Cuma 10 Eylül 2010 - 23:08

الجمعة ٢ شوال ١٤٣١

شنبه ۲۰ شهريور ۱۳۸۹ - ۰۰:۳۸

Kullanıcı adı:

Åžifre :

Şifremi Hatırla
Åžifremi unuttum   aktivasyon
Üye ol
    
       
                                               
Ayetullah Hamenei: 'İmamet, Gönüllerin Yönetimidir !'
                                                                                   
29/12/2007

Bismillahirrahmanirrahim,
                 
              Mübarek  Gadir bayramı münasebetiyle tüm müminleri, İslam dünyasının her  yerindeki müslümanları ve Emirül Müminin’in taşıdığı özellikler ve  sıfatlara kalplerinin derinliklerinden vurulmuÅŸ tüm özgür insanları  tebrik etmekteyim. Bu arada,  bu kutlu bayram  münasebetiyle, tüm İran halkını, bu samimi toplantıya katılan sizleri  ve özellikle de aziz ve mümin KaÅŸan halkını ve bu ÅŸehre mensup yüksek  ulemayı ve Dini İlimler Havzası mensuplarını tebrik etmekteyim.
             
              DeÄŸerli kardeÅŸlerim ! Gadir meselesi bir kaç açıdan önemsenmeye ve incelenmeye deÄŸer bir  konudur. Gadir bayramının, diÄŸer bayramların benzeri  olduÄŸunu sanmamak gerekir.  Her  ne kadar İslami bayramların hepsinde çeÅŸitli sembolik unsurlar ve  anlamlar bulunsa da, Gadir bayramının taşıdığı anlamın çok daha farklı  olduÄŸunu unutmamalıyız.
             
              Meselenin  bir boyutu, İslam’ın ve İslami hareketin istikametiyle ilgili olup,  bizim itikadlarımız içerisindedir. Bu, velayet boyutudur; İmamet’e  ve İmam’ın  peygamber  tarafından, daha doÄŸrusu Allahu teala tarafından nasbolunduÄŸuna  inanmak. Bu, konunun yalnızca tek bir boyutu... EÄŸer müslümanlar bu  hadiseye tahkiki bir bakış açısıyla baksalar, ÅŸu manayı tasdik  edeceklerdir ki, peygamberimizin ömrünün son yılında haccdan dönüşü  sırasında, hacc yolundaki çölün ortasında,  konuÅŸmasının başı ve sonundaki o ifadelerle Emirül Müminin’in ismini anması,  onu ‘ben kimin mevlası isem, Ali de onun mevlasıdır’
             
              İmamet,  gönül  ve beden birliÄŸidir; her ikisi birden... Yalnızca cisimleri yönetmek  deÄŸildir. Dünyevi ve halkın alışılagelmiÅŸ günlük hayatının idaresi  deÄŸildir; gönüllerin yönetimidir. İnsanların ruhunun tekamül ve  yükseliÅŸi anlamına gelmektedir.  Manevi  unsurlar ve düşüncelerin yükseliÅŸidir. İmametin anlamı budur.  İslam bunu istemektedir.  BaÅŸka dinler de böyle idiler. Åžu anda diÄŸer dinlerden geriye ciddi bir belge kalmamıştır, ancak  İslam açık belgeler sunmaktadır.
             
              İslam’ın  hareketi, İslam’ın beÅŸer hayatının idaresi için ortaya çıkması, konunun  manevi anlamları açısından baÅŸka hareketlere göre tamamen farklıdır.  Dünya ve ahireti idare etmek istemektedir. Halkın günlük hayatının  idaresininin yanıbaşında insan hakikatinin tekamül ve yüceliÅŸi iÅŸini  kendi uhdesine almak peÅŸindedir. İşte bu, İmamet’i  ifade etmektedir. Bu anlamda peygamberimizin bizzat kendisi de ‘imam’  idi. İmam Bakır (S)’in rivayetinde belirtildiÄŸi gibi... İmam,  Mina’da kalabalık arasında sesini yükselterek şöyle buyurmuÅŸtu: ‘Muhakkak ki Allah resulü (SAV) imam idi.’
               

