Allah'ın Adıyla İran Şiir Cumhuriyeti Hamidreza Shekarsari Her asırın ve ya her dönemin özel bir devrine ait şiirin tarihini tanımak, o şiirin kalitesini anlamak ve onun gelecekteki şiire etkisini tahmin ekmek açısından kaçınılmaz bir gereksinimdır. Şiir akımlarını araştıran bir araştırmacı, onların tarihi bağını gözardı ederse, çalışmalarında gelenek ve yenilikleri birbirinden ayırdetmekte yanlaış yapma ihtimali yüksektir. O, dönemin siyasal, kültürel, sosyal ve hatta ekonomik değişikliklerin tarihini iyi bilmelidir. Zira, Farsça düz şiirin babası olarak bilinen Nima'nın da dediği gibi “dünyanın hiç bir yerinde, sanat eserleri ve onda saklı bulunan duygular değişmemiştir. Bu, ancak sosyal yaşamın değişmesi sonucunda değişebilir. Diğer yandan çeşitli devilere ait sanatçıların arasındaki mesafeyi bilirlemak amacıyla yapılan şiir akımları ve değişiklikleri incelemelerinde, daha çok farklılıklar ön plana çıkarılmakta ve benzerlikler ciddi olarak dikkate alınmamaktadır; bu yüzden yeni uslupların ortaya çıkması şüphesi yaranmaktadır ki bu doğru değildir. Böyle bir kopukluk, eğer siyasette mümkün olsa da, edebiyatta felsefi bir yanlışlıktır. Nima ve ondan sonra ortaya çıkan şiir, dönemin siyasal, kültürel ve sosyal talepleri üzerine ortaya çıkmıştır. 1920'lerde ortaya çıkan yüzeysel demokrasi ürünü siyasal şiir, 1930 ve 1940'lardan sonra ortaya çıkan siyasal ve partizan şiir, o dönemin siyasal ve sosyal yiliklerinden kaynaklanan karmaşık soruların açık cevabıdır. Sloğanik, çekişmesiz ve şiddetsiz dönemlere zemin hazırlayan “yenilgi şiiri”, aynı zamanda şiirin kendisi ile ilgili düşünme fırsatı, şiir teorilerinin yaratılması ve ardından teorize edilmiş çerçevelerde şiir söyleme olanağını da sağlamış oldu. 10, 15 yıllık kısa bir süre içerisinde “yeni dalga şiiri”, “hacim şiiri”, “plastik şiir”, “halis şiir” ve benzeri usluplar, o dalgalar ve akımların aynî tecessümü olarak bu doğrultuda bir birinin ardında ortaya çıkmış olması gerek; ve bazen aynı hızla unutulmuş ve hatıralardan silinmiştir. Her biri farklı dallar ve çeşitli bakış açılarından yaratılmış olsa da, genel olrak İran İslam inkılabı öncesi edebi atmosferde söylenen 3 çeşit şiirden bahsetmek mümkündür : • potansiyel sanat sembolleri ve işaretlerini kaybetmiş, bazen açık, sloğanik, asabi ve genelde hemâsî, ümit verici ve heyecan yaratıcı bir bildiri niteliğine indirgenmiş, sembolik siyasal ve sosyal şiir. Bu şiir o dönem sanatçılarının zihninde şekillenen kapsamlı hayat önceliklerinin bir sonucudur. “gerçekte marifet, basit ve doğru bir gidişat doğrultusunda bir düşünceye dönüşerek yaşamın belli bir sahasıyla çekişme içerisindeydi. İşte bu, her şeyi kapsaya bilen siyasal saha idi... sonuçta siyasi boyut dışında düşünmeyi olanasız gören ve hatta sadece siyasi düşünceyi düşünce olarak gören bir sonuç”. Böylesine siyasetzede bir ortamda şiir de âfetlerden korunamamıştır. Dolayısıyla bir çok şair, edebi bakışla devrimci eylem arasında gerçek bir birlik oluşturarak sloganik bir şiir uslubu ortaya çıkarmıştır. Bu yazının devamında söyleyeceğim gibi İslam inkılabının gerçekleşmesi ile birlikte bu uslup daha da ivme kazanmıştır. • Tahmin edilebileceği gibi teorisiyenlerin suskunluğu/yenilgisiyle! sonuçlanan edebi görüşlerin dalgalrı arasından ortaya çıkan teorizede şiir. Bu uslup İslam inkılabının gerçekleşmesi ile, tahmin edilenden daha uzun süren bir suskunluk dönemi olmuştur. Zira devrim, en azından ilk dönemlerde, kendi hedeflerine hizmet eden bir şiir istiyordu, ancak bu şiirler, kendi teorisiyenlerinin hedeflerine ulaşmaktan başka hiç bir şeyi düşünmüyor ve sonuçta özel bie kesime (bir kısım şairler) hitabediyordu. • Dönemin yararsız şiirinin devamı olan