Cuma 10 Eylül 2010 - 23:25

الجمعة ٢ شوال ١٤٣١

شنبه ۲۰ شهريور ۱۳۸۹ - ۰۰:۵۵

Kullanıcı adı:

Åžifre :

Şifremi Hatırla
Åžifremi unuttum   aktivasyon
Üye ol
    
 

Abdullah b. Ömer'in Temettü Umresiyle İlgili Görüşü

 Sahih-i Müslim, Sünen-i Ebu Davud, Sünen-i Neseî, Sünen-i Tirmizî, Sünen-i Beyhakî ve diğer kaynaklarda (ifade Sahih-i Müslim'indir) Abdullah b. Ömer'den şöyle rivayet edilmektedir:

 

 Resulullah (s.a.a) Veda Haccı'nda umre ve haccı birlikte yaptı. İnsanlardan bazıları beraberlerinde kurbanlık getirmiş ve bazıları da getirmemişlerdi. Resulullah (s.a.a) Mekke'ye girince insanlara şöyle seslendi: "Beraberinde kurbanlık getirenlere, hac amelleri bitinceye kadar ihramlı kimseye haram olan şeylerin hiçbiri helâl olmaz; fakat yanlarında kurbanlık getirmeyenler Kâbe'yi tavaf ettikten sonra Safa ile Merve arasında sa'y yapıp ihramdan çıksın ve sonra bir kez de hac için telbiye söylesinler…"

 

 Sünen-i Tirmizî'de Abdullah b. Ömer'in oğlu Salim'den, halkın, Abdullah b. Ömer'e babasının (Ömer'in) temettü umresi hakkındaki sözleri ve yasağını hatırlatarak itiraz ettikleri de rivayet edilir. Bu rivayette Salim diyor ki:

 

 Şamlı bir kişinin Abdullah b. Ömer'den hac aylarında te-mettü umresi yapmanın hükmünü sorduğunu duydum. Abdullah, "Helâldir." dedi. Şamlı adam, "Fakat baban bunu yasaklamıştı." dedi. Abdullah, "Sen ne dersin? Eğer babam bir şeyi yasaklar, fakat Resulullah (s.a.a) onu yaparsa, acaba ba-bamın mı emrine uyarsın, yoksa Resulullah'ın mı?" dedi. Şam-lı adam, "Elbette Resulullah'ın (s.a.a) emrine uyarım." dedi. Bunun üzerine Abdullah b. Ömer, "O hâlde bilesin ki Resu-lullah (s.a.a) temettü umresi yapmıştır." dedi.

 

 Başka bir rivayette ise şöyle geçmiştir:

 

 Resulullah (s.a.a) hac amellerinden önce umre yapmıştır.

 

 İbn Kesir şöyle yazmıştır:

 

 Abdullah b. Ömer temettü umresi konusunda babasının aksine fetva veriyordu. Ona, "Baban temettü umresini yasaklamıştır." diyorlardı. Fakat o, "Ben gökten size taş yağmasından korkuyorum; bizim Resulullah'ın (s.a.a) sünnetine mi uymamız gerekiyor, yoksa Ömer b. Hattab'ın sünnetine mi?" cevabını veriyordu.

 

 Temettü umresi konusunda Abdullah b. Ömer'den bu tutumun aksi de rivayet edilmiştir. Abdullah b. Ömer'in bu konuda farklı fet-valar vermiş olmasının nedeni, bu fetvaları değişik zamanlarda ver-mesi olabilir. Örneğin, babasının veya Osman'ın hilafeti döneminde böyle bir soruyla karşılaşması durumunda vereceği cevabın hilâfet-i raşidenin tutumuna uygun olması gerekirdi. Fakat Emevî hilafetin bastırmaya çalıştığı Abdullah b. Zübeyr döneminde böyle bir soruyla karşılaşması hâlinde ona kolayca muhalefet edebilirdi.

