Çarsamba 8 Şubat 2012 - 22:07

الأربعاء ١٦ ربيع الأول ١٤٣٣

چهارشنبه ۱۹ بهمن ۱۳۹۰ - ۲۳:۳۷

Kullanıcı adı:

Şifre :

Şifremi Hatırla
Şifremi unuttum   aktivasyon
Üye ol
    
       


Allah’a davet ediyoruz

     
       
Allah’a davet ediyoruz
     
   

     Benî Temîm kabilesinden olan Ebu Ümeyye isminde bir kişi, Peygamber’in  huzuruna gelip: "Ya Muhammed, halkı neye davet ediyorsun?" dedi.  Resulullah şöyle buyurdu: Ben ve bana uyanlar, basiret üzere halkı Allah’a davet ediyoruz.[1] Bir zarara uğrayıp kendisini çağırdığın vakit o zararı senden gideren,  gam ve üzüntü içerisinde olup yardım istediğin vakit sana yardımda  bulunan, yoksul olup da zengin olmayı istediğinde seni müstağni  (ihtiyaçsız) kılan birisine (Allah’a) davet ediyoruz. O adam: "Ya  Muhammed, bana bir öğüt ver." dedi. Peygamber: "Sinirlenme" buyurdu.  "Yine nasihat et." dedi. Resulullah: "Kendin için sevdiğin şeyi halk  için de sev." buyurdu. "Yine nasi¬hat et." dedi. Resulullah: "Halka  sövme; çünkü onlar sana düşman kesilir." buyurdu. "Yine nasihat et."  dedi. Resulullah "İyilik ve ihsan ehli olana iyilikte bulunmayı terk  etme." buyurdu. "Biraz daha fazla nasihat et." dedi. Resulullah buyurdu  ki: "Sen halkı sev, onlar da seni sevsinler. Kardeşini açık yüzle  karşıla ve tahammülsüz olma. Çünkü tahammülsüzlük seni dünya ve  ahiretten alı koyar. Ayak bileğinin yarısını örtecek bir şekilde izar  giy. Uzun izar ve uzun gömlek giymekten sakın. Çünkü bunların uzun  olması tekebbürdendir. Allah-u Teâla da tekebbürü sevmez.[2]

   

 

   

ANNENİN RIZASI

   
     
ANNENİN RIZASI
   
   

    Resulullah (s.a.a), can vermek üzere olan bir gencin yanında bulunarak  ona La ilahe illâllah söyle demesini buyurdu. Genç adam, birkaç defa  söylemek istedi ama dili tutularak söyleyemedi. Resulullah (s.a.a) baş  ucunda oturan kadına Bu gencin annesi var mı? diye sordular.

   

  Kadın:" Evet, ben onun annesiyim" dedi.

   

  Resulullah (s.a.a):"Sen bu gençten razı değil misin?" buyurdu.

   

  Kadın: “Razı değilim ve altı yıldır onunla konuşmuyorum.” dedi.

   

  Resulullah (s.a.a):"Onun suçunu bağışla." buyurdular.

   

  Kadın: "Ey Allah’ın elçisi! Sizin hoşnutluğunuz için ben afettim. Allah da onu bağışlasın." dedi.

   

  Sonra Resulullah (s.a.a) o gence dönerek; "Tevhid (La ilahe illâllah) kelimesini söyle" diye buyurdular.

   

  Genç:" La ilahe illâllah" dedi.

   

  Resulullah (s.a.a):"Ne görüyorsun?" diye sordu.

   

  Genç: “Kötü kıyafetli, kirli elbiseli ve pis kokulu kara birisini görüyorum; boğazımı sıkarak beni öldürmek istiyor.” dedi.

   

  Resulullah (s.a.a) ondan şu sözleri tekrar etmesini istedi:

   

   "Ey ameller az da olsa ve günahlar ne kadar çok da olsa bağışlayan yüce  Allah! Az amellerimi kabul et ve çok olan günahlarımı bağışla, şüphesiz  sen bağışlayan ve esirgeyensin."

   

  Genç adam, bu sözleri tekrar ettikten sonra Allah resulü (s.a.a):" Şimdi ne görüyorsun?" diye sordu.