              İmam,  halkın hayatındaki din ve dünya egemenliÄŸidir. Pekala, bu, meselenin  bir boyutudur ve itikadidir. Åžia, iÅŸbu parlak meÅŸale ve güçlü  mantığının ışığında tarih boyunca güçlenmiÅŸ ve arayış içindeki insaf  sahiplerinin kalpleri için hakkaniyetini  ispatlamıştır.  Åžianın tarih boyunca görülen baskılar ile çeÅŸitli problemler ve  engellere raÄŸmen ayakta kalarak geliÅŸme kaydetmesi,  bu  güçlü ve net mantığa dayanmasından kaynaklanmaktadır. EÄŸer bu güçlü  mantık olmasaydı, Åžia yokoluÅŸa mahkumdu. Bu, gerçekten de  Ã§ok güçlü bir mantıktır.
                          
ÅŸeklinde tanıtması, Resul-ü Ekrem’in rıhletinden sonra İslam’da velayet  ve devlet çizigisini tayinden baÅŸka hiç bir anlam taşımamaktadır.  Yalnızca bu anlam... İslam dünyasındaki araÅŸtırmacılar, tarih boyunca  bu anlamı  hissetti  ve peygamberimizin  ifadelerinden bu anlamı çıkarttılar. Anlaşılıyor ki, İslam açısından devlet  meselesi,  yalnızca bir gücün İslam toplumunun başına geçerek devletin ve  insanların hayatının düzen içerisinde idare edilmesi için çalışması  demek deÄŸildir.  Ä°slam açısından mesele bundan ibaret deÄŸildir  ve İslam’a göre devlet,  Ä°mamet’le anlam kazanmaktadır.

               

Konunun bir baÅŸka boyutu ise bu hadisede peygamberin, kendisini belirleyerek tayin ettiÄŸi ÅŸahsiyetin manevi  deÄŸeridir. Yani, Hz. Ali (S)’in...  Böyle  bir makam için yapılacak seçimde eÄŸer sıradan insanların muhasebesiyle,  bir insanın olgunlaÅŸmasında etkili olan tüm unsurları da sayacak olsak,  gerekli olan niteliklere ulaÅŸamayız. Oysa, bu  bir ilahi muhasebedir ve beÅŸerin gücü üstündedir. İşte böyle bir hesaplama sonucunda Resul-ü Ekrem (SAV),  müminlerin emiri  Hz. Ali’yi bu konum ve bu makam için uygun görmüştür.
                   
                  Peki,  İslam ebede kadar yönetimini sürdürecek ve çeÅŸitli düzeylerde yetkilere  sahip olan çok farklı insanlar yönetime getirileceklerdir. Bu durum,  İslam’ın baÅŸlangıcında tahmin edilebilen bir durumdu. Ana kaynağın  kendisine emanet edileceÄŸi  ve böylelikle insanların tarih boyunca bu kaynaktan doyasıya feyizlenmelerini  saÄŸlayacak olan  insanın  Ali bin Ebu Talib yetkinliÄŸinde birisi olması gerekmektedir. Bu  insanın, sıradan biri olması düşünülemez. Ana kaynak onun elindedir. Bu  yüzden, aynı makama gelmiÅŸ bulunan ve fakat kendilerine devlet yönetimi  için  gerekli  fırsatlar tanınmayan  imamlarımız (S), Hz. Ali’nin azametine bu açıdan dikkat etmiÅŸlerdir.  İmamlar, onu İmamet semasının güneÅŸi olarak görmekteydiler ve zaten  imamlar da bu semanın parlak yıldızları mesabesinde idiler. Hz. Ali  onların en faziletli olanı idi. Hz. Peygamber İmam Hasan ve İmam  Huseyn’in sahip olduÄŸu makamla ilgili beyanında, ‘onların babası, kendilerinden daha yüksek ve faziletlidir’ diye buyurmuÅŸtu. Hz. Ali’nin makamı iÅŸte budur.
                 
                  Bu yüzden, Allah’ın seçkin kullarında bulunması gereken tüm yüce sıfatlar Hz. Ali’de vardı ve böylelikle peygamberimiz,  yaratıcının emriyle onu  bu makama seçti. İşte bu da konunun ikinci boyutu olup, Hz. Ali (S)’in faziletlerine bakışı içermektedir.
                 
