Bazı ilahi sıfatların bazılarına kâmil ihatası vardır. Yedi İmam sıfatında olduğu gibi. Ama onlardan bazıları böyle değildir. Gerçi hem ihata edendir ve de ihata edilen. Bu noktaya dikkat edilerek, güzel ve cemal sıfatının farkı elde edilebilir. Güzel sıfatı, zuhur ve ortaya çıkıştan alınan parıldama sıfatıdır. Ama cemal böyle değildir. Subuti sıfatların tamamı cemaldir. Ama sadece bazıları güzeldir.
Güzel sıfatı, bir itibara göre zatın isimlerindendir ve bir itibara göre ise sıfatların isimlerindendir. Ve üçüncü bir itibara göre ise fiillerin isimlerindendir. Gerçi zatın ismi olmaktan çok sıfatın ve fiilin sıfatı olmaya daha çok benziyor ve daha çok münasiptir. ‛‛Allah’ım senden en çok razı olduğun sözünün hakkı için istiyorum” cümlesinin şerhinde burası için de faydalı olan bir açıklamada bulunacağız inşallah.
Seyir ve marifet ehlinin şeyhlerinin büyüklerinden birisi olan merhum Mirza Cevad Meliki (r.a) Esrar’us Salât kitabında ‛‛Bismillahirrahmanirrahim” cümlesinin tefsirinde, harflerin sırlarına göre yapmış olduğu tefsirde bazı rivayetleri Kafi, Tevhid ve Ayyaşi’nin Meani kitabından naklediyor. O rivayetlerden birisi şudur: İmam Sadık (a.s) şöyle buyuruyor: ‘Ba harfi, yani Allah’ın behası (güzelliği), sin harfi, yani Allah’ın senası ve mim harfi, yani Allah’ın mecdi (yüceliği) demektir.’ Merhum Kumi, İmam Bakır (a.s), İmam Sadık (a.s) ve İmam Rıza’dan (a.s) bu rivayetin aynısını nakletmiştir. Ancak bu rivayetlerde «Allah’ın mecdi» ibaretinin yerine «Allah’ın mülkü» geçmektedir. Merhum Mirza Cevad Meliki (r.a) daha sonra şöyle buyuruyor:
Şöyle diyorum: Bu rivayetlerden ve başka bölümlerde nakledilen çeşitli rivayetlerden anlaşılan şudur ki: Harfler âlemi, diğer tüm âlemlerin karşısında yer almaktadır. O âlemin tertibi ve düzeni, harflerin tertibi ve düzeni ile uyum içindedir. Elif harfi, sanki vacibul vucud olan Allah’a delalet etmektedir. Ba harfi, ilk yaratılmışa delalet etmektedir. O da ilk akıl ve ilk nurdur. O da Peygamber Efendimizin (s.a.a) nurunun kendisidir. Onu için ona Allah’ın behası (güzelliği) tabiri kullanıldı. Çünkü beha, güzel ve cemal manasınadır. İlk yaratılmış, Hakk’ın cemalinin zuhur etmesidir. Hatta eğer beha kelimesinin manasına daha dikkatli bakarsak, behanın manasının heybet ve vakarla birlikte olan nur olduğu ortaya çıkar. Bu mana cemal ve celali kendisinde toplayan manayla eşit anlamdadır. Merhum Mirza Cevad Meliki’nin (r.a) sözlerinden nakletmek istediklerimiz buraya kadardı. Allah onun makamını yüce eylesin.
Celal ve Cemal Sıfatlarının Aralarındaki Fark
Şöyle diyorum: Karşılıklı olan sıfatlar yayılmış bir şekilde ve çokluktan uzak oldukları bir halde aynı varlıkta bir araya toplandıkları için sıfatların tamamı, tamamıyla iç içe girmişlerdir. Her cemal sıfatında celal vardır ve her celal sıratında cemal vardır. Ancak şu fark vardır ki sıfatlardan bazılarında cemal sıfatı zuhuru vardır. Ama batını celal sıfatıdır. Bazıları ise bunun tersidir. Yani celal zuhuru vardır. Ama batını cemal sıfatıdır. (Celal ya da cemal sıfatı olmada ölçü o sıfatın zuhur mertebesidir.) Öyleyse cemalin zahir olduğu sıfat, cemal sıfatıdır ve celalin zahir olduğu sıfat ise celal sıfatıdır. Beha sıfatı, gerçi heybet ve vakarla olan nur demektir ve celal ve cemal sıfatlarını kendisinde toplamaktadır. Ama heybet onda batın mertebesinde ve nur onda zahir mertebesinde yer aldığı için batını celal olan cemal sıfatlarından bir sıfattır. Çünkü cemal, zuhur ya da zuhurun olmaması onda dikkate alınmadan lütfün gereklerinden olan sıfattır. Onun için beha onun sınırları içinde yer almıştır. Lütuf ise onu ihata edendir. Söylenenler dış varlıklardaki fiil ve tecelli mertebesinde adım adım geçerlidir. Neticede beha, Hakk’ın cemalinin zuhurudur ve celal onda gizlidir. Akıl, Hakk’ın cemalinin zuhurudur. Şeytan, O’nun celalinin zuhurudur. Cennet ve cennetin makamları cemalin zuhurudur ve batınları ise celalin zuhurudur. Cehennem ve onun derekeleri ise tam tersi. Yani celalin zuhurudur ve onun batınları ise cemaldir.
