Pazartesi 21 Mayıs 2012 - 15:21

الإثنين ١ رجب ١٤٣٣

دوشنبه ۱ خرداد ۱۳۹۱ - ۱۶:۵۱

Kullanıcı adı:

Åžifre :

Şifremi Hatırla
Åžifremi unuttum   aktivasyon
Üye ol
    
 


Allah'a Giden Bazı Yolların Açıklanması Üzerine

     

Allah'a giden yollar mahlukların nefesleri sayısıncadır. Her bir ÅŸahıs için bütün mahlukların  nefesleri sayısı kadar Allah'a giden yol vardır. Günah bataklığına saplanmış insana ise kudretiyle her ÅŸeyi kaplayan Allah'ın rahmeti sıkıcı gelir ve bu durum rahmet kapılarının üzerine kapanmasına sebep olur. Allah'ın rahmetine karşı daima ümitli ve iyi niyetli olunması insanı tekamül merhalesine en kısa yoldan ulaÅŸtırır. Allah Teala mü'min kulunun niyetine göre takdir eder. Niyet hayır olursa ilahi irade ve takdir hayra vardırır, aksi durumda insanın ÅŸerre varması önlenemez.     

İnsan, nefsin ve ÅŸeytanın ortaklaÅŸa aldatması sonucu alemlerin Rabb'ine karşı kendisini kötü zanlı olmaya alıştırır. Yaratılış hikmet ve felsefesi doÄŸrultusunda imtihan gereÄŸi küçük bir olay karşısında sıkıntıya düşme korkusuyla yeise kapılır, ÅŸeytana ve nefsine yenik düşerek sui zanna, umutsuzluÄŸa düçar olur. Bu su-i zan ve kötümserlik kaçmak istedikleri belaya tutulmalarına sebep olur.     

 Allah'a karşı kötü zanlı olmaktan yine O'nun rahmetine sığınırız.     

Allah Tebarek ve Teala affetmediÄŸi takdirde insanın bu su-i zannı ve kötümserliÄŸi Rabb'inin karşısında gereÄŸi muamele görmesine sebep olur.      

Resul-i Ekrem (s.a.a) olayları hayra yorar, kötü yorumlardan hoÅŸlanmazdı.     

Resul-i Ekrem (s.a.a) Ravzat-ül Kafi'de yer alan bir hadiste şöyle buyurur:     

"Kötü yorum (tiyare), sahibinin nazarına, görüşüne baÄŸlıdır. EÄŸer hafif görürse hafif olur, ağır görürse ağır olur. Hiçbir ÅŸey görmezse hiçbir ÅŸey olmaz."     

O halde Resulullah'ın (s.a.a) sünnetine uymaya çalışan bir mü'min, nefsini Rabb'ine karşı hüsn-ü zanlı olmaya alıştırmalı ve Allah-u Teala'dan az bir amel karşılığı fazla bir karşılık beklemelidir. Zira Hak Teala hakkında her ne kadar hayır çeÅŸitlerinden zan edip beklese de Allah'ın lütf u keremi onun üstündedir; insanın zannının sonu vardır. Ama O'nun kereminin sonu yoktur. Hak Teala ihsanının hüsn-ü zannın karşılığı olduÄŸunu haber  vermiÅŸtir. Hz. Ali (a.s), "Sana hüsn-ü zanlı olanın zannını doÄŸrula" diye buyurmuÅŸtur.     

 O halde, -evliyanın diliyle açıklamak gerekirse- Hak Teala'nın kullarına karşı hüküm ve takdiri, hüsn-ü zan besleyenlerin zanlarını doÄŸrulayıp gerçekleÅŸtirmek olarak tarif edilebilir. Hal bu olunca Hak Teala'nın kendisi buna daha evladır. Hatta insan hadisleri incelediÄŸinde Hak Teala bir ÅŸahsın herhangi bir ÅŸeye hüsn-ü zannı olduÄŸunda onu doÄŸrulayıp, iÅŸi onun güzel zannı doÄŸrultusunda takdir buyurur, bu da Allah'a olan hüsn-ü zannının gayrisinden baÅŸka bir ÅŸey deÄŸildir. Bütün hayırların Allah'tan olduÄŸunu bilip, hüsn-ü niyetle hareket edersek, bu güzel zanlarımızın, Allah Teala'dan doÄŸrulanmış olarak bizlere iade edildiÄŸini görürüz.     