                  Gadir’in,  bugün bizim kendisine çok ihtiyaç duyduÄŸumuz önemli bir boyutu da Hz.  Ali’nin ÅŸahsiyeti ile onun ideali olan İslam toplumu ve İslam  devletinin bir model olarak dikkate alınması zaruretidir. Bizim  örneÄŸimiz budur. Bu doÄŸrultuda hareket etmeliyiz. Tarih boyunca gelip  geçen seçkin ÅŸahsiyetler, büyük insanlar ve ulemadan bazılarının Hz.  Ali düzeyinde ya da ondan bir derece aÅŸağıda olduÄŸu gibi bir yanılgıya  düşmemeliyiz. Hayır, kesinlikle böyle deÄŸildir... Büyüklerimiz,  ulemamız, seçkinlerimiz, ÅŸahsiyetlerimiz,  onun ayağının  tozu bile olamazlar. Bizim, birilerini böyle yüce bir ÅŸahsiyetle  mukayese etmemiz mümkün deÄŸildir. Ancak, bizler tüm iÅŸlerimizi onu  örnek alarak gerçekleÅŸtirmeliyiz.
                 
                  Bir  öğrenciye ödev verildiÄŸinde, alıştırma yapabilmesi için kendisine bir  örnek veya model de gösterilir. Ancak, bu, öğrencinin ödevinde tamamen  modeldeki gibi bir sonuç elde edebileceÄŸini göstermez. Buradaki anlam,  doÄŸru istikametin gösterilmesidir. Hedef ve çabanın öğütlenmesidir.  Bugün bizim İslami toplumumuz, bir zamanlar Hz. Ali’nin  gerçekleÅŸtirmeye çalıştığı eylemler ve yönetim için sahip olduÄŸu  fırsatı nasıl deÄŸerlendirdiÄŸini dikkate alarak hareket etmelidir.  Sizler,  onun  kurmaya çalıştığı sistemin özellikleri ile ferdi özelliklerinin ne  olduÄŸunu kavramalısınız. Bizler, iÅŸte bu özellikleri dikkate alarak o  istikamette hareket etmek zorundayız.
                 
                  Adalet,  ahlak, tevhid, Allah için çalışma, toplum bireylerine karşı nezaket ve  muhabbetle davranma gibi özellilkler. Müminlerin emiri, temsilcisine ÅŸu  tavsiyede bulunmuÅŸtur: ‘İnsanlar ya seninle dinde kardeÅŸtir,  ya da seninle türdeÅŸ...’ Bakınız, bu bakış açısı ne denli engindir. BeÅŸeri özdeÅŸlik... İnsanın birbirine olan muhabbetli  bakışı... Hz. Ali’nin eÄŸitilmesini umduÄŸu insanların beÅŸeriyetin diÄŸer üyelerine bakışı, nezaket ve muhabbete dayanır.
                 
                  Daha sonra günahlar, hatalar ve ihanetler karşısında ciddi ve kararlı bir duruÅŸ sergilemek...  Müminlerin emiri, hatta kendisine çok yakın akrabalarının  hataları, ihanetleri ve Allah yolundan sapmalarını  bile  bağışlamamaktaydı. O muhabbetli davranış bir tarafta ve bu kesin,  kararlı ve ilkeli tavır da bir tarafta... Hz. Ali’nin bakış açısı  böyledir.  Bütün bunlar bizim için modeldir. Bizlerin, bu  hedefe yönelik hareketimiz sırasında yalnızca bir kaç adım ilerlememiz  mümkündür; ancak her ne olursa olsun bu yola baÅŸkoymamız gerekmektedir.  ÖrneÄŸimiz bu olmalıdır. Gadir’in anlamı budur. Gadir’i canlı tutmamız,  yalnızca onun itikadi boyutuyla  ya da onun mukaddes  varlığının konumuyla özetlenmemektedir. İşin bu yeni boyutu da çok  önemlidir. Unutmayalım ki, toplumumuz, Ali’nin takipçisidir ve arzumuz  da onun ideali olan toplum düzeyine ulaÅŸmaktır. O halde bu kriterlere  uymak zorundayız.
                 