seks dalgalarına binmiş nötr ve etkisiz romantik şiir. Önceki yılların romantik şiirinin tahtsız ve taçsız varisi sayılan ancak onun inkar edilemez hayal gücünden yoksun olan bu tür şiir, dönemin bir çok populer gazete ve derilerinin köşelerini doldurmaktaydı. Halbuki, önceki iki çeşit şiir, az sayıda olsa bile kesime ait bazı dergilerde veya düşük tirajlı kitaplarda yayımlanmaktaydı. Bu arada çağdaş şiirin en zor yıllarında her türlü aşırılık ve esneklikten uzak cesurca yoluna devam eden kalıcı sesleri de gözardı etmemek lazım. Büyük “Şamlu” ne slogalcılara karşı ne de teorisiyenler karşı, hiç bir zaman yılmadı. Muhafazakar bir şekikde “Nima”nın yolunu devam eden “Ahavan”. Hiç bir baskı altında eğilmeyen, zirveye kadar yükeslen ve orada sönen “Sohrab sepehri”. Ve “Tahire saffarzade”, “Muhammedrıza Şafi'i Kadkani”, “Ali Musavi Garmarudi”, “Manuçehr Ataşi”, “İsmail Nuri AlA”, “Nemat Mirzazade”, “Hüseyin Munzavi” gibi şairlerden parlayan tek şiirler ... * * * İslam inkılabı İran'ın tüm sütunlarını etkiledi. Bu toplu değişiklik, Nima'nın da dediği gibi şiir başta olmak üzere bütün sanat eserlerinide derin ve geniş bir değişiklik meydana getirdi. Başka bir ifade ile İran devriminin en kesin sonuçlarını edebi devrimde görmek mümkündür. İran islam inkılabının ilk ve en büyük etkilerinden biri (verileri!), “Şiir Cumhuriyetinin” ortaya çıkması olmuştur. Devrimin tüm alanlarında hazır bulunarak yüzyılın en büyük reformlarından birini gerçekleştirdiklerini gören halk, isteyerek veya istemiyerek her alanda hazır bulunmak istediler. Hazır bulmak için en elvirişli ve en geniş alanlardan biri sanat alanı, özellilkle de edebiyat ve şiir alanı görülmüştür. Bu son alanının elvirişli olması, İran halkının yüzyıllar boyunca gönlünün derinliklerinde yuva kuran şiirden kaynaklanmaktadır. İslam inkılabı İran halkına, giderek tüm topluma yayılan bir demokrası veya en azından bir çeşit demokrasi armağan etmiştir. Şiir başta olmak üzere tüm sanat alanları diğer alanlarda olduğu gibi bu armağandan yararlanmıştır. İslam inkılabından önce sadece toplumdaki aydınlar reformcu rolunde şiir yazsa da şimdi her kesimden ve her sosyal gruptan şairler, reformcu rolunu üstlenerek, şiire kendi bakış açısından bakmaktadırlar (bu bakış açısı başlangıçta toplu görüşlerle yakınlık ve hatta benzerlikler taşımaktaydı). Böyle bir kalabalık ortamda sayısal açıdan yüksek olmakla birlikte, kalite açısından İran şiirinin 50'lerdeki düşük kalitede olacağını tahmin etmek çok kolay olacaktı. “Devrim, başı böş modernizm akımının temeline fren takan bir harakettir. Yani kendi içinde değşime açık olduğu halde, gelenksel bir harekettir. Bu geleneksel devrim her alanda (yeniden) geleneklerin ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Bu yüzden İran şiirine egemen olan söylemin değişmesi, “İran Şiir Cumhuriyeti” oluşumunun en bariz bir sonucu olduğunu söylemek pek yanlış olmayacaktır. Dolayısı ile devrimin gerçekleşmesi ile birlikte, uzun süre İran şiirinde görünen klasik kalıplar, fırsattan yararlanarak oturmuş düz şiir metinlerine isyan ederek kendileri oturmuş metne dönüştüler. İran İsalm inkılabının geleneksel ve fanatik mahiyeti, dönemin siyasal ve sosyal eylemlerine karşı duyarsız kalan yeni şiirin büyük bölümüne gösterilen infiali ve tabii aşırı tepkiyi beraberinde getirmiş ve onu körüklemiştir. Bir çok şair iteyerek yada istemiyerek bu durumun ortaya çıkmasında yeni kalıpları suçlamış, dolayısı ile hatta bazı yeni şiir yazanlar bile klasik şiire yönelmişler. Bu arada, gazel, mesnevi, dörtlük ve rubai daha fazla ilgi görmüştür. Bir sabah bana gel, beni yerden kopar, Bana bir bak, baştan ayağa altın kıl, Bu kanlı gövdemi yataktan al, Beni omuzuna al, Alla'a yaklaştır, Bu ufuklarda hep çiçekler bitmiş, Ben şehitlerin kanıyım, bana, lâle diye seslen Mansur Avcı