Soru: Acaba Ehli Beyt (a.s) kanalıyla bize şu şekilde rivayet gelmemiş midir? Varlık ba harfinin vesilesiyle zuhur etti; ba harfinin altındaki nokta vesilesi ile abid mabuddan ayrıldı ve varlığın zuhur etmesi meşiyet iledir. Zira meşiyet onun vesilesiyle yaratılanın hakkıdır. Başka bir rivayette ise şöyle yer almıştır: Allah tüm şeyleri meşiyeti ile yarattı. Meşiyeti ise meşiyetin kendisiyle yarattı. Buna göre güzellik olan ba harfini, akıl âlemi olarak bilmenin delili nedir?
Cevap: Bu da bir delile göre doğrudur. Zira akıl, bir açıklamaya göre meşiyet makamıdır. Çünkü akıl, meşiyetin zuhurudur ve cümle âlemlerin makamıdır. Nasıl ki kendi yerinde ispatlanmıştır ki bir şeyin şey olması onun suretinin tamamlanması ve kâmil olmasıyladır.
Allah’ım! Senin en güzel olan cemalinin hakkı için senden diliyorum. Senin her cemalin güzeldir. Allah’ım! Senin tüm cemalinin hakkı için senden diliyorum! Allah’ım! Senin en yüce olan celalinin hakkı için senden diliyorum. Senin her celalin yücedir. Allah’ım! Senin tüm celalinin hakkı için senden diliyorum! Bil ki varlık her ne kadar besit olursa ve her ne kadar vahdete yakın olursa, çokluğu daha çok kapsamakta ve tezat olan şeylere ihatası daha fazla olmaktadır. Zaman âleminde birbirlerinden ayrı olan şeyler dehr âleminde yan yana ve birliktedirler. Dış âlemde birbirlerine zıt olan şeyler zihin âleminde birbirleriyle uyum içindedirler. İlk âlem olan dünyada birbirleriyle ihtilaf içinde olan şeyler ahiret âleminde uyum içindedirler. Bunların hepsi bu sebeptendir ki kap (kapasite) her ne kadar vahdet ve besit âlemine yakın olursa o kadarda genişler. Marifet üstatlarının şeyhlerinden birisinin (r.a) şöyle buyurduğunu işittim: Cennette içilen bir yudum suda bütün lezzetler vardır; kulakla işitilen lezzetli seslerde çeşitli müzikler ve kalpleri dinlendiren ahenkler vardır ve gözle idrak edilen lezzetlerin içinde güzel yüzler ve diğer güzel şekiller ve renkler vardır. Diğer duyu organları da yine aynı şekilde lezzet almaktadırlar. Hatta cinsel ilişkiden alınan lezzet ve diğer isteklerden alına lezzetler de içilen bir yudum suyun lezzetinin içinde vardır. Bu lezzetlerin her birisi birbirlerinden ayrı bir şekilde hissedilmektedirler.
Görüş ehli olanlardan birisinin (r.a) şöyle buyurduklarını işittim: Meleke haline gelen huyların cisim halini alması ve onların ahiret âleminde ortaya çıkmalarının gereği, insanlarda bazılarının çeşitli suretlerde haşir olmalarıdır. Mahşerde bazıları domuz suretinde, bazıları fare suretinde ve bazıları da köpek ve bunun gibi suretlerdedirler.
Açıktır ki bunların hepsi, kabın (kapasitenin) genişlemesi, vahdet ve soyut âlemine yakınlaşma ve tabiat ve heyula âlemlerinin engellemelerinden uzak oluşundan dolayıdır.
