  yolları kullanmaktadır. İslam dünyasında ilkeler kaybolursa veya  ilkelere bağımlı kalınmazsa, o zaman İslam dünyası yolunu ve kılavuzunu  kaybeder; inançlarının ve ilkelerinin ayaklar altına alınması ile zaaf,  gaflet ve cinayet belasına müptela olur.

             

Maide  süresinin 52.ayetinde buyurulduğu gibi, ‘İşte kalplerinde hastalık  olanların; ‘Zamanın, felaketleriyle aleyhimize dönüp bize çarpmasından  korkuyoruz' diyerek aralarında çabalar yürüttüklerini görürsün. Umulur  ki Allah, bir fetih ya da katından bir emir getirecek de, onlar,  nefislerinde gizli tuttuklarından dolayı pişman olacaklardır.'

             

İlkeleri  kaybeden ve inancından uzaklaşanlar, düşmana hizmet etmekten başka bir  şey yapmamaktalar. Amerika ve Batı defalarca hatta kendilerine teslim  olanlara bile acımamış ve kullanım tarihi geçenlerin, Batı'lı ülkelerce  nasıl çöpe atıldığını tarih açıkça göstermiştir.

             

Bugün  Amerikan başkanının sözcülüğünü yaptığı dünya emperyalizmi, İslam  dünyasını açık bir şekilde tehdit etmektedir ve Haçlı Seferi'nden dem  vurmaktadır. Siyonist emperyalistler ve Amerika ile İngiltere'nin  casusluk kuruluşları, İslam dünyası içinde fitne çıkarmak için büyük  bir çaba içindedirler. Uluslararası medya da para ve benzeri yollarla,  İslam dini ve değerlerine açıkça hakaret etmekte olup; hatta insanlığın  kurtuluşu için gönderilen Hz.Peygamber'e (S) bile hakaretten el  çekmemekteler. İslam dini ve Müslümanlara hakaret etmek amacıyla,  binlerce film ve bilgisayar oyunu üreterek piyasaya sunmaktalar. Onlar,  bütün bunlara ilave olarak, Irak, Filistin, Afganistan gibi ülkelerde  kan dökerek ve İslam ülkelerinin içişlerine müdahale ederek gerçekte,  askeri, siyasi ve iktisadi çıkarlarının peşindeler.

             

İşte bu durumda düşman karşısında teslim olmak asla kabul edilemez bir tutumdur ve mücadele etmek şer'i ve tek kurtuluş yoludur.

             

Düşmanın  gücünün abartılması da, aslında aldatmaya dayalı oyunlardan ve  hilelerden biridir. Para, askeri güç, siyaset, modern savaş  teçhizatları devletleri korkutmakta ve ülkelerin böylece ilerlemesi  önlenmektedir. Ama burada hatırlatmalıyım ki, halk desteği olmayan  Saddam rejimi gibi rejimlerin iman ve cihaddan uzak askeri güçlerinin  de askeri güç olarak kabul edilemeyeceği açıktır. Açıktır ki, Amerika,  Irak halkına zorbalığını kabul ettiremedi ve zafer elde edemedi. Irak  halkı, Amerika'nın iddia ettiği ama kan ve gözyaşından başka bir şey  olmayan Batı demokrasisine karşı direndi ve işgalcileri rezil rüsva  etti ve aynı zamanda yenilmez olduğu iddia edilen maddi bir gücün nasıl  ağır hezimete uğratıldığını ispatladı. Irak halkının bu durumu, süper  güç görülen sözde devletlerin dünya nezdinde itibarlarının yok olmasına  neden olmuştur.

             

Halklarına güvenen hükümet ve  devletler, eğer Allah'a iman ve tevekkül etseler; mücadele ve direnişi  doğru algılasalar asla yenilmezler. Cihadın zor dönemlerinin  neticesinde güzel bir hediye vardır ve düşmanın yenilmezliğine dayalı  boş efsanelerinin, bir hiçten ibaret olduğu görülecektir. Dün ve bugün  bunu ispatlamaktadır ve Allah'ın izni ile bundan sonra da bu durum  devam edecektir.