   

   Genç: “Beyaz elbiseli, güzel simalı ve güzel kokulu birisini görüyorum.  O güzel elbise giymiş yanımda oturmakta siyah çehreli kimse ise  yanımdan uzaklaşmakta!” dedi.

   

  Resulullah (s.a.a):" Tekrar o duayı oku."buyurdular.

   

 Genç adam, o duayı tekrar okudu.

   

  Resulullah (s.a.a):" Şimdi ne görüyorsun?"diye sordu.

   

  Genç: “Kara adamı artık görmüyorum, şu anda yanımda beyaz yüzlü adam oturuyor.” dedi.

   

  Genç adam bu sözleri söyledikten sonra dünyadan göçtü.

   

 

       
     
       

Dünya Sevgisi

       
         
Dünya Sevgisi
       
       

    Resulullah buyurdu ki: Nedense çoğu insanlara, dünya sevgisinin hâkim  olduğunu görüyorum! Sanki bu dünyada ölüm başkalarına yazılmış ve hakka  riayet etmek başkalarına farz olmuştur. Hatta durumları hakkında bilgi  edindikleri ölüler, onlara göre sanki yakın bir zamanda vatanlarına  dönecek yolculardır. Ölüleri toprağa verip miraslarından  faydalanıyorsunuz; sanki onlardan sonra ebedi olarak kalacaksınız.  Heyhat! Heyhat! Acaba, sonrakiler öncekilerin (durumundan) öğüt almaz  mı? Allah’ın kitabında olan her öğüdü görmezlikten gelip unuttular;  (korkutulan) her kötü akıbetin şerrinden kendilerini güvende bildiler;  musibetlerin inmesinden ve hadiselerin korkunç sonuçlarından  korkmadılar. Tuhaf’ul- Ukul

     
   
   

Hz. Adem'in Tövbesi

   
     
Hz. Adem'in Tövbesi
   
   

   Hz. Ali aleyhi’s-selam diyor ki: Peygamber salla"llahu aleyhi ve alih’den: "Ya  Resulullah, (Allah-u Teala Kur’an’da): "Âdem Rabbin’den (bir takım)  kelimeler aldı. (Allah da) bunun üzerine tövbesini kabul etti..."[1] Diye buyurmaktadır. Bu kelimeler nedir?" diye sordum, Resulullah salla"llahu aleyhi ve alih şöyle buyurdu:
      "Ya  Ali, Allah-u Teâla, Âdem’i Hindistan’a, Havva’yı Cidde’ye, yılanı  İsfahan’a ve İblis’i de Miysan’a (Basra ve Vasıt arasında bir yere)  indirdi. Cennette yılan ve tavus kuşu kadar güzel bir şey yoktu.  Yılanın deve gibi dört ayağı vardı. İblis, yılanın karnına girerek,  Âdem’e hile yaptı ve onu aldattı. Allah-u Teâla da yılana gazap ederek  ayaklarını ondan aldı ve şöyle buyurdu: "Rızkını, toprak karar kıldım  ve karnının üzerinde sürünmelisin; sana acıyana Allah acımasın." Tavusa  da, İblis’e ağacı bulmada kılavuzluk ettiği için gazap ederek sesini ve  ayaklarını çirkin¬leştirdi. Âdem, Hindistan’da kaldığı yüz yıl  süresince, başını gökyüzüne kaldırmadı. Ellerini başına koyup kendi  hatasına ağlı¬yordu. Allah, Cebrail’i, Âdem’e gönderdi. (Cebrail): "Ey  Âdem dedi, Allah sana selam söylüyor ve buyuruyor ki: "Ey Âdem, seni  kendi elimle yaratmadım mı? Sana kendi ruhumdan üflemedim mi?  Meleklerimi sana secde ettirmedim mi? Cariyem Havva’yı seninle  evlendirmedim mi? Cennetimde sana yer vermedim mi? O halde ey Âdem, bu  ağlama nedir? Bu kelimeleri söyle; şüphesiz Allah-u Teâla tövbeni kabul  eder. Söyle ki: "Subhâneke, lâ ilâhe illâ ente, amiltu sûen ve zalemtu nefsi, fetub aleyye, inneke ente-t tevvab-ur rahîm."[2]

   

 

   

Cihad, İslam'ın en yüce kalesidir!