İlahi Makam Karşılıklı Sıfatları Kendisinde Toplar
Buna göre soyut akletmelerin tamamında olan, vahdetin kendisi ve sırf nur olan varlığın hakikati, hakiki besit, vahdetin kendisi ve saf nur olduğundan öyle ki yokluk karanlığının karışımı ve eksiklik kiri onda olmadığından bütün şeylerdir ve onlardan hiç birisi de değildir. Bir varlıkla var olan karşılıklı sıfatlar, dış âlem varlıklarının ve ilmi varlıklarının çokluklarından temizdir. Onlar Kibriya hazretlerinin yanında vardırlar. Dış âlem ve zihni varlıkların kimliklerinden uzaktırlar. Öyleyse yüce Allah, zahir olduğu halde batındır da. Rahmetinde gazap gizlidir ve gazabında rahmet gizlidir. Öyleyse O hem lütfedendir ve hem kahreden, hem zarar verendir ve hem fayda verendir. Müminlerin Emiri İmam Ali’den (a.s) şöyle buyurduğu naklolmuştur:
‛‛Gazabı şiddetli olduğu halde rahmeti dostlarını kuşatan ve rahmeti geniş olduğu halde gazabı düşmanlarına şiddetli olan Allah münezzehtir.” Öyleyse yüce Allah ilahi makam gereği karşılıklı sıfatları, rahmet ve gazap, zahir ve batın, ilk ve son ve de gazap ve rıza gibi sıfatları kendisinde toplamıştır. O’nun halifesi olan insan, O’na yakın olduğu ve de besit ve vahdet âlemine yakın olduğu için iki lütuf ve kahır eliyle yaratılmıştır. İşte bu yüzden halife olan insan, halifesi olduğu Hazreti Hak gibi karşılıklı sıfatları kendinde toplamıştır. İşte bu yüce Allah şu sözüyle İblis’e itiraz etti: ‛‛İki elimle yarattığıma secde etmekten seni alıkoyan nedir?” Yani bir elle yaratılmış olan sen, iki elle yaratılmış olan Âdem’e secde etmelisin.
Öyleyse lütfe bağlı olan her sıfat, cemal sıfatıdır ve kahra bağlı olan her sıfat da celal sıfatıdır. Bu nedenden âlemin zuhuru, nurlu olması ve güzelliği cemalin cilvesidir. Kahır gücünün altında olması, nurunun ışıklarının altında yer almasından ve Hakk’ın yüce saltanatının altında yer alması celalin cilvesidir. Celal, cemal vesilesiyle zahir oldu ve cemal, celal vesilesiyle gizlendi.
Senin cemalin tüm hakikatlere yayılmıştır,
Celalin dışında hiçbir şey onun hicabı değildir.
Her kaynaşma, halvet ve sohbet cemalin cilvesindendir ve her dehşet, heybet ve vahşet ise celalin cilvesindendir. Öyleyse Allah’a doğru yolculuk eden salikin kalbine lütuf ve kaynaşmayla tecelli olunursa cemali hatırlar ve şöyle söyler: ‛‛Senin en güzel olan cemalinin hakkı için senden diliyorum…” Ama eğer tecelli kahır, azamet, yücelik ve saltanatla olursa celali hatırlar ve şöyle arz eder: ‛‛Senin en yüce olan celalinin hakkı için senden diliyorum…”
Öyleyse Allah’a doğru yolculuk eden salik veliler, O’na doğru hicret etmişler ve O’nun yücelik hareminin etrafında tavaf halinde olanlar için haller, vakitler, ilhamlar, müşahedeler, kalpten geçen ilahi lütuflar ve özel manevi bağlantılar vardır. Ve yine onlar için mahbuplarından ve sevgililerinden tecelliler, zuhurlar, lütuflar, kerametler, işaretler, cezbeler ve ilahi aşk tatmaları vardır. Her vakitte ve halde, hallerine uygun olarak mahbupları onlar için tecelli eder. Bazen tecelli, düzenin ve tertibin tersine olur. Örneğin önce lütuf, sonra kahır ve üçüncü defada ise lütuf tecelli eder. İşte bu yüzden duanın cümleleri tertibin ve düzenin tersine gerçekleşmiştir. Zira velilerin söylem dilleri hal dillerine uyar ve duaları onların kalbi haletlerinin tercümanıdır. Zahir batının unvanıdır ve dünya ahirete bağlıdır.