قَالَ الصَّادِقُ (عَلَيْهِ السَّلاَمُ): «مَنْ حَجَّ يُرِيْدُ اللهَ عَزَّ وَ جَلَّ لاَ يُرِيْدُ بِهِ رِيَاءً وَلاَ سُمْعَةً غَفَرَ اللهَ لَهُ الْبَتَّةَ». Hz. İmam Sadık (a.s): “Bir gösteriş veya başkalarına duyurma isteği olmaksızın sırf Allah’ın rızasını isteyerek hacceden kişiyi Allah mutlaka bağışlar.” قَالَ رَسُوْلُ اللهُ (صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَ آلِهِ): «لَيْسَ لِلْحِجَّةِ المَبْرُوْرَةِ ثَوَابٌ إِلاَّ الجَنَّةَ» Hz Muhammed (s.a.a): “Kabul olunmuş haccın mükâfatı, cennetten başka bir şey değildir.” قَالَ الْإِمَامُ الصَّادِقُ (عَلَيْهِ السَّلاَمُ): «مَا مِنْ سَفَرٍ أَبْلَغَ فِيْ لَحْم وَلاَ دَمٍ وَلاَ جِلْد وَلاَ شَعْر مِنْ سَفَرِ مَكَّةَ وَ مَا أَحَدٌ يَبْلُغُهُ حَتَّى تَنَالَهُ الْمَشَقَّةُ». Hz. İmam Sadık (a.s): “Hiç bir yolculuk, Mekke yolculuğu kadar insanın et, kan, deri ve saçında etki yapmaz. Hiç bir kimse, zorluğa katlanmadan bu yolculuğu gerçekleştiremez.” قَالَ الصَّادِقُ (عَلَيْهِ السَّلاَمُ): «لَمَّا حَجَّ مُوْسَى (عَلَيْهِ السَّلاَمُ) نَزَلَ عَلَيْهِ جَبْرَئِيلُ (عَلَيْهِ السَّلاَمُ) فَقَالَ لَهُ مُوسَى يَا جَبْرَئِيلُ: ’... مَا لِمَنْ حَجَّ هَذَا الْبَيْتَ بِنِيَّةٍ صَادِقَةٍ وَ نَفَقَة طَيِّبَة؟‘ فَرَجَعَ إِلَى اللهِ عَزَّ وَ جَلَّ، فَأَوْحَى اللهَ تَعَالَى إِلَيْهِ: ’قُلْ لَهُ أَجْعَلُهُ فِي الرَّفِيْقِ الْأَعْلَى مَعَ النَّبِيِّيْنَ وَ الصِّدِّيْقِيْنَ وَ الشُّهَدَاءِ وَ الصَّالِحِيْنَ، وَ حَسُنَ أُولَئِكَ رَفِيْقاً‘». Hz. İmam Sadık (a.s): Hac farizasını yerine getiren Hz. Musa (a.s)’a Cebrail nazil oldu. Musa (a.s): “Ey Cebrail! Bu evi doğru bir niyet ve temiz bir mal ile ziyaret edenin mükâfatı nedir? dedi. Cebrail Aziz ve Celil Allah’a yöneldi. Allah ona Musa’ya şöyle de diye vahyetti: Onu yüce beraberlik makamında peygamberler, doğrular, şehitler ve salihler ile bir araya getiririm. Onların arkadaşlığı ne güzeldir! Abdurrahman b. Semure şöyle naklediyor: “Bir gün, Hz. Peygamber (s.a.a)’in yanında bulunduğumuz bir sırada Hz. Peygamber (s.a.a): “Dün ilginç şeyler gördüm” dedi. “Cenim, ailem ve evlatlarım sana feda olsun ne gördünüz?” dedim, Resulullah (s.a.a) şöyle buyurdu: «رَأَيْتُ رَجُلاً مِنْ أُمَّتِيْ مِنْ بَيْنِ يَدَيْهِ ظُلْمَةٌ وَ مِنْ خَلْفِهِ ظُلْمَةٌ وَ عَنْ يَمِيْنِهِ ظُلْمَةٌ وَ عَنْ شِمَالِهِ ظُلْمَةٌ وَ مِنْ تَحْتِهِ ظُلْمَةٌ مُسْتَنْقِعًا فِيْ ظُلْمَةٍ فَجَاءَهُ حَجُّهُ وَ عُمْرَتُهُ فَأَخْرَجَاهُ مِنَ الظُّلْمَةِ وَ أَدْخَلاَهُ فِي النُّوْرِ». “Ümmetimden birisinin önünden, arkasından, sağından, solundan altından karanlıkla kuşatılmış olduğunu ve karanlığa garkolduğunu gördüm. Bu sırada onun hac ve ümresi ona doğru geldi ve onu karanlıklardan çıkarıp nura götürdüler.” قَالَ عَلِيٌّ (عَلَيْهِ السَّلاَمُ): «الحَاجُّ وَ الْمُعْتَمِرُ وَفْدُ اللهِ، وَ حَقٌّ عَلَى اللهِ أَنْ يُكْرِمَ وَفْدَهُ وَ يَحْبُوَهُ بِالْمَغْفِِرَةِ». Hz. İmam Ali (a.s): “Hac ve ümre yapanlar Allah’ın huzuruna çıkan heyettirler. Allah’ın kendi huzuruna çıkan heyeti, ağırlaması ve onlara bağışını hibe etmesi bir haktır.” قَالَ الصَّادِقُ (عَلَيْهِ السَّلاَمُ): «إِنَّ ضَيْفَ اللهِ عَزَّ وَ جَلَّ رَجُلٌ حَجَّ وَ اعْتَمَرَ، فَهُوَ ضَيْفُ اللهِ حَتَّى يَرْجِعَ إِلَى مَنْزِلِهِ». Hz. İmam Sadık (a.s): “Hac veya ümre yapan kimse, kendi evine dönünceye kadar Allah’ın misafiridir.”
|