Sahih olan hadislerde buyurulduÄŸuna göre eÄŸer birisinin bir taÅŸa bile hayır zannı olursa Allah-u Teala o taÅŸta hayır yaratır. Ravi, İmam'dan, "TaÅŸtan da mı?" diye sorunca İmam, "Hacer-ül Esved'i görmüyor musunuz?" diye cevap verdi. Bu hadisten de Hak Teala-'nın, mü'minlerin birbirleri hakkında olan iyi niyetlerini doÄŸrulayıp gerçekleÅŸtirdiÄŸini anlıyoruz.     

Allah Teala'nın mü'minlerin, ölen birisi hakkında ondan hayırdan baÅŸka bir ÅŸey bilmediklerine dair verdikleri ÅŸehadetlerini doÄŸrulaması, hüsn-ü zannın ehemmiyetini ortaya koyar. Hüsn-ü zannın gereÄŸinden baÅŸka bir ÅŸey söylememenin insan için ne denli etkili olduÄŸuna güzel bir örnektir bu. Hak Teala bu ÅŸehadeti geçerli kılar. Hadise göre hakkında hüsn-ü zan olan ölü konusunda önemli bir engel olmadığı takdirde Allah Teala, hüsn-ü zannın gereÄŸini, hem hüsn-ü zan sahibi ve hem de hakkında hüsn-ü zan bulunan ÅŸahıs hakkında gerçekleÅŸtirir. Ama  hakkında hüsn-ü zan olan ÅŸahısta bir engel söz konusu olursa onu yalnızca hüsn-ü zan sahibi hakkında gerçekleÅŸtirir. Aynı ÅŸekilde eÄŸer birisi diÄŸer birisine, onu hayır ehlinden zannettiÄŸi için saygı gösterirse, Allah Teala'nın gerçekte ikram edilen ÅŸahsın cehennem ehli olduÄŸunu bilmesine raÄŸmen, hüsn-ü zanda bulunan ÅŸahsı cennete götüreceÄŸi  hadislerde geçmektedir.     

Kısacası, mü'min kardeÅŸi hakkında ona emredilen hüsn-ü zan vazifesini yerine getirirse bunun sevabı hem mü'min kardeÅŸine, hem de hüsn-ü zanda bulunana yetiÅŸir. Allah Teala'nın rahmetiyle onun zannı doÄŸrulanır, zannı gereÄŸince iÅŸ yürür, ya da zannı yalnızca kendisi hakkında gerçekleÅŸir. Zannedilen hakkında gerçekleÅŸmemesi ise, zannedene bir zarar getirmez.     

Mü'minlere karşı hüsn-ü zan taşımak büyük bir rahmet kapısıdır. Belki de cemaat namazının büyük sevabı olduÄŸuna dair hadisler bu yüzdendir. Zira mü'minler cemaat imamına olan hüsn-ü zanları gereÄŸince onun namazının kabul olduÄŸunu zanneder ve onu kendileriyle Allah Teala arasında vasıta  kabul ederler. Allah Teala da bu hüsn-ü zan sebebiyle hepsinin namazını kabul eder. Bu gibi örnekler çoktur. Teberrük niyetiyle mü'minin artığından içmek de bu kabildendir. Zemzem suyundan alınan fayda da ondan umulana göredir. Büyüklerden birçoÄŸu dünyevi veya uhrevi maksatlar için Zemzem suyundan içerek muratlarına eriÅŸmiÅŸlerdir.     