                  Konunun bir baÅŸka boyutuna daha dikkatinizi çekmek isterim. Hz. Ali, arkasındaki  ilahi seçime raÄŸmen, bu hakkın talep edilmesinin İslam’a darbe vurarak  ihtilaflara neden olabileceÄŸi  ihtimalini  gözeterek, böyle bir iddiada bulunmadığı gibi, aynı haklı konuma sahip  olmayan ve fakat İslam toplumunu yöneten insanlarla iÅŸbirliÄŸinde  bulundu. Bu hedefle , kenarda oturmasını bildi. Zira İslam’ın o gün bu  davranış ve vahdete ihtiyacı vardı ve bu yüzden Ali, fedakarlıktan  kaçınmadı. Fedakarlık da önemli bir baÅŸka derstir bizim için. İşte bu  da Gadir’in sunduÄŸu derslerden bir diÄŸeri...
                 
                  Hiç bir ÅŸek ve şüpheye yer vermeksizin belirtmek gerekir ki,  ÅŸu anda bizim İslam dünyasında dayandığımız mantık, en güçlü mantıktır.  Åžia’nın mantığı, imamet ve velayet mantığı tarihin tüm dönemlerinde böyle  idi,  bugün de böyledir. Mantık sistemlerinin en güçlü olanı... Ancak, kendi mantığımıza, kendi yöntemimize, kendi  inançlarımıza tam bir güvenle sarılmış olmamıza ve hatta bugün İslam bayrağı İran halkının elinde olmasına raÄŸmen,  hangi mezhebden olurlarsa olsunlar İslam dünyasındaki tüm kardeÅŸlerimizi  dayanışma ve kardeÅŸliÄŸe çağırmaktayız. İhtilaf çıkmasını istemiyoruz.  BaÅŸkalarını  silerek kendimizi ispat gibi bir yaklaşımımız yok. Bu çok önemli bir  noktadır. Bu, yılbaşında vurguladığımız İslami insicam ilkesinin ta  kendisidir.
                 
                  Düşmanlarımız, İslam dünyasına iÅŸte bu noktadan  sızmaya çalışmakta ve müslümanların bulunduÄŸu konumdan daha da zayıf  hale düşmesine çabalamaktalar. Yıllar boyu,  İslam dünyasının ve müslüman ülkelerdeki yönetimlerin zaaflarından yararlandı ve  İslam  topraklarında istedikleri her ÅŸeyi yapmaya çalıştılar. Müslüman  halkların uyandığı, İslam Ümmeti’nin bir bölümünü teÅŸkil eden İran  halkının azamete kavuÅŸtuÄŸu, bu halkın güçlü duruÅŸunun baÅŸka halkların  uyanışını da tetiklediÄŸi ÅŸu dönemde,  daimi düşmanlarımız olan emperyalistler,  yine  bu ihtilaf virüsünü büyük bir ihanet içerisinde İslam dünyasının  bünyesine aktarmak ve ihtilafları körüklemek peÅŸindedirler.  Bu tehlikeye karşı koymak zorundayız. Bu da Gadir hadisesi ve Hz. Ali’nin bize verdiÄŸi derslerden biridir.
                 
                  O dönemde müminlerin emirinin yanına gelerek, ‘ey Ali,  sen haklısın, biz seni destekliyoruz, sakın bunları kabul etme,  gelip  ÅŸu yardımlarda bulunacağız’ diyenleri reddetti Hz. Ali... O eÄŸer kendi hakkını savunmak istese ve kıyam etseydi, baÅŸkalarına ihtiyacı yoktu. Ancak,  İslam toplumunun böyle bir ihtilaf ve çekiÅŸmeye dayanamayacağı düşüncesiyle kenara çekildi. Bu tavır, bizim için bir derstir.
                 
                  Bugün,  ihtilafları canlandırmamak gerekir. İhtilafları büyütmemek gerekir.  İslam mezhepleri mensupları, duyarlı oldukları mukaddesleri konusunda  karşılıklı hakaretlerde bulunmamalıdırlar.  Duyarlı olunan  konulara parmak basarak, baskı yapmak, kışkırtıcılık demektir. Bu  eylem, İslam dünyasında ayrılıklara yol açar. Bu ayrılıklar  olmamalıdır. Bizim sözümüz budur.
                 
                  Bu yıl hacılara da iÅŸte bu mesajı  ilettik ve dedik ki,  Ä°slam dünyası için gönülleri yanan insanların sözü de aynıdır ve çeÅŸitli fırkaların hassas oldukları noktalara dokunmamak  ve  yeni düşmanlıklara yol açmamak gerekir. Bugün karşı karşıya olduÄŸumuz  düşman ne sünnidir ve ne de ÅŸii... İslami fırkaların herhangi birine  küçücük  bir eÄŸilim bile taşımamaktadır. Ancak sünniye yaklaşıp bazı telkinlerde bulunmakta  ve  ÅŸiiye yaklaşıp baÅŸka türlü telkinlerde bulunmaktadır. Zira bunların  aralarında ihtilaf, kavga ve savaÅŸ çıkmasını istemektedir. Düşmanın  hareketlerine dikkat etmek gerekir.
                 
