Çarsamba 8 Eylül 2010 - 14:42

الأربعاء ٣٠ رمضان ١٤٣١

چهارشنبه ۱۷ شهريور ۱۳۸۹ - ۱۶:۱۲

Kullanıcı adı:

Şifre :

Şifremi Hatırla
Şifremi unuttum   aktivasyon
Üye ol
    
       
     

AYDINLATMA

Güzellik ve Cemalin Farkı Hakkında

Bazı ilahi sıfatların bazılarına  kâmil ihatası vardır. Yedi İmam sıfatında olduğu gibi. Ama onlardan bazıları böyle değildir. Gerçi hem ihata  edendir ve de ihata edilen. Bu noktaya dikkat edilerek, güzel ve cemal  sıfatının farkı elde edilebilir. Güzel sıfatı, zuhur ve ortaya çıkıştan alınan  parıldama sıfatıdır. Ama cemal böyle değildir. Subuti sıfatların tamamı  cemaldir. Ama sadece bazıları güzeldir.
        Güzel sıfatı, bir itibara göre zatın  isimlerindendir ve bir itibara göre ise sıfatların isimlerindendir. Ve üçüncü  bir itibara göre ise fiillerin isimlerindendir. Gerçi zatın ismi olmaktan çok  sıfatın ve fiilin sıfatı olmaya daha çok benziyor ve daha çok münasiptir. ‛‛Allah’ım senden en çok razı olduğun  sözünün hakkı için istiyorum” cümlesinin şerhinde burası için de faydalı  olan bir açıklamada bulunacağız inşallah.

Harflerin İrfani Manası

Seyir ve marifet ehlinin şeyhlerinin  büyüklerinden birisi olan merhum Mirza Cevad Meliki (r.a) Esrar’us Salât  kitabında ‛‛Bismillahirrahmanirrahim” cümlesinin tefsirinde, harflerin  sırlarına göre yapmış olduğu tefsirde bazı rivayetleri Kafi, Tevhid ve  Ayyaşi’nin Meani kitabından naklediyor. O rivayetlerden birisi şudur: İmam  Sadık (a.s) şöyle buyuruyor: ‘Ba harfi, yani Allah’ın behası (güzelliği),  sin harfi, yani Allah’ın senası ve mim harfi, yani Allah’ın mecdi (yüceliği)  demektir.’ Merhum Kumi, İmam Bakır (a.s), İmam Sadık (a.s) ve İmam Rıza’dan  (a.s) bu rivayetin aynısını nakletmiştir. Ancak bu rivayetlerde «Allah’ın mecdi»  ibaretinin yerine «Allah’ın mülkü» geçmektedir. Merhum Mirza Cevad Meliki (r.a)  daha sonra şöyle buyuruyor:
        Şöyle diyorum: Bu rivayetlerden ve  başka bölümlerde nakledilen çeşitli rivayetlerden anlaşılan şudur ki: Harfler  âlemi, diğer tüm âlemlerin karşısında yer almaktadır. O âlemin tertibi ve  düzeni, harflerin tertibi ve düzeni ile uyum içindedir. Elif harfi, sanki  vacibul vucud olan Allah’a delalet etmektedir. Ba harfi, ilk yaratılmışa  delalet etmektedir. O da ilk akıl ve ilk nurdur. O da Peygamber Efendimizin  (s.a.a) nurunun kendisidir. Onu için ona Allah’ın behası (güzelliği) tabiri  kullanıldı. Çünkü beha, güzel ve cemal manasınadır. İlk yaratılmış, Hakk’ın  cemalinin zuhur etmesidir. Hatta eğer beha kelimesinin manasına daha dikkatli  bakarsak, behanın manasının heybet ve vakarla birlikte olan nur olduğu ortaya  çıkar. Bu mana cemal ve celali kendisinde toplayan manayla eşit anlamdadır.  Merhum Mirza Cevad Meliki’nin (r.a) sözlerinden nakletmek istediklerimiz buraya  kadardı. Allah onun makamını yüce eylesin.

