Allah’a davet ediyoruz Benî Temîm kabilesinden olan Ebu Ümeyye isminde bir kişi, Peygamber’in huzuruna gelip: "Ya Muhammed, halkı neye davet ediyorsun?" dedi. Resulullah şöyle buyurdu: Ben ve bana uyanlar, basiret üzere halkı Allah’a davet ediyoruz.[1] Bir zarara uğrayıp kendisini çağırdığın vakit o zararı senden gideren, gam ve üzüntü içerisinde olup yardım istediğin vakit sana yardımda bulunan, yoksul olup da zengin olmayı istediğinde seni müstağni (ihtiyaçsız) kılan birisine (Allah’a) davet ediyoruz. O adam: "Ya Muhammed, bana bir öğüt ver." dedi. Peygamber: "Sinirlenme" buyurdu. "Yine nasihat et." dedi. Resulullah: "Kendin için sevdiğin şeyi halk için de sev." buyurdu. "Yine nasi¬hat et." dedi. Resulullah: "Halka sövme; çünkü onlar sana düşman kesilir." buyurdu. "Yine nasihat et." dedi. Resulullah "İyilik ve ihsan ehli olana iyilikte bulunmayı terk etme." buyurdu. "Biraz daha fazla nasihat et." dedi. Resulullah buyurdu ki: "Sen halkı sev, onlar da seni sevsinler. Kardeşini açık yüzle karşıla ve tahammülsüz olma. Çünkü tahammülsüzlük seni dünya ve ahiretten alı koyar. Ayak bileğinin yarısını örtecek bir şekilde izar giy. Uzun izar ve uzun gömlek giymekten sakın. Çünkü bunların uzun olması tekebbürdendir. Allah-u Teâla da tekebbürü sevmez.[2] ANNENİN RIZASI Resulullah (s.a.a), can vermek üzere olan bir gencin yanında bulunarak ona La ilahe illâllah söyle demesini buyurdu. Genç adam, birkaç defa söylemek istedi ama dili tutularak söyleyemedi. Resulullah (s.a.a) baş ucunda oturan kadına Bu gencin annesi var mı? diye sordular. Kadın:" Evet, ben onun annesiyim" dedi. Resulullah (s.a.a):"Sen bu gençten razı değil misin?" buyurdu. Kadın: “Razı değilim ve altı yıldır onunla konuşmuyorum.” dedi. Resulullah (s.a.a):"Onun suçunu bağışla." buyurdular. Kadın: "Ey Allah’ın elçisi! Sizin hoşnutluğunuz için ben afettim. Allah da onu bağışlasın." dedi. Sonra Resulullah (s.a.a) o gence dönerek; "Tevhid (La ilahe illâllah) kelimesini söyle" diye buyurdular. Genç:" La ilahe illâllah" dedi. Resulullah (s.a.a):"Ne görüyorsun?" diye sordu. Genç: “Kötü kıyafetli, kirli elbiseli ve pis kokulu kara birisini görüyorum; boğazımı sıkarak beni öldürmek istiyor.” dedi. Resulullah (s.a.a) ondan şu sözleri tekrar etmesini istedi: "Ey ameller az da olsa ve günahlar ne kadar çok da olsa bağışlayan yüce Allah! Az amellerimi kabul et ve çok olan günahlarımı bağışla, şüphesiz sen bağışlayan ve esirgeyensin." Genç adam, bu sözleri tekrar ettikten sonra Allah resulü (s.a.a):" Şimdi ne görüyorsun?" diye sordu. Genç: “Beyaz elbiseli, güzel simalı ve güzel kokulu birisini görüyorum. O güzel elbise giymiş yanımda oturmakta siyah çehreli kimse ise yanımdan uzaklaşmakta!” dedi. Resulullah (s.a.a):" Tekrar o duayı oku."buyurdular. Genç adam, o duayı tekrar okudu. Resulullah (s.a.a):" Şimdi ne görüyorsun?"diye sordu. Genç: “Kara adamı artık görmüyorum, şu anda yanımda beyaz yüzlü adam oturuyor.” dedi. Genç adam bu sözleri söyledikten sonra dünyadan göçtü. Dünya Sevgisi Resulullah buyurdu ki: Nedense çoğu insanlara, dünya sevgisinin hâkim olduğunu görüyorum! Sanki bu dünyada ölüm başkalarına yazılmış ve hakka riayet etmek başkalarına farz olmuştur. Hatta durumları hakkında bilgi edindikleri ölüler, onlara göre sanki yakın bir zamanda vatanlarına dönecek yolculardır. Ölüleri toprağa verip miraslarından faydalanıyorsunuz; sanki onlardan sonra ebedi olarak kalacaksınız. Heyhat! Heyhat! Acaba, sonrakiler öncekilerin (durumundan) öğüt almaz mı? Allah’ın kitabında olan her öğüdü görmezlikten gelip unuttular; (korkutulan) her kötü akıbetin şerrinden kendilerini güvende bildiler; musibetlerin inmesinden ve hadiselerin korkunç sonuçlarından korkmadılar. Tuhaf’ul- Ukul Hz. Adem'in Tövbesi Hz. Ali aleyhi’s-selam diyor ki: Peygamber salla"llahu aleyhi ve alih’den: "Ya Resulullah, (Allah-u Teala Kur’an’da): "Âdem Rabbin’den (bir takım) kelimeler aldı. (Allah da) bunun üzerine tövbesini kabul etti..."