 

 Böylece bu dönemde temettü umresi hakkında şiddetli bir ihtilafın ortaya çıkması mümkün oldu. Hâkim gücün çevresi temettü umresini yasaklarken, temettü umresinin yapılmasından yana olan bazıları da, Resulullah'ın (s.a.a) temettü umresi yapılması doğrultusundaki emrini halka bildiriyorlardı. Bunlar, halka Hz. Resulul-lah'ın (s.a.a) sünnetini tebliğ eden Cabir b. Abdullah-i Ensarî gibi Hazretin ashabından geriye kalanlardı. Örneğin:

 

 Sahih-i Müslim'de Ebu Nazre'den şöyle rivayet edilmiştir:

 

 Cabir b. Abdullah-i Ensarî'nin yanında oturduğum bir sırada biri gelerek ona, "İbn Abbas'la Abdullah b. Zübeyr arasında temettü umresi ve müt'a nikâhı konusunda görüş ihtilafı var." dedi. Cabir, "Biz Resulullah'ın (s.a.a) döneminde her ikisini de yaptık. Fakat Ömer onları bize yasaklayınca, bir daha yapmadık." dedi.

 

 Bu ihtilaf bir süre her iki ekolün izleyicileri arasında devam etti. Musa b. Nafi el-Esedî'nin rivayeti bunu ortaya koyan örneklerden biridir. Musa b. Nafi diyor ki:

 

 Terviye gününden üç gün önce temettü umresi ihramıyla Mekke'ye girdim. Mekke ahalisinden bazı insanlar bana, "Senin haccın Mekkî sayılır." dediler. Bunun üzerine hükmü sormak için Ata b. Ebî Ribah'ın yanına gittim. Ata dedi ki: Cabir b. Abdullah-i Esnarî bana, Resulullah (s.a.a) ile birlikte hac yaparken, onun beraberinde kurbanlık getirdiği ve sadece hac için telbiye söylediği hâlde Mekke'ye girdiğini, sonra onlara şöyle buyurduğunu söyledi: "Kâbe'yi tavaf edip Safa'yla Merve arasında sa'y yaptıktan sonra taksir yaparak ihramdan çıkın ki ihramın haramları size helâl olsun. Zilhicce'nin sekizinci günü hac için telbiye söyleyin ve daha önce yaptığınız ameli temettü umresi sayın." Halkın, "Biz hac için telbiye söylemiştik; şimdi onu nasıl temettü umresi sayalım?" demeleri üzerine Hazret şöyle buyurdu: "Emrettiğim şekilde yapın; eğer beraberimde kurbanlık getirmemiş olsaydım, ben de size söylediğim gibi yapardım. Fakat kurban kesinceye kadar ihram nedeniyle haram olan şeyler bana helâl olmaz." Böylece halk itaat edip Resulullah'ın (s.a.a) söylediği gibi yaptılar.

 

 Abdullah b. Zübeyr'in hilafeti döneminde de Hz. Resulullah'ın (s.a.a) sünnetinin ihya edenlerin başarısının ema-releri görüldü ve halk temettü umresine ilgi göstermeye başladı. Bunu Sahih-i Müslim'de geçen rivayetlerden açık bir şekilde anlamak mümkündür. Örneğin:

 

 Benî Hecim kabilesinden bir kişi İbn Abbas'a, "Kâbe'yi tavaf e-den kimsenin ihramdan çıkacağı yönünde verilen ve halkın da hoşuna giden -veya halkı yanıltan- bu fetva da neyin nesidir?" diye sor-ması üzerine İbn Abbas ona şöyle cevap verdi:

 

 Sizin hoşunuza gitmese de bu, Peygamberinizin sünnetidir.

 

 Bundan sonraki rivayette ise şöyle geçer:

 

 Kâbe'yi tavaf eden bir kimsenin temettü umresi ihramın-dan çıkacağı her tarafa yayılmıştı. İbn Kayyım, İbn Abbas'tan nakledilen yukarıdaki rivayet hakkında şöyle demiştir: "İbn Abbas doğru söylemiştir. Beraberinde kurban getirmeyip Kâbe'yi tavaf eden herkes, haccı ister ifrad olsun, ister kıran ve ister temettü, tavaftan sonra farz olarak veya hükmen ihramdan çıkmış olur. Bu, hiçbir tartışma götürmeyen bir sünnet olup tıpkı Hz. Resulullah'ın (s.a.a), "Gün burada bitince veya gece buradan başlayınca oruçlu kimse iftar etmiş olur." şeklindeki buyruğu gibidir. Bunun anlamı şudur: if-tar etmiş sayılır veya o vakit gelince oruçlu kimsenin iftar vakti girmiş olur ve o vakit onun için iftar vakti sayılır. Aynı şekilde beraberinde kurbanlık getirmeden Kâbe'yi tavaf eden kimse de, ya hükmen ihramdan çıkmış sayılır, ya da o vakit onun için ancak helâllerden yararlanma vaktidir, ihram vakti değildir. Bu, sünnette açık bir şekilde bildirilmiştir.