      Celal ve Cemal Sıfatlarının Aralarındaki Fark

Şöyle diyorum: Karşılıklı olan  sıfatlar yayılmış bir şekilde ve çokluktan uzak oldukları bir halde aynı  varlıkta bir araya toplandıkları için sıfatların tamamı, tamamıyla iç içe  girmişlerdir. Her cemal sıfatında celal vardır ve her celal sıratında cemal  vardır. Ancak şu fark vardır ki sıfatlardan bazılarında cemal sıfatı zuhuru  vardır. Ama batını celal sıfatıdır. Bazıları ise bunun tersidir. Yani celal  zuhuru vardır. Ama batını cemal sıfatıdır. (Celal ya da cemal sıfatı olmada  ölçü o sıfatın zuhur mertebesidir.) Öyleyse cemalin zahir olduğu sıfat, cemal  sıfatıdır ve celalin zahir olduğu sıfat ise celal sıfatıdır. Beha sıfatı, gerçi  heybet ve vakarla olan nur demektir ve celal ve cemal sıfatlarını kendisinde  toplamaktadır. Ama heybet onda batın mertebesinde ve nur onda zahir  mertebesinde yer aldığı için batını celal olan cemal sıfatlarından bir  sıfattır. Çünkü cemal, zuhur ya da zuhurun olmaması onda dikkate alınmadan  lütfün gereklerinden olan sıfattır. Onun için beha onun sınırları içinde yer  almıştır. Lütuf ise onu ihata edendir. Söylenenler dış varlıklardaki fiil ve  tecelli mertebesinde adım adım geçerlidir. Neticede beha, Hakk’ın cemalinin  zuhurudur ve celal onda gizlidir. Akıl, Hakk’ın cemalinin zuhurudur. Şeytan,  O’nun celalinin zuhurudur. Cennet ve cennetin makamları cemalin zuhurudur ve  batınları ise celalin zuhurudur. Cehennem ve onun derekeleri ise tam tersi.  Yani celalin zuhurudur ve onun batınları ise cemaldir. 

Aklın Meşiyet İle Bir Olması

     Soru: Acaba Ehli Beyt (a.s) kanalıyla  bize şu şekilde rivayet gelmemiş midir? Varlık ba harfinin vesilesiyle zuhur  etti; ba harfinin altındaki nokta vesilesi ile abid mabuddan ayrıldı ve  varlığın zuhur etmesi meşiyet iledir. Zira meşiyet onun vesilesiyle yaratılanın  hakkıdır. Başka bir rivayette ise şöyle yer almıştır: Allah tüm şeyleri meşiyeti  ile yarattı. Meşiyeti ise meşiyetin kendisiyle yarattı. Buna göre güzellik olan  ba harfini, akıl âlemi olarak bilmenin delili nedir?

        Cevap: Bu da bir delile göre  doğrudur. Zira akıl, bir açıklamaya göre meşiyet makamıdır. Çünkü akıl, meşiyetin  zuhurudur ve cümle âlemlerin makamıdır. Nasıl ki kendi yerinde ispatlanmıştır  ki bir şeyin şey olması onun suretinin tamamlanması ve kâmil olmasıyladır.

      Allah’ım! Senin en güzel olan  cemalinin hakkı için senden diliyorum. Senin her cemalin güzeldir. Allah’ım!  Senin tüm cemalinin hakkı için senden diliyorum! Allah’ım! Senin en yüce olan  celalinin hakkı için senden diliyorum. Senin her celalin yücedir. Allah’ım!  Senin tüm celalinin hakkı için senden diliyorum!     

Varlık Her Ne Kadar Besit Olursa İhatası Daha Fazla  Olur

      Bil ki varlık her ne kadar besit olursa ve her ne kadar vahdete yakın olursa, çokluğu daha çok kapsamakta ve tezat  olan şeylere ihatası daha fazla olmaktadır. Zaman âleminde birbirlerinden ayrı  olan şeyler dehr âleminde yan yana ve birliktedirler. Dış âlemde birbirlerine  zıt olan şeyler zihin âleminde birbirleriyle uyum içindedirler. İlk âlem olan  dünyada birbirleriyle ihtilaf içinde olan şeyler ahiret âleminde uyum  içindedirler. Bunların hepsi bu sebeptendir ki kap (kapasite) her ne kadar vahdet  ve besit âlemine yakın olursa o kadarda genişler.       

Ahiret Âleminde Çoklukların Birbirlerini  Engellemeleri Yoktur

      Marifet üstatlarının şeyhlerinden  birisinin (r.a) şöyle buyurduğunu işittim: Cennette içilen bir yudum suda bütün  lezzetler vardır; kulakla işitilen lezzetli seslerde çeşitli müzikler ve kalpleri  dinlendiren ahenkler vardır ve gözle idrak edilen lezzetlerin içinde güzel  yüzler ve diğer güzel şekiller ve renkler vardır. Diğer duyu organları da yine  aynı şekilde lezzet almaktadırlar. Hatta cinsel ilişkiden alınan lezzet ve  diğer isteklerden alına lezzetler de içilen bir yudum suyun lezzetinin içinde  vardır. Bu lezzetlerin her birisi birbirlerinden ayrı bir şekilde  hissedilmektedirler.

        Görüş ehli olanlardan birisinin (r.a)  şöyle buyurduklarını işittim: Meleke haline gelen huyların cisim halini alması  ve onların ahiret âleminde ortaya çıkmalarının gereği, insanlarda bazılarının  çeşitli suretlerde haşir olmalarıdır.   Mahşerde bazıları domuz suretinde, bazıları fare suretinde ve bazıları  da köpek ve bunun gibi suretlerdedirler.
        Açıktır ki bunların hepsi, kabın  (kapasitenin) genişlemesi, vahdet ve soyut âlemine yakınlaşma ve tabiat ve  heyula âlemlerinin engellemelerinden uzak oluşundan dolayıdır.