[1] Diye buyurmaktadır. Bu kelimeler nedir?" diye sordum, Resulullah salla"llahu aleyhi ve alih şöyle buyurdu: "Ya Ali, Allah-u Teâla, Âdem’i Hindistan’a, Havva’yı Cidde’ye, yılanı İsfahan’a ve İblis’i de Miysan’a (Basra ve Vasıt arasında bir yere) indirdi. Cennette yılan ve tavus kuşu kadar güzel bir şey yoktu. Yılanın deve gibi dört ayağı vardı. İblis, yılanın karnına girerek, Âdem’e hile yaptı ve onu aldattı. Allah-u Teâla da yılana gazap ederek ayaklarını ondan aldı ve şöyle buyurdu: "Rızkını, toprak karar kıldım ve karnının üzerinde sürünmelisin; sana acıyana Allah acımasın." Tavusa da, İblis’e ağacı bulmada kılavuzluk ettiği için gazap ederek sesini ve ayaklarını çirkin¬leştirdi. Âdem, Hindistan’da kaldığı yüz yıl süresince, başını gökyüzüne kaldırmadı. Ellerini başına koyup kendi hatasına ağlı¬yordu. Allah, Cebrail’i, Âdem’e gönderdi. (Cebrail): "Ey Âdem dedi, Allah sana selam söylüyor ve buyuruyor ki: "Ey Âdem, seni kendi elimle yaratmadım mı? Sana kendi ruhumdan üflemedim mi? Meleklerimi sana secde ettirmedim mi? Cariyem Havva’yı seninle evlendirmedim mi? Cennetimde sana yer vermedim mi? O halde ey Âdem, bu ağlama nedir? Bu kelimeleri söyle; şüphesiz Allah-u Teâla tövbeni kabul eder. Söyle ki: "Subhâneke, lâ ilâhe illâ ente, amiltu sûen ve zalemtu nefsi, fetub aleyye, inneke ente-t tevvab-ur rahîm."[2] Cihad, İslam'ın en yüce kalesidir! İmam Ali buyurdu ki: Ey Allah"ın kulları, noksan sıfatlardan münezzeh olan Allah"a yönelenlerin sarıldıkları en üstün vesile: O’na, peygamberlerine ve bu peygamberlerin Allah indinden getirdikleri vahye inanmaktır; Allah yolunda cihad etmektir; cihad, İslam"ın en yüce kalesidir; Allah"ın birliğini (kelime-i tevhit olan "la ilahe illallah"ı) ikrar etmektir; bu insanın fıtratındadır; namaz kılmaktır; çünkü din, namazdan ibarettir; zekâtı vermektir; bu da bir farizadır; ramazan ayının orucunu tutmaktır; o sapasağlam bir siperdir; hacca ve umreye gitmektir; hac ve umre yoksulluğu giderip günahları bağışlatır, günahları örter ve cennete gitmeye sebep olur; sıla-i rahimde bulunmaktır; o servetin artmasına, ömrün uzamasına ve sayının çoğalmasına vesile olur; gizlice sadaka vermektir; o günahların bağışlanmasına vesile olur ve Allah"ın gazabını giderir; açıktan sadaka vermektir; o kötü ölümleri geri çevirir ve başkalarına iyilik yapmaktır, bu da kötü hadiselerden korur. (Diybac ismiyle me;hur hutbesinden / Tuhaf’ul- Ukul) İlim Öğrenin! Hz. Resulullah (s.a.a) buyurmuştur:İlim öğrenin; çünkü ilim öğrenmek, hasene (mükâfatı olan bir amel)dir ve onu okuyup okutmak zikirdir. İlmi aramak cihad, bilmeyene öğretmek sadaka ve ehline yaymak ise Allah’a yakınlıktır. Çünkü ilim, helâl ve haramı bilme yoludur; talibini cennet yollarına sevk eder; yalnızlıkta arkadaş ve gurbette dosttur; zorluklarda kılavuz, düşmanlara karşı silah ve dostların gözünde ise ziynettir. Allah, ilim ile bazı insanları yüceltir ve onları hayırlı işlerde uyulması gereken önderler kılar. Öyle ki, amelleri başkalarının ilgisini çeker ve eserleri iktibas edilir. Melekler onlarla dost olmayı ister. Çünkü ilim, kalplerin hayatı, gözlerin körlüğünü önleyen nur ve bedenlerin zaafını gideren güçtür. Allah-u Teâla, ilim sahibine, dostlarının safında yer verir; dünya ve ahirette iyilerle oturup kalkmayı ona nasip eder. İlim ile Allah’a itaat ve ibadet edilir. İlim ile Allah tanınır ve tevhidine inanılır. İlim ile akrabalık bağı korunur, helâl ile haram tanınır ve ilim aklın öncüsüdür. Allah-u Teâla aklı, bahtiyar kimselere ilham eder; bedbaht kimseleri ise ondan mahrum bırakır. Akıllı kimsenin özellikleri şunlardır: Kendisine cahillik yapana yumuşak davranır. Kendisine haksızlık yapanı affeder. Kendisinden aşağıda olanlara alçak gönüllü olur. İyilikte, kendisinden üstün olanlarla yarışır. Konuşmak istediğinde önce düşünür; konuşacağı iyi bir şey ise, söyler ve faydalanır; kötü ise susar ve kurtulur. Bir fitneyle karşılaştığında, Allah’a sığınır. Elini ve dilini fitneden korur. Bir fazilet gördüğünde, ganimet bilip elde etmeye çalışır. Hayâdan ayrılmaz. Onda ihtiras görülmez. Akıllı kimse, işte bu on özellikle tanınır.Tuhaf’ul- Ukul |