Şehidin boğazında bir kaplan yatıyor İçindeki üzüntüde siyah bir bulut yatıyor Kükredikten sonra düşerse, Yer yüzünde sanki büyük bir dağ yatıyor Mansur paymard Diğer yandan klasiklerin zenginliği ve yeni kurulan şiir cuhuriyetinin özellikle genç şairleri arasında düz şiir yazma deniyiminin yokluğu, İran şiirinde egemen olan söylemin değişmesini sağlayan etkenler arasındadır. Entellektüel toplulukların baştacı olan yeni şiir topluluklarıda bulunmayan şairler, bu uslubun yabancısı olmuş ve hala şiir deyince İran edbiyat tarihinin büyük klasik şairleri akıllarına geliyordu. Diğer taraftan şüphesiz şairlerin muhatap alanlarını genişletmek istediği ve bu muhatapların klasik şiire olan ilgisi, bu kalıpların yeniden canlanmasını beraberinde getirmiştir. O dönemin genç şairleri gibi, şiirle olan bağları sadece klasik şiirle sınırlı kalan muhataplar … Kanlı bayrakla savaş meydanına gel, Düşmanın saflarını kır dök ey yiğit, Mertçe namerdein gözü önünde yıka, Kanının kırmızısı ile sararmış yüzünü Nasrullah merdani Son olarak, şiir dalgaları ve akımlarının, her türlü yabancı hadiseye karşı susma edebiyatından kaynaklanan, İslam inkılabı gibi geniş ve büyük bir olayın karşısında da susması yüzünden, siyasi ve sosyal sorumluluklarını edebi sorumluluklarından her zaman daha üstün gören klasik uslup şairlerine, İslam inkılabından onceki yıllarda İran şiirine egemen olan söylemi değiştirmek için bulumaz bir fırsat sunmuştur. Bu suskunluk, 1920'lerin siyasetzede ortamında İran şiirinin düşüşüne karşı gösterilen aşırı bir tepki sayılırdı. Gerçi aynı akımlar 60'lı yılların ortasından ve daha ciddi bir biçimde 70'li yıllarda, bu kez İslam inkılabı gibi büyük bir tecrübeyi yaşamak suretiyle çağdaş dünya alanında yeniden başlatmıştır. Her ne kadar klasik kalıplara yeniden yönelmek, yeni şiirin yavaşlamasına sebep olmuşsa da diğer taraftan eski şiir kalplarındaki bilinmeyen zarfiyetlerin ortaya çıkmasını sağlamıştır. Aynı zamanda İran halkının şiirle yeniden barışmasına katkı sağlayarak halkın şiirden tamamen kopmasını önlemiş veya en azından ertelemiştir. Bu kalıpların canlanması onlarda yeni icatlar yaratma zeminini de hazırlamış, diğer yandan, klasik şiirde hala keşfedilmemiş zarfiyetlerin olduğunu ortaya koymuştur. Işte bu yeni icatlar, İran Şiir Cumhuriyetinde klasik kalıplara yönelmekle, “dönüşüm” devrindeki irticai yönelmeyi bir biriyle kıyas etmenin temelden yanlış olduğunu göstermektedir. « اي كبود شب وادي يله در خون بي تو خفته در آغل گرگان گله در خون بي تو » « عزيز نوسفر ما بهل كه ما چه كسيم كه بي تو با تو بياييم ، يا كه در تو رسيم » Ali Muallim
Burada şunu söylemek gerekir ki, yeni şiir alanında Nima'nın, klasik şiirle beyaz şiir arasında bir halka gibi olan düz şiiri, , kopukluğu ertelemek açısından çok etkili olmuştur. Başka bir ifade ile bu kalıp da klasik kalıplar gibi çok kullanışlı olarak kalmıştır. Tek el ses getirmez, Düşman tek bir sesten korkmaz Bu yaşlı kurt, Sürüden ayrılmış kuzuyu yiyor, Binlerce el ve ses bir olmalı, Düşmanı meydandan atmak için, Sabahın kıyısız gecesini etkisiz kılmak için, Ve Doğudan güneş doğuncaya kadar, Tek sesle birlikte Binlerce el gerek, Sirus Niru Biz hiçbir zaman, Maskeninn arkasındaki şeyden korkmadık, Hiç bir zaman Maskenin arkasındaki hileden güvende olmadık, Arkamızda tarih kadar bir maske var, Tarih kadar bir maske var arkamızda Tahire saffarzade