      İlahi Makam Karşılıklı Sıfatları Kendisinde Toplar

      Buna göre soyut akletmelerin  tamamında olan, vahdetin kendisi ve sırf nur olan varlığın hakikati, hakiki  besit, vahdetin kendisi ve saf nur olduğundan öyle ki yokluk karanlığının  karışımı ve eksiklik kiri onda olmadığından bütün şeylerdir ve onlardan hiç  birisi de değildir. Bir varlıkla var olan karşılıklı sıfatlar, dış âlem  varlıklarının ve ilmi varlıklarının çokluklarından temizdir. Onlar Kibriya  hazretlerinin yanında vardırlar. Dış âlem ve zihni varlıkların kimliklerinden  uzaktırlar. Öyleyse yüce Allah, zahir olduğu halde batındır da. Rahmetinde  gazap gizlidir ve gazabında rahmet gizlidir. Öyleyse O hem lütfedendir ve hem  kahreden, hem zarar verendir ve hem fayda verendir. Müminlerin Emiri İmam  Ali’den (a.s) şöyle buyurduğu naklolmuştur: ‛‛Gazabı şiddetli olduğu halde  rahmeti dostlarını kuşatan ve rahmeti geniş olduğu halde gazabı düşmanlarına  şiddetli olan Allah münezzehtir.”

        Öyleyse yüce Allah ilahi makam gereği  karşılıklı sıfatları, rahmet ve gazap, zahir ve batın, ilk ve son ve de gazap  ve rıza gibi sıfatları kendisinde toplamıştır. O’nun halifesi olan insan, O’na  yakın olduğu ve de besit ve vahdet âlemine yakın olduğu için iki lütuf ve kahır  eliyle yaratılmıştır. İşte bu yüzden halife olan insan, halifesi olduğu Hazreti  Hak gibi karşılıklı sıfatları kendinde toplamıştır. İşte bu yüce Allah şu  sözüyle İblis’e itiraz etti: ‛‛İki elimle  yarattığıma secde etmekten seni alıkoyan nedir?” Yani bir elle  yaratılmış olan sen, iki elle yaratılmış olan Âdem’e secde etmelisin.
        Öyleyse lütfe bağlı olan her sıfat,  cemal sıfatıdır ve kahra bağlı olan her sıfat da celal sıfatıdır. Bu nedenden  âlemin zuhuru, nurlu olması ve güzelliği cemalin cilvesidir. Kahır gücünün  altında olması, nurunun ışıklarının altında yer almasından ve Hakk’ın yüce  saltanatının altında yer alması celalin cilvesidir. Celal, cemal vesilesiyle  zahir oldu ve cemal, celal vesilesiyle gizlendi.
        Senin cemalin tüm hakikatlere  yayılmıştır,
        Celalin dışında hiçbir şey onun  hicabı değildir.
        Her kaynaşma, halvet ve sohbet cemalin  cilvesindendir ve her dehşet, heybet ve vahşet ise celalin cilvesindendir.  Öyleyse Allah’a doğru yolculuk eden salikin kalbine lütuf ve kaynaşmayla  tecelli olunursa cemali hatırlar ve şöyle söyler: ‛‛Senin en güzel olan  cemalinin hakkı için senden diliyorum…” Ama eğer tecelli kahır, azamet,  yücelik ve saltanatla olursa celali hatırlar ve şöyle arz eder: ‛‛Senin en  yüce olan celalinin hakkı için senden diliyorum…”
        Öyleyse Allah’a doğru yolculuk eden  salik veliler, O’na doğru hicret etmişler ve O’nun yücelik hareminin etrafında  tavaf halinde olanlar için haller, vakitler, ilhamlar, müşahedeler, kalpten  geçen ilahi lütuflar ve özel manevi bağlantılar vardır. Ve yine onlar için  mahbuplarından ve sevgililerinden tecelliler, zuhurlar, lütuflar, kerametler,  işaretler, cezbeler ve ilahi aşk tatmaları vardır. Her vakitte ve halde,  hallerine uygun olarak mahbupları onlar için tecelli eder. Bazen tecelli,  düzenin ve tertibin tersine olur. Örneğin önce lütuf, sonra kahır ve üçüncü  defada ise lütuf tecelli eder. İşte bu yüzden duanın cümleleri tertibin ve  düzenin tersine gerçekleşmiştir. Zira velilerin söylem dilleri hal dillerine  uyar ve duaları onların kalbi haletlerinin tercümanıdır. Zahir batının unvanıdır  ve dünya ahirete bağlıdır.

            
     
Total Visit: 199
Total Rank: 0
Total Rankers: 0
Total Comments: 0

Oy vermek için yetkiniz yok. Lütfen giriş yapınız.