Bazı dualarda istenmesi gereken  en iyi rızık, kesin iman ve Allah'a hüsn-ü zan olarak belirlenmiÅŸtir. Hatta bazı hadisler konunun ehemmiyetini vurgulamak için, Allah Teala'nın yersiz hüsn-ü zan iddiasını bile doÄŸruladığını haber veriyor. İmam Sadık'tan (a.s) ulaÅŸan bir hadiste şöyle buyuruluyor:     

"Kıyamet günü bir kulun cehenneme götürülmesi emredildiÄŸinde o dönüp geri bakar. Allah Teala, "Kulumu geri çevirin" der. Geri getirilince Allah Teala ona, "Neden dönüp geri baktın" diye buyurur. O şöyle der: "Rabb'im, sana olan zannım bu deÄŸildi." O zaman Allah Teala, "Zannın ne idi?" diye sorar. O ise, "Rabb'im, sana olan zannım beni affedip kendi rahmetinle bana cennette yer vermendi." der. O zaman Allah Teala şöyle buyurur: "Ey meleklerim, kendi izzetime, büyüklüğüme ve yüceliÄŸime andolsun ki, bu kulum bir saat bile bana hüsn-ü zanda bulunmamıştır. EÄŸer bir saat bile bana hüsn-ü zanda bulunsaydı, onu ateÅŸle korkutmazdım. Fakat yine onun bu yalanını doÄŸrulayıp onu cennete götürün."     

İşte bu ve benzeri ilahi bahÅŸiÅŸ ve rahmetleri açıklayan diÄŸer hadislere dikkat ettiÄŸimizde kalbimizdeki ilahi bahÅŸiÅŸlere olan arzuların da Allah'a olan hüsn-ü zandan sayılması yönü güçleniyor. Çünkü bu arzular eÄŸer gerçek hüsn-ü zan olmasa da en azından buna namzet niyetlerdir. Allah Teala'nın kendi keremiyle bunları da gerçek hüsn-ü zanlar gibi doÄŸrulayıp gerçekleÅŸtirir. Allah Teala'nın her iki dünyada da hükmü birdir. "Rahman (Allah)'ın yaratışında bir farklılık göremezsin."     

Fakat hüsn-ü zan taşımak hüsn-ü zannı bahane ederek iÅŸi bırakıp rahata dalmak anlamında deÄŸildir. Aksine, bu ÅŸeytanın hilelerinden birisidir. Allah Teala Muhammed (s.a.a) ve pâk Ehl-i Beyt'i hürmetine bizi ve bütün mü'minleri ÅŸeytanın ÅŸerrinden korusun. Tam aksine hüsn-ü zan Allah katında olana bütün bir vücutla yönelip O'nun bahÅŸiÅŸlerine daha bir raÄŸbetle baÄŸlanmayı gerektirir. Zira ilahi bahÅŸiÅŸlerle tanışıp ondan yararlananlar, buna daha istekli olur, buna ulaÅŸma yönünde zorlukların kolaylaÅŸtığını görürler. Ne istediÄŸini ve istediÄŸinin deÄŸerini bilen birisi için karşılığında verdiÄŸi ÅŸey az gelir.     

Hz. İmam Rıza'dan (a.s) gelen bir hadiste şöyle buyurulmaktadır: "Allah Teala Hz. Davud'a (a.s) şöyle vahyetti: "Kulum bir hayır iÅŸ yaparsa onu cennete götürürüm." Hz. Davud (a.s): "O hayır nedir ya Rabbi?" diye sordu. Allah Teala şöyle buyurdu: "Bir mü'min kulumun üzüntüsünü, bir hurmanın yarısıyla bile olsa gidermektir." O zaman Hz. Davud (a.s): "Allahım, seni tanıyan kimse asla senden ümidini kesmez." dedi."     

Öyleyse yer ile gök arası büyüklüğünde, hiçbir aklın tasavvur edemediÄŸi, hiçbir gözün görmediÄŸi gerçek saadet yurdu olan cenneti yarım hurma karşılığında lütfeden Allah'a cahillerden baÅŸka kim sırt çevirir?!     

Böyle kerem sahibi  birisiyle muamele yapmayı kim terkeder?! Terkederse ne elde eder, yerini neyle doldurabilir?! O halde bir an için olsun Allah'a yönelmekten gaflet eden kimse, yerini hiçbir ÅŸeyin dolduramayacağı büyük bir ÅŸey kaybetmiÅŸ ve büyük bir zarara uÄŸramıştır!     