İran'da “şiir cumhuriyeti”nin oluşumu, devrimci toplumlardaki edebiyat alanında olduğu gibi, “tebliğ ve ertelem” aşaması ile eşzamanlı olarak gerçekleşmiştir. Bu aşamada, şiirle muhatap arasındaki değişim ve iç içe olma (ki genelde tek taraflı ve şair veya edebi eserden muhataba, şeklinde gerçekleşmektedir), şiirin en işlevsel (en muptezel) görüntüsü ortaya çıkmaktadir. Ülkücülük, mutlakçılık, sloğanik ve yüzeysel şiir yazma hevesi, yeni ve gelişmiş tekniklere karşı duyarsızlık, sâde dil kullanımı ile yetinmek, ulusal ve dini semboller, şahsiyetleri ve mitolojileri, şiirlerin yapısı ve kullandığı dilin derinliğini dikkate almadan, tek boyutlu kullanmak sekliyle ulusal ve dini inançoları tam olarak dikkate almak, bu aşamanın açık göstergelerinden sayılır. Ayrıca asabilik, heyecan ve isyan (dönemin kabul edilmiş sanat ilkelerine karşi değil, ayını ilkeler çerçevesinde, siyasi ve sosyal olaylara karşı tutum belirleme yönünden), ve tabii olarak jurnalistik koşullrarı dikkate almak, bu dönemin diğer özelliklerdendir. Yeni bir dalga Geliyor Kum fıtınası ile birlikte Ey yarınların yolcuları Aydın ve düz sokaklara kadar Uyzun bir mesafe var Rüzgar Çölün ipek türbanını kaldırdığı zaman Tepelerin üzerinden Uyanık gözlerin peşindedi r . . Ey dost Açık gözle Yola çıkmak gerek Her ne kadar ki Yeni bir dalga Gelinceye kadar Kum fırtınası ile birlikte Kazim Sadat Eşkeveri Böyle dalgalı bir akımı yönlendirmek için, revayet çok uygun bir yöntem olabilir. Şiirsel süslsmelerle, siyasal ve sosyal olayları doğrudan, hiç bir şeyi eksik bırakmadan yansıta bilen sâde bir revayet. Bu durumda şiir ve nesir manzum olsun ya da olmasın, yan yana haraket edip, bir birinin sınırlarına da nüfuz ederler. “Şehriverin 17'sinde gökle yeryüzü Kaldırımda bir birine dolaşıyor, Hışım, şevk dönemecinde dolaşıyor, Uyanış tokmağı zulüm tılsımına vuruyor, Kurtuluş ayağı yürümeğe başlıyordu, Şehir kötülük haykırışından güvende değildi, Gönül sabah uyanışına ümitlenmişti, 17 şehriver Sokak sokak dolaşıyor, Dalga damarı ve güneş Sokak sokak Saat saat Meydana akıyordu” Muhammed Muhtari
Bunlar, bir nevi taahütlü edebiyatın başlangıç noktasındaki kolları sayılır, başka bir ifade ile edebiyatta bir taahüdün ortaya çıkmasını göstermektedir. Popüler bir bakış açısından bakılacak olursa, bir sanat eserinin görevi, dış etkenleri (doğrudan) yansıtmaktan başka bir şey değildir. Öyle ki, çağdaş dünyanın, siyasi, sosyal ve kültürel durumunu yansıtarak, muhtemel aşırı veya aksak noktalrın düğümünü açmasına yardımcı olmalıdır. Bu açıdan, bir sanatçı, devrimden önceki şiirin geniş bir bölümünde olduğu gibi, sanatçı bir reformcu ve kurtarıcı olarak sayılır (sayılmalıdır!). zirveden bakarak, muhatabını hor görüp onu aşağılamatan bile çekinmez. “... benim bir çok şiirim onların adınadır. Bir zamanlar benim en korkunç aşkım sayılan insanlar, beni nefretin kötü kokusuyla sarmışlar. Bir çavuşun, heveslerini gerçekleştirmesi için onları sıraya dizerek kendi ordusunu oluşturması kadar iyi sayılan insanlar. İnanç ve imanlarına tükürüp, ne ümitleri kalmış ne de istekleri. Benim tek temennim, ölümden sonra cesedimin umumi mezarlıkta gömülmemesidir. Bırakın en azından ölümden sonra, bu halın kötülüklerinden uzak kalma hususundaki dileğim kabül edilsin. Nefret ettiğim bu insanlardan, zira onları çok seviyordum... benim için her şey bitmiştir. Uzun zamandan beri halkı rahatsız etmek için şiir yazmakla meşgul oluyorum. Bu, onlardan alacağım tek intikamdır, intihar etmem için hiç bir nrdrn yoktur. Çünkü seyrediyorum. Bu halka karşı hiç bir görev tanımıyorum kendime.” Ahmed Şamlu
Bundan daha hüzünlü bir iitiraf olabilir mi?! Şiir cumhuriyeti dönemi sanatçısının tam tesine; çünkü bu, halkın içinden çıkmış, böyle bir bakış açısı o(la)maz. Dolayısı ile ya pervasız bir şekilde halkı över veya kurnazca onları aşağılamak yerine kendi (toplu) küçüklüğünü şairane bir şakilde eleştiri yağmuruna tutar.