             

Amerika'nın İran, Irak, Suriye  ve Lübnan aleyhinde devam eden tehdit ve komplolarının temelinde  elbette Ortadoğu üzerinde sulta kurmak bulunmaktadır ki, bunun  proğramcısı da kuşkusuz siyonistlerdir, Amerika yalnızca uygulamaya  koymaktadır. Ama düşmanların bu oyunu asla gerçekleşmeyecektir.

             

Eğer  Amerika, Irak'ta tesadüfen de olsa, vicdanının sesine kulak verecek  olsa, Irak milletine karşı düşmanlıktan el çekmelidir ve halkın seçtiği  hükümete saygı göstermelidir. Filistin halkının oyuyla işbaşına gelen  Filistin hükümetini kabul etmeli ve saygı göstermelidir. Siyonist  rejimin sultacılığa dayalı siyasetlerine verdiği destekten el  çekmelidir. Guantanamo ve Ebu Gureyb'deki esirleri serbest  bırakmalıdır. İran, Suriye ve Lübnan aleyhindeki komplolarına son  vermeli, Ortadoğu ve Fars Körfezi bölgesinin gerçeklerini kabul  etmelidir.

             

Konuşmamın sonunda, cesur ve kahraman  Filistin halkına arzediyorum: Siz, verdiğiniz cihad, direniş ve  gösterdiğiniz sabırla, İslam dünyasının iftiharına vesile oldunuz ve  aynı zamanda başka halklara örneksiniz. Bu ağır yük, sizi mücadeleden  yıldırmadı, verdiğiniz şehidlerin kanları sizlerin direnişinin daha da  güçlenmesi ve kök salmasına vesile oldu. Sizin düşmanınız, katliam,  işgal ve saldırılarla sizleri, topraklarınızdan çıkaramadı ve bugün siz  her zamankinden daha güçlüsünüz.

             

Şeyh Ahmet  Yasin, Fethi Şekaki, Er-Rantisi ve diğer Filistin'li pak mazlum  şehidlerin kanları, bu zamana kadar cihad'ın zorbalar karşısında zafere  ulaştığını göstermiştir. Ve Allah'ın izni ile bundan sonra Filistin  halkı daha da güçlü olacaktır.

             

Biz İran İslam  Cumhuriyeti ve kesinlikle diğer müslümanlar ve özgürlük taraftarları  da, sizlerin acılarına ortaktır ve sizlerin şehidi, bizim şehidimizdir,  sizin çektiğiniz sıkıntı ve acı, bizim acımızdır ve sizin zaferiniz,  bizim zaferimizdir.

             

Büyük İslam Ümmeti, size  yapılan zulüm karşısında sessiz ve tepkisiz kalamaz ve sizin  düşmanlarınızla el sıkışamaz. Kim bu girişimde bulunursa size  düşmanlıkta bulunmuştur. Elbette müslüman halklar bu büyük günahtan  uzaktır. Filistin'e her açıdan yardım etmek İslam ümmeti için şer'i bir  vazifedir. İslam ümmeti, Filistin halkının sürdürdüğü mübarek cihadda,  Filistinli kardeşlerini yalnız bırakmamalıdır.

             

İlahi  vaadin gerçekleşeceğine emin olun. Çirkin insanlar tarafından her gün  akıtılan kanların, dert ve acıların hesabı Allah katında  unutulmayacaktır. Şehidlerin efendisi Hz.Hüseyin (S)'in küçük  yavrusunun baba kucağında nasıl zehirli okla şehid edilişi sırasında  dediği gibi siz de diyin ki "Allah'ın gözetimi, bu musibete tahammülü  kolaylaştırır..." Ve bilin ki Allah'u teala sabırlı müminler ve  mücahidlerin zaferini garantilemektedir. 'Rabbinin kelamı, doğruluk ve  adalet üzerinden, kemal derecesine varmıştır ve o sözleri hiç kimse  değiştiremez. O her şeyi işiten ve görendir.' (En'am-115)

             

Vesselamu aleykum ve rahmetullahi ve berekatuh...


Total Visit: 200
Total Rank: 0
Total Rankers: 0
Total Comments: 0

Oy vermek için yetkiniz yok. Lütfen giriş yapınız.