Heyhat heyhat! bununla karışığı olmayan bir fırsatı eldenvermiÅŸ ve hiç bir ÅŸeyin telafi edemeyeceÄŸi bir zarara düşmüştür. İşte bunun için ve Allah Teala'nın kullarına olan büyük re'fetinden dolayıdır ki, mukaddes İslam ÅŸeriatında müminlerin bütün hareket ve duruÅŸlarına büyük sevaplar vaadi verilmiÅŸtir. Hatta Hz. İmam Zeynül Abidin (a.s) ÅŸialarına ÅŸu duayı okumalarını öğretmiÅŸtir: "Ey Allah'ım, kalplerimizin bütün fısıltılarını, organlarımızın bütün hareketlerini ve dillerimizin bütün konuÅŸuklarını senin mükafatını kazanan ÅŸeylerden kıl." DiÄŸer bir duada da ÅŸu tabirin yer aldığını görüyoruz: "Ey Allah'ım, senin zikrinden gayrı bir lezzetten sana istiÄŸfar ederim." Allah Teala'nın mümin kullarından isteÄŸi ondan muamele etmekten gaflet ederek telafisi olmayan bir zarara düşmemeleridir. Bunun için ona giden yolları mahlukatın nefesleri sayısınca karar kılmıştır. öyle ki, "Her kim su içtiÄŸinde Hz. İmam Hüseyin'in (a.s) susuz ÅŸehid edildiÄŸini anıp o hazreti ÅŸehid edenlere lanet ederse Allah Teala ona yüz bin hayır yazıp yüz bin seyyieyi ondan giderir; onu yüz bin derece yüceltir. Yüz bin köleyi azad etmiÅŸ gibi sevap kazanır ve kıyamet günü onu korkusuz olarak meb'us kılır.      

Böyle kerem ve bahÅŸiÅŸ sahibi ganiyyi mutlak bir mevlanın kendisine muhtaç olan kulunun bir nefesini bile zayi etmeye razı olacağını mı sanıyorsun? Asla! O, bu zavallı kulunun tam manasıyla ona yönelmesini istiyor. Zira O'na yönelmekten baÅŸka bir ÅŸeref olmadığı gibi ondan gayri bir hayır kaynağı da yoktur. Kulu O'na yönelince O da kuluna yönelir. O kuluna yönelince de fazl ve keremince davranıp onu bütün düşünceleriyle, haraketleriyle, duruÅŸlarıyla, uykusu ve ayıklığıyla Rabb'inin rızasını kazanmağı amaçlamaya hidayet eder.     

Hz. İmam Muhammed Bâkır'dan (Allah'ın selamı ona olsun) gelen bir hadis de şöyle buyruluyor: "Allah Teala Hz. Davud'a vahy ederek: Kavmine bildir onlardan herhangi birisi ben emrettiÄŸim takdirde bana itaat ederse benim de ona itaat ederek bana itaat etmesinde ona yardımcı olmam bana hak olur. EÄŸer benden birÅŸey isterse ona ata ederim, eÄŸer beni çağırırsa ona icabet ederim. EÄŸer bana sığınırsa ona sığınak olurum. EÄŸer benden yardım dilerse ona yardımcı olurum. Ve eÄŸer bana tevekkül ederse ona açık noktalarında ben koruyucu olurum, eÄŸer bütün halk ona bir hile yapmaÄŸa koyulsalar bile ben hepsinin uhdesinden gelirim." buyurmuÅŸtur.     

Yine geniÅŸ rahmetinden dolayıdır ki, zavallı kulunu zararlı olanı bırakın, hatta yararsız olan ÅŸeylerle meÅŸgul olmaktan ÅŸiddetle tahzir etmiÅŸtir. El-Cevahir-üs Seniyye kitabında ÅŸunlar yer almaktadır: "Ey Adem oÄŸlu, eÄŸer kalbinin kasavetli, cisminin hasta, malının noksan, rızkının yoksun olduÄŸunu görsen bilmelisin ki, bunlar konuÅŸtuÄŸun faydasız sözlerin yüzündendir."     