o günlerde gönlümüz çiçeğe, yağmura alışmıştı sıkı ornmanlar, baharların tekrarı, bugün kafeste kaldık, yarın ne olacak bakalım, üçüştan bahsederken, keşke bir zerre iman olsaydı kalbimde
Homayun Alidoosti
Bütün bunlara rağmen, sanatçıyı insanî, tarihî ve sosyal sorumluluğu olan bir insan olarak görürsek, onun kendi sanat alanıyla ilgili başka bir önemli sorumluluğu daha olduğunu unutmamak lazım, o da sanat ve sanat eserlerinin kalkınması ve genşlemesine katkıda bulunmasıdır. Anlaşıldığı kadarı ile tebliğ ve erteleme döneminde, bir çok sanatçı çevresinin etkisi altında kalarak, muhatap cezbebilmek için kendi sanatsal sorumluluklarını unutarak sadece genel insanî sorumlulukları göz önünde bulundurmaktadırlar. Bu durumda içerik okadar zenginleştirilir ki formun yerini işgal eder ve teknik geri çekilir. Bu geri çekilme olayı bazen direkt beyan şekli ile, genel muhatabın anlamakta zorluk çekmediği yaygın ve hatta demode olmuş teknikleri kullanarak kendini gösterir. halkın nefesi bulut olup yağıyordu iyi, güzel, istek üzere üniversitenin avlusuna yumruklar yeşerirdi biri kısa diğeri uzun üniversitenin çimlerine bildiri dğıtımı güvercininlerin uçuşu gibiydi hepisinin kanadında Şah'a ölüm üniversitenin çimlerine duvarın üzerindeki sloğan : Şah'tan sonar sıra Amerika'da yazılıydı. Omran Selahî Siyasi ve sosyal kıskaçlara mesaj gönderme açısından ya da dünyaya yeni açılımlardan bakma açısından önemli bir yöntem olarak bilinen sembol ve semolcılık, şimdi bu gereksinimler olmaksızın ve yalnız muhatabı etkilemek amacı ile, tanınmaış belki de kaçırılmış (İslam inkılabından sonra çok sayıdaki semolik şiirlerde olduğu gibi) işaretleri kullanmak, bu alanda en yaygın tekniklerden sayılır. Bu açıdan (muhatabları cezbetmek ve yönlendirmek için sanatı, bir vesile sanmak) hızlı ilişki ve irtibat kurmak bir gereksinim degil midir ? Bu yüzden sanatta yenicilik ilkesini dikkata almaksızın, yüzesellikle yetinerek yeni formlar ve yapılarda bilinmeyan karmaşık teknikler sunmaktan kaçınmak gerekir. Söylendigiği gibi bu konunun, kalasik kalıplara yeniden yönelmekte etkili görmek gerekir. “Gecenin saçlarına sabahın tozu kondu, Perişan gece kuşu daldan üçtü, Artık kölelikten kurtulduk ey dost, Çağımızın halil'i putları kırdı artık” Muhammedrıza Sohrabinejad
Şakayık'ın yaşam öyküsü nedir ? Seher vakti kanlı bayrak Dudağında aşk nağmesi Yaşamını aşk yoluna emanet etmiş Rüzgara, her ne olursa olsun Muhammedrıza Şafii KADKANİ Ancak bu tür şiirlerin tamamı devrimci şairler tarafından yazılmıyordu. Yeni düzeni kendi çıkarına aykırı gören nice şairler de aynı atmosferden etkilenerek benzer nitelikte şiirler yazıyordu. Böylece giderek, bu tür şiirlere “devrim şiiri” denmeğe başlandı (siparişçi şair, devlet şairi gibi sıfatlarla nitelendirilseler de kendi inançlarına bağlı kalarak yollarına devam ettiler). Diğer şairlerin şiirine, devrimle ilgilei olsa bile böyle bir isim verilmedi. İlkelerini edebiyat dışı öğelerden kazanan ve hala iitibarını koruyan bu tür isimlendirmeler, İran şiirine cidii zararlar verdi. Zira her iki tarafı, sanat ilkelerine göre diyalog yapmaktan mahrum kıldı. Şunu da belirtmek gerekir ki, geniş bir kitleye mauhatap bilen, düzenden yana olan nice şairler, özellikle savaş dönemindeki egemen olan tek boyutlu siyasetler yüzünden giderek sosyal şiir alanından kenare çekildiler/konuldular. Yıllar sonra (90'lı yıllrda), kapalı şiir topluluklarında