                  Allaha  şükürler olsun ki, İran halkı ÅŸu 27-28 yıllık dönemde Allah’ın  yardımıyla İslam bayrağını bu topraklarda yükseltme baÅŸarısını elde  etmiÅŸ ve emperyalistlerin hileleri karşısında dikilerek, düşmanın  oyunlarını akamete uÄŸratmıştır.  EÄŸer emperyalistlerin  ÅŸu  27-28 yıl içerisinde İslam Cumhuriyeti aleyhindeki entrikaları ve  hareketlerini bir fihrist halinde derleyecek olursak, istisnasız olarak  bunların hemen hepsinde iddia ve tekebbür sahibi müstekbir güçlerin  fiyaskoya uÄŸradıklarını gözlemleriz. Bizim herhangi bir iddiamız da  yoktu. Ancak, müslüman halkımız ve biz,  iman ve  tevekküle dayanarak, sahneyi boÅŸ bırakmamak yolundaki sorumluluk  duygumuz ve düşman karşısında gaflete düşmememiz sayesinde  emperyalistlerin bunca gürültü ve iddiaları ile tüm etkinlikleri  karşısında zafer kazandık. Düşman çeÅŸitli ÅŸekillerde ihtilaflar  oluÅŸturmaya çabaladı, ancak baÅŸarılı olamadı. Bizler, dikkatli olmak  zorundayız.
                 
                  DeÄŸerli kardeÅŸlerim, bu baÅŸarıların sürdürülebilmesi için düşmanı unutmamalıyız.  Tüm  meselelerde bizim gafletimizden yararlanabilecek ve bize darbe  indirebilecek bir düşmanın var olduÄŸunu unutmamalıyız. Bu, Kur’an’ın  bize öğrettiÄŸi bir yöntemdir. Sizler  Kur’an’ın bir çok yerinde ÅŸeytanın isminin ne kadar çok anıldığına bir bakınız.  Bir  kez ÅŸeytanın varolduÄŸu zikredilebilirdi, ancak insanın hayatı boyunca  çeÅŸitli sorunlarla mücadele ettiÄŸi gözönüne alınarak, bu vurgu  tekrarlandı ve kendisine darbe indirmeye çalışan bir düşmanın  varolduÄŸunu unutmaması öğütlendi. Bu yol ÅŸudur; düşmanı unutmamalıyız.  Allah’ın bize yardım edeceÄŸini de aklımızdan çıkartmamalıyız. Sahnede  hazır bulunma sorumluluÄŸumuzu da ihmal etmemeliyiz. Bu, çok önemli ve  etkili bir faktördür.
                 
                  İran  halkı ÅŸu anda yeni seçimlere yaklaÅŸmaktadır. Allah’ın izniyle bu konuda  İran halkına gerekli tavsiyelerde bulunacağım. Bu da, önemli alanlardan  biridir. İran halkı dikkatli olmalıdır. Millet,  seçimleri  ilahi imtihanlardan ve sistemin iÅŸlevlilik alanlarından biri olarak  görmeli ve uyanık olmalıdır. Zira, düşman karşısında gaflete düşmek, bu  alanda büyük darbeler yenilmesine neden olabilir. Elbette Allahu teala  ÅŸimdiye kadar siz aziz, cesur ve vefalı milletimizin yardımcısı idi ve  bundan sonra da inÅŸaallah O’nun tüm  aÅŸamalarda  yine yardımcı olmasını ummaktayız.
                 
                  Bu bayram,  Ä°ran halkına  mübarek olsun ve Allahu teala inÅŸaallah  bu kutlu günü İran halkının, İslami  ideallerine daha bir yakınlaÅŸmasına vesile kılsın.
                 
                  Allah’ın selam, rahmet ve bereketi üzerinize olsun...

        

Total Visit: 103
Total Rank: 0
Total Rankers: 0
Total Comments: 0

Oy vermek için yetkiniz yok. Lütfen giriş yapınız.