Pazartesi 21 Mayıs 2012 - 15:33

الإثنين ١ رجب ١٤٣٣

دوشنبه ۱ خرداد ۱۳۹۱ - ۱۷:۰۳

Kullanıcı adı:

Şifre :

Şifremi Hatırla
Şifremi unuttum   aktivasyon
Üye ol
    

 

Arşî Tahkik

Vücut derecelerinin hakikatlerine bakan, temkin makamına ve nebevi davet makamına sahip olan arifler, velayet dairelerinin genişliği sebebiyle eşyaya sağ veya sol gözle bakmazlar. Mutlak velayet sahipleri ve Peygamber’in hal, ilim ve makamının varisleri ise kesrette vahdet ve vahdette kesrete inanırlar. Vücut hakikati gayb’ul-guyub makamından tenezzül etmeksizin halkî mazharlarda tecelli etmiştir. Bu yüzden tahkik erbabı, vücud hakikatini veya zat hakikatini irsali hakikatlerden saymaktadırlar. Vücudun gayb ve şuhud mazharlarındaki cereyanının anlamı, zatın halkî mazharlardaki zuhuru ve tenezzülüdür ki ilk tenezzül o hakikatin vahdet sıfatıyla zuhur etmesidir. Bu da rahmanî nefes veya vücud-i münbesit olarak adlandırılmıştır. Arifler ise ilk sudur eden şeyin veya vücudun ilk cilvesinin ıtlak kaydıyla rahmanî nefes olduğunu söylemişlerdir. O da âlemler mertebesindeki zuhur nefesi ve cereyandan ibarettir. Mukayyed vücud olarak adlandırılan imkanî vücutlar ise Hakk’ın fiili olarak ifade edilmiştir. İrfan erbabının kitaplarında şöyle yer almıştır: “Bil ki itibarlardan biri vahdettir ve de bu hakiki bir vahdettir. Zatı gereği ve ilk etapta iktiza ettiği üzere vücuda ilhak olan ıtlakın manası da budur. Şüphesiz bu apaçık gerektiren bir özelliktir. Vücudun hakikati her yerde onunla zuhur etmektedir ve hükümleri de sadece onun itibariyle tahakkuk etmektedir. Araştırmacılara göre vücudun zahiri vücubdan ibarettir. İtibarlardan ikincisi ise, nisbi bir itibardır. O da sadece irtibati hakikatlerin mülahaza edildiği itibardır. Şüphesiz bu da vücuda ilmin kendisine katılımı irtibatından sonra katılmaktadır ve imkan buna işaret etmektedir.

 

Ariflerin söylediğine göre bütün kemal sıfatları, vücudun aynısında veya vücudun zahirinde birlik içindedir. Bu sözden maksatları, zati ezeliyet ile muttasıf olan vücudun hakikatidir; gayb’ul-guyub makamı değil. Hakeza onlar irtibati hakikatlerden söz ettiği her yerde maksatları özel vücutlardır ki o da vücudun gölgeleri konumundadır. Molla Sadra bu irtibati hakikatleri Hakk ile irtibatın aynısı veya hakikat erbabının ıstılahına göre harfi anlamlar olarak adlandırmıştır. Marifet erbabının ıstılahında ise işraki izafe veya imkanî has vücudun eseri olarak ifade edilmiştir.

 

Molla Sadra ise ariflerin ve filozofların görüşünü tek bir noktada birleştiren bir konumda bulunmaktadır. Ona göre ilk sudur eden şeyin akl-i evvel olduğunu söyleyenlere göre feyz-i mukaddes, taayyün ve feyzin bizzat kendisidir; taayyün eden veya feyizlenen değil.

 

Molla Sadra’nın bu görüşünün anlamı da şudur ki feyz-i mukaddes, hakkın zuhur ve cilvesi, tedella ve zuhurudur; feyizlenen ve taayyün eden değil. Akl-i evvel, feyz-i mukaddese ariz olan ilk taayyündür. Ama suduru zaruri olan şeyin masdar, sudur eden, feyiz veren ve feyizlenen şeyin farzı ve o da gayriyyet ve taaddüdün fer’i olduğu anlamının beyanı o kadar makul değildir. Zira tahkik erbabına göre akl-i evvelin vücudu bizzat irtibatın ve varlık mebdeine nisbetin kendisi, hatta o hakikatler hakikatinin zuhurunun kendisidir. Elbette uluhiyet mertebesiyle taayyün itibarına göre. Hakeza zat nefsinden sudur eden akıl, hakiki basittir. Zira eğer akıl mertebesinde Hakk’tan sudur eden ve tenezzül eden başka bir akıl düşünülecek olursa zatta kesreti gerektirir. Ayrıca dediğimiz gibi feyz-i mukaddes bütün imkanî mazharlarda zahirdir. Rahmanî nefesin halkî mazharlardaki sirayet ve cereyanı da Hakk’ın sirayetinin aynısıdır. Yoksa bu vücut hakikatinin bir tür cereyan ve rahmanî nefesin ise irtibati hakikatlerde başka bir türlü zuhur ve cereyan olduğu anlamında değildir.

Ayrıca ıtlak ile mukayyed olan mutlak vücut (ki feyz-i mukaddes olarak ifade edilmiştir) mukayyed vücutlarla sirayet eden bir birlikteliğe sahiptir. Lakin mukayyed vücutlar mutlak feyiz mertebesinde tahakkuk etmemiştir. Vücud-i münbesit, ıtlak taayyünü ile müteaayyindir ve Hakkın ıtlak zuhurunun mebdeidir. Yani o hakikatin zuhurudur ve bütün eşyalarda caridir. Bu sadece Hakk’a özgüdür ki zat hasebiyle zahir ve fiil itibariyle izhar edendir. Zahir ve izhar edenin hiç birisi ıtlak makamından soyut olan mutlak vücudun alanından dışarı değildir. 

 
Total Visit: 1
Total Rank:
Total Rankers:
Total Comments:

Oy vermek için yetkiniz yok. Lütfen giriş yapınız.