karşılaştıklarından daha farlkı biçimde eleştirilere maruz kaldılar. * * * İran şiir cumhuriyetinin sonuçlarından biri de aydın çevrelerden uzak kalmış genç zekaların ortaya çıkması oldu. Bu genç zekaların bır kısımı daha sonra parlak simalar olarak ortaya çıkıp, devrim şiirinin form ve içereriğinde adil bir düzen sağlamaya çalıştılar. ( “düşünce ve teknik şiiri” ) . Teknik ve düşüncenin egemen olduğu bir atmosferde ilkeler tasvirciliğin arkasında saklı kalır. Mutlakçılık, görsel ve eleştirel bakışın arkasında yok olur gider. Sloğancılık ve yüzeysellik, dil incelişkleri sayesinde solar. Dinsel ve ulusal semboller ve mitolojiler kullanılarak yeni şiir yapıları ve biçimleri ortaya çıkar. Sonuçta edebi eserin yüzeysel, mutlakçı ve aşırı ülkücü olmasına sebep olan heyecan, duygusallık ve asabilik gibi öğeler giderek etkisini kaybeder. « موسيقي شهر بانگ رودارود است خنياگري آتش و رقص دود است بر خاك خرابه ها بخوان قصه ي جنگ از چشم عروسكي كه خون آلود است » Kayser Eminpur Ey sesin bir akşam bu sokaklarda dolaşan adam Dünya kadar bir pencere açıldı sesinden Keşke Ebul-fadl gibi kafa ve kolumuzu
Sana kurban edebilseydik Ezelden ebediyete kadar ey boğazı kesilen adam Sesinin yankıları dayiden dayireye yükselip gidiyor Muhammedrıza muhammedi NİKU Sen o yiğitsin ki Bir gün fırat Konuşturdu seni Ve bir saat sonra Polat gibi sağanak yağmurda Kesilerek İfşa oldun Seyyid Hasan Hüseyni İç ve dış etkenler ve olaylarin hızlı gelişmesi sayesinde, şairin düşünsel kabiliyetinden etkilenen sanatsal dünyası giderek gelişir. Vahy kaynağı ve dini öğretilerden beslenen bu kabiliyet, bir nevi estetik yaratarak devrim şiirinin anlamsız iddasına kesin bir yanıt verir. Bu stetik, dini sembol araştırmaları üzerine kurulu olur ve şairin iç ve dış dünyasında meydana gelen her türlü olaya zemin hazırlar. Ancak dini açıdan tahlil edilir ve incelenir. dün akşam o kadar yakındın ki pencere sevinçten tüz tadıyor ve gülüşümü körüklüyord
ve ben seninle meşgul oluyordum söğüt dallarımda bir nilüfer bitti
ve pencereden dışarı gitti Selman Herati Farsça şiirin devamı olan bu şiir, klasik şiir ilkelerine dayanarak, ancak modern ve çağdaş şiirin eleştirel tekniklerini kullanarak gelişmeyi düşünmektedir. Her ne kadar din gibi geniş bir öğeyi kabüllenerek post modern alana girme şansı kalmamıştır. Ancak onun tekniklerinden yararlanma şansına sahiptir. Klasik şiir formları ve bu formların yenileriyle kıyaslaması ve çok seslilik gibi teknikler... her şeyi kendi yerine koyar silaha bir şarjör resimde yaptığımız pusuya bir silah
düşmanın bilmediği bir pusu bir gece mayın alanında okunuşu şuradan başlayan bir dua sonraki asırda duyulacak bir kalp atışı Muhammed Rezmara * * * Yıllar sonra, çeşitli şiir akımlarının ortaya çıkışı, İran şiir cumhuriyetinde (aydın kesimle hiç bir alakası olmayan, ancak daha sonra bu kisveye bürünen !) genç ve yeni simalar ve yeni fırsatların yaranması sonucunda gerçekleşmiş olmasını söylemek yanlış olmayacaktır. Söylendiği gibi bu cumhuriyetin şairleri, topluma reform getirdikleri iddiasında bulunamazlardı. Bu yüzden şiir dilini, günümüzde şiirin asıl özelliklerinde sayılan samimiyet, şeffaflık ve ilımlılık gibi unsurlara yönlendirmişlerdir. Bu haraket, sonraki yıllarda şiirie egemen olan aynî bakış açısını da gözden geçirme zeminin hazırlamıştır. lâle şarkısıyla dolu olan bu toprak sizin haykırışınızın anı defteridir dün gece tehlikeden söz olunca yine ben