Nerede kalsın ki, haram söz konuşasın o halde boş söz sana zehirden daha zararlıdır. Zira zehir senin ancak cismini tahrip edebilir. Oysa boş sözler kalbi katılaştırır, malı azaltır, rızktan mahrum eder, cismi de hasta eder.

      Merhamet sahibi yüce Allah ise kulunun böyle bir büyük bedbahtlığa kendisini marez etmesine elbetteki razı olmaz. Hatta Allah Teala'nın kulunu  faydasız sözlereden dolayı hesaba tuttuÄŸu gibi faydasız bakışlardan dolayı da hesaba çekeceÄŸi bazı hadislerde yer almıştır.     

İşte kulunun, hatta bir bakışının da boÅŸa gitmesini istememesinden dolayıdır ki, alimin yüzüne Kabe'ye, Resulullah'ın (s.a.a) neslinden olan seyyitlere ve ibret almak için mahluklara bakmayı ibadet kılmıştır. Hatta bir saat düşünmeyi atmış sene ibadet etmeye eÅŸit kılmıştır. "Nereye dönseniz orası Allah'ın vechidir." Hz. İmam Sadık (a.s) babaları yoluyla Hz. Resulullah'dan (s.a.a) rivayet ediyor ki: "Allah Teala Davud peygambere (Allah'ın selamı ona olsun) vahyederek buyurdu: GüneÅŸde oturana güneÅŸ dar olmadığı gibi rahmetime girene de rahmetim dar gelmez. Kötümser düşüncelere kapılmayana bir zarar gelmediÄŸi gibi de kötümser olanlarsa fitneden kurtulamazlar."     

Görüldüğü üzere bu kutsi ilahi hitap kurduÄŸumuz bu ilkeye en büyük ÅŸahidlerden biridir ki, kötümser olan kimse Allah Teala'ya olan su-i zannı yüzünden fitneden kurtulmayıp badbahtlığa düşer. Kötümser olmayan kimseye ise Allah Tela'ya iyi niyet taşıdığından dolayı kötümser olan ÅŸeyler bir zarar vermeyip Hak Teala'ya olan hüsn-ü zannı hürmetine bela ondan def olur.     

Kendisini Ehl-i Beyt'ten gelen hadislere adayarak onlara uyup Allah'ın rahmetine giren bir kimse içinse asla darlık sözkonusu olamaz. Aksine her kapısından bin kapı açılan kapılar onun yüzüne açılır, sonunda ise ilim ve marifet nuruyla onu kalp inÅŸirahı makamına ulaÅŸtırır. Bu makam ise Hak Teala'nın peygamberi Hz. Muhammed (s.a.a) hakkında övdüğü en efdal makamdır. Allah Teala Kur'an'da şöyle buyuruyor: "Senin sadrini (göğsünü) açmadık mı?"     

Allah Teala bir kuluna minnet koyup bu makama ulaÅŸtırırsa o artık dünya ve ahiret belalarının ulaÅŸmadığı kimselerden olur ve eÄŸer herhangi bir bela da ona ulaşırsa bu ancak diÄŸerinin ve halkın nazarında beladır; yoksa onun kendi nazarında Allah Teala'nın ona gösterdiÄŸi bu belaya sabretme sonucu ulaÅŸacağı Allah'ın rızası ve yüce makamlara nazaran en büyük lezzetlerden ve en afiyetli bahÅŸiÅŸlerdendir.     

İşte bu yüzden AÅŸura günü İmam Hüseyin 'in (a.s) bazı ashaplarına belalar ÅŸiddetlendikçe yüzleri daha da açılır ve onları daha çok sevinç alırdı.     

Allah Teala size ve bize bu makamları eta eylesin.   

Dünyaya düşkün insanlar nerede böyle lezzetlere ulaşabilirler! Allah Teala bize yardımcı ve vekil olmakta yeterlidir. O ne güzel mevla ve ne güzel yardımcıdır.




Total Visit: 485
Total Rank: 0
Total Rankers: 0
Total Comments: 0

Oy vermek için yetkiniz yok. Lütfen giriş yapınız.