   
     
Cihad, İslam'ın en yüce kalesidir!
   
   

   İmam Ali buyurdu ki: Ey Allah"ın kulları, noksan sıfatlardan münezzeh  olan Allah"a yönelenlerin sarıldıkları en üstün vesile: O’na,  peygamberlerine ve bu peygamberlerin Allah indinden getirdikleri vahye  inanmaktır; Allah yolunda cihad etmektir; cihad, İslam"ın en yüce  kalesidir; Allah"ın birliğini (kelime-i tevhit olan "la ilahe  illallah"ı) ikrar etmektir; bu insanın fıtratındadır; namaz kılmaktır;  çünkü din, namazdan ibarettir; zekâtı vermektir; bu da bir farizadır;  ramazan ayının orucunu tutmaktır; o sapasağlam bir siperdir; hacca ve  umreye gitmektir; hac ve umre yoksulluğu giderip günahları bağışlatır,  günahları örter ve cennete gitmeye sebep olur; sıla-i rahimde  bulunmaktır; o servetin artmasına, ömrün uzamasına ve sayının  çoğalmasına vesile olur; gizlice sadaka vermektir; o günahların  bağışlanmasına vesile olur ve Allah"ın gazabını giderir; açıktan sadaka  vermektir; o kötü ölümleri geri çevirir ve başkalarına iyilik  yapmaktır, bu da kötü hadiselerden korur. (Diybac ismiyle me;hur  hutbesinden / Tuhaf’ul- Ukul)

   

İlim Öğrenin!

   
     
İlim Öğrenin!
   
   

    Hz. Resulullah (s.a.a) buyurmuştur:İlim öğrenin; çünkü ilim öğrenmek,  hasene (mükâfatı olan bir amel)dir ve onu okuyup okutmak zikirdir. İlmi  aramak cihad, bilmeyene öğretmek sadaka ve ehline yaymak ise Allah’a  yakınlıktır. Çünkü ilim, helâl ve haramı bilme yoludur; talibini cennet  yollarına sevk eder; yalnızlıkta arkadaş ve gurbette dosttur;  zorluklarda kılavuz, düşmanlara karşı silah ve dostların gözünde ise  ziynettir. Allah, ilim ile bazı insanları yüceltir ve onları hayırlı  işlerde uyulması gereken önderler kılar. Öyle ki, amelleri başkalarının  ilgisini çeker ve eserleri iktibas edilir. Melekler onlarla dost olmayı  ister. Çünkü ilim, kalplerin hayatı, gözlerin körlüğünü önleyen nur ve  bedenlerin zaafını gideren güçtür. Allah-u Teâla, ilim sahibine,  dostlarının safında yer verir; dünya ve ahirette iyilerle oturup  kalkmayı ona nasip eder. İlim ile Allah’a itaat ve ibadet edilir. İlim  ile Allah tanınır ve tevhidine inanılır. İlim ile akrabalık bağı  korunur, helâl ile haram tanınır ve ilim aklın öncüsüdür.

   

    Allah-u Teâla aklı, bahtiyar kimselere ilham eder; bedbaht kimseleri  ise ondan mahrum bırakır. Akıllı kimsenin özellikleri şunlardır:  Kendisine cahillik yapana yumuşak davranır. Kendisine haksızlık yapanı  affeder. Kendisinden aşağıda olanlara alçak gönüllü olur. İyilikte,  kendisinden üstün olanlarla yarışır. Konuşmak istediğinde önce düşünür;  konuşacağı iyi bir şey ise, söyler ve faydalanır; kötü ise susar ve  kurtulur. Bir fitneyle karşılaştığında, Allah’a sığınır. Elini ve  dilini fitneden korur. Bir fazilet gördüğünde, ganimet bilip elde  etmeye çalışır. Hayâdan ayrılmaz. Onda ihtiras görülmez. Akıllı kimse,  işte bu on özellikle tanınır.Tuhaf’ul- Ukul

 

Total Visit: 364
Total Rank: 0
Total Rankers: 0
Total Comments: 0

Oy vermek için yetkiniz yok. Lütfen giriş yapınız.