aşk görüşünden yanaydım Vahid Emiri bir menekşeye gönülden baş sağlığı dileyelim güvercinin yas törenine uğrayalım bir Kayser Eminpur Ve hatta ondan önce ve sonra aydın çevrelerle oturup kalkan şairleri bile etkilemiş ve onların gönülden yazmasını sağlamıştır : bir bacağı olmayan adamın pantolunu kırışlanmış bakışı ateş gibi kızgındır, seyreder gibi değil Hamid kurtuldu, Huveyze kurtuldu yazılar canlandı, cepheler haykısış oldu cepheler gölgelerle, göz yaşıma oturdu Hamid kurtuldu, Huveyze kurtuldu Simin Behbahani Bu yüzden doğruda İslam inkılabından etkilenerek yazılan şiirler, İran edebiyat tarihinin parlak eserleine döüşse de Nima şiirinin zeminini hazırlayan meşrutiyet şiiri gibi sonraki yıllarda yazılan şiirlerin zeminini hazırlamış oldu. * * * İrak'ın İran'a karşı açtığı savaşla birlikte tebliğ ve erteleme aşaması uzun süren bir gecikmeğe dönüştü. Bu gecikme, devrime karşı haraketler, münakaşalar, kavcmiyetçilik çatışmaları ve Amerikan büyükelçiliğin (casusluk merkezi) işgali gibi olaylardan kaynaklanmaktaydı. Kutsal savunma edebiyatının, devrim edebiyatının ayrılmaz bir parçası haline gelmesinin asıl nedeni de işte bu gecikmedir. Başka bir ifade ile savaş, devrimin kırmızı alarmının devamı anlamında idi. Savaş ve kutsal savunma şiiri her ne kadar edbi anlam ve konu açısından devrim şiirinde bir takım değişikliler meydana getirdiyse de, devrim şiirinden bağımsız bir form ve teknikten yoksundu. Buna rağmen sonraki yıllarda, özellikle savaşın son yıllarıda, İran'ın çağdaş şiiri açısından başarılı sayılabilen bir çok örnekler ortaya koymayı başarmıştır. * * * “Tebliğ ve erteleme” aşamasını “tesbit ve akılcılık” aşamasına dönüştürme yolunda bir çok engeller olduğu tesbit edilmiştir. Gündelik siyasi ve sosyal krizlerden uzak bir atmosfer, tebit ve akılcılık aşamasının başlangıcı için gerekli olan ön zeminlerdedir. İster iç meslelerle ilgili isterse dış meselelerle ilgili hala böyle bir atmosfer olumuş değil. Dışarıdan sipariş edilen şiirler o kadar güçlüdür ki, bir çok şairi, şiirin formuna gereken dikkati göstermekten alıkoymaktadır. Ayrıca ülkücülükten uzak durmak ve gerçekçi bir yaklaşım sergilemek hala bir çok kültür işleri yetkilinin hoşuna giden bir durum değildir. Diğer taraftan, sanatçıların devlet gövdesinden, muhalif partilerden ve hatta muhalif olmayanlardan bile bağımsız olmaları, yahut her halukarde düşüncenin asıl gövdesini oluşturamayan sanatçıların siyasette öncelik değiştirme isteği hala çeşitli nedenlerden dolayı tam anlamı ile gerçekleşmiş değil. Devrimden yana sanat eserlerinin doğru veya yanlış bir şekilde üretim ve dağıtımını yapan kurumlar, genelde (en azından sanat alanında) sanatçının geniş bakışlı olmasına sıcak bakmazlar. Belkide bu yaklaşımın arkasında, sanatsal bir bakışın olmamasını düşünmek, art niyet aramaktan daha faydalı olur. Bu kurumların bir çoğunun siyasal veya askeri bir statuya sahip olduğunu düşünürsek, onların özel istekleri olduğunu görmezden gelemeyiz. Başka bir ifade ile onların sanat dışı beklentileri olmadan destek vermeleri söz konusu ol(a)maz. Maalesef söz konusu kurumların sanat danışmanları da farklı beklentileri (!) doğrultusunda patronlarına uyarak sanat elemanlarına dönüşmşler. Nitekim sanatsal huzur ortamlarını unutmuşlardır. Denenmiş formlara/biçimlere gönül bağlamak ve onları yeniden kullanmak ister istemez demode olmuş kavramlar ve tabirlerin tekrar edilmesini beraberinde