 

 Ebu Şa'sa'dan naklen İbn Abbas'tan şöyle rivayet edilmiştir:

 

 İbn Abbas, "Hac için telbiye söyleyen herkes, istese de istemese de tavaftan sonra ameli umre sayılır." dedi. Ben ona, "Halk senden böyle bir şeyi kabul etmez." dedim. İbn Abbas, "İstemeseler bile bu, Peygamberlerinin sünnetidir." dedi.

 

 İbn Abbas, kendi döneminde Resulullah'ın (s.a.a) bu sünnetinin ihyası uğrunda bu şekilde çaba harcadı, Ehlibeyt Ekolü izleyicilerinden Cabir b. Abdullah-i Ensarî gibi kimseler de bu yolda ona yar-dımcı oldular. Nihayet bu görüş, bu kişilerden Hilâfet Ekolü'ne de geçti.

 

 İbn Hazm'ın Mansur b. Mu'tamer'den naklettiği rivayet, bu ko-nuyu teyit etmektedir. Mansur diyor ki:

 

 Hasan Basrî'nin hac yaptığı yılda ben de onunla birlikte hacca gittim. Mekke'ye ulaştığımızda adamın biri Hasan'ın yanına gelerek, "Ey Ebu Said! Ben Horasanlıyım; çok uzak bir yoldan geldim ve hac için telbiye söyledim." Hasan, "Yaptığını umre say ve ihramdan çık." dedi. İnsanlar Hasan'ın bu sözünü yadırgadılar. Hasan'ın fetvası Mekke'de yayılıp herkesin kulağına ulaştı. Sonra Ata b. Ebî Ribah (Mekke'ye) geldi. Hasan'ın fetvası kendisine sorulunca, Ata, "Hasan Basrî doğru söylemiştir; fakat biz bu gerçeği açıklarsak, halkı bölmüş oluruz." dedi.

 

 Nihayet Abbasîler döneminde bu korku ortadan kalktı ve onların döneminde temettü umresini benimseyen görüş yayıldı. Abbasî halifelerinin temettü umresini teyit edip desteklemesinde dedeleri İbn Abbas'ın tutumunun önemli bir rolü olduğu söylenebilir. Yine aynı dönemde Hanbelîlerin imamı Ahmed b. Hanbel, temettü umresine fetva verdi ve doğal olarak bu fetva, onun mezhebine tâbi olanların arasında devam edegeldi.

 

 İbn Kayyım'ın şu sözleri de bu konuyu teyit etmektedir:

 

 Temettü umresini ister ismini söylediklerimiz ve ister diğerleri Resulullah'tan (s.a.a) rivayet etmiş, tâbiînin ileri gelenlerinden bir grup da bunu onlardan alarak rivayet etmişlerdir. Bu rivayetler öyle bir hadde ulaşmış ki sihhatinde hiçbir şek ve şüphe kalmamış yakine neden olmuştur. Artık hiç kimse onu inkâr edemez veya "Böyle bir şey gerçekleşmemiştir." diyemez. Bu, Resulullah'ın (s.a.a) Ehlibeyti'nin, ümmetin bilgesi ve bilim okyanusu İbn Abbas'ın ve arkadaşlarının, Ebu Musa Eş'arî'nin, sünnet ve hadis ehlinin imamı Ahmed b. Hanbel'in, onun izleyicilerinin ve hadis ehlinin görüşüdür.

 

 Böylece temettü umresi konusunda o günden günümüze ka-dar Resulullah'ın (s.a.a) sünnetini izleyen Müslümanlardan baskı kalkmış oldu.

 

 

Total Visit: 1
Total Rank:
Total Rankers:
Total Comments:

Oy vermek için yetkiniz yok. Lütfen giriş yapınız.