getirir. Sanat eserinin içeriğinin forma bağlı olmadığı açık bir meseledir. Ancak belli dönemlere özgü kavramların, taklitçi şairler tarafından kullanılması sanatsal atmosferi sun'i bir şekilde değiştirmektedir. * * * Genel olarak İran İslam inkılabının şiire olan etkisi derin ancak çok hızlı ve ansızın olmuştur. Bu derinlik o kadar etkili olmuş ki, devrimden sonraki kısa bir zamanda çok önemli ve büyük eserler ortaya çımış ve çıkmaya da devam edecektir. Bu yüzden devrim şiiri yazarına göre, şiir, konudan ziyade zamana bağlıdır. “şiir, çeşitli anlatımlar arasında, şairin, iç (yaşadığı toplum) ve dış (ruh) etkenlere karşı duygu ve heyecanlarını yansıtmak anlamında olursa, devrim şiiri, devrim sonucunda her şeyin değiştiği bir toplumda yaşayan bir şairin tüm duygu ve heyecanlarını yansıtmaktadır”. Dolayısı ile bu etkinin izlerini sadece konusuna göre devrim şiiri olarak nitelendirilen şiirlerde aramak yanlış olur. Başka bir ifade ile, “şiirde konu” tartışmasıdan ayrı olarak, şiir ve şairleri devrimci ve gayr-i devrimci olarak ikiye ayırmak temelden doğru bir yaklaşım değildir. Farklılık arzeden nokta, inkılaba olan bakış ve ondan etiklenmektedir. Yoksa tüm şair ve şiir akımları devrim ve devrimin getirdiklerinden etkilenmiştirler. Ağzını koklarlar, Sakın “seni seviyorum” demeyesin,
Kalbini koklarlar Garip bir zamndır sevgilim ! Ve aşkı yol direğinin kenarında Kırbaçlıyorlar
Aşkı evin köşesinde saklamak gerek ... Ahmed Şamlu Ve yıllardır ki (en azından Rus formalistler döneminden bu yana), sanat sosyolojisi eleştiri çevresi dışında, şiir değerlendirmelerinde konuya göre değerlendirme yapmak bilimsel dikkatten yoksun olduğunu her kes kabul etmektedir. Erziş-I ehsasat – Nima Yuşiç- Gutenberg yayınları- Bahar 2535 – s. 36. Ahmedrıza Ahmedi önderliğinde ortaya çıkan “yeni dalga” şiiri, yenilik ve hâlis şiire ulaşma yöntemini iç içe anlam çağrışımından kaynaklanan, somut tasvirler yaratımı ve form ve dilden eksiltme ilesi üzerine kurmuştur”. (sahtar-e şiir-i emruz- Mustafa Alipur- Ferdos yayınları- 1378- s. 101); Degarguni-ye negah – Kazem Kerimiyan – revan yayınları – 1397 – s. 127; Gozarehaye monfared – celde evvel , Ali Babaçahi, Narenc yayınları, 1377 – s. 201-202; Çeşm-e Morakkab – Muhammed Mohtari, Tus yayınları, 1378 – s. 51; Barrasi-ye ketab, dore-ye cedid, şomare-ye 4- şehriver 1350; Manuçehr Ateşi – der bareye şiir-i Aryapur, haftenameye Temaşa – şomareye 303- 14 isfend 1355. Çeşm-e mürekkep – Muhammed Muhtari – Tus yayınları – 1378 – s. 55 Arabca'da “cumhur” kelimesi bütun halk anlamına gelmektedir. Bu sözcük ilk olarak xvııı. Yüzyılda, Osmanlı'lar tarafından devlet anlamında kullanılmış ve “cumhur devleti” icat edilmiştir. Bu sistem önce Osmanlı'nın komşularında, daha sonra Fransa cumhuriyetlerinde uygulanmış ve Latince'deki Respublica ve Yunanca'daki politeia kelimeleriyle eş anlama gelmiştir. Bunların her ikisi de Eflatun'un Medine-i Fadıla kapsamında ortaya koyduğu devlet sistemini açıklamaktadır… Bu sistemde hakimiyet (egemenlik) miras olarak değil demokrasiye daha yakındır. (Farhang-e Farhikhte – Vajeha ve estelahat-e siyasi ve hoghoghi – Dr. Şemsuddin Farhikhte – Entesharat-e Zarrin – 1377); Daneşnameye siysi – farhange estelahat ve mektebhaye siyasi – Daryuş Aşuri- Morvarid yayınları – 1381; Mahmud Sanjari – Faslname-ye Şiir- No. 34 – Zemestan 1382- s. 67. Saber Emami, faslname-ye şiir, no.34- zemestan-e 1382- s.67
|