Perşembe 29 Temmuz 2010 - 16:30

الخميس ١٨ شعبان ١٤٣١

پنجشنبه ۷ مرداد ۱۳۸۹ - ۱۸:۰۰

Kullanıcı adı:

Şifre :

Şifremi Hatırla
Şifremi unuttum   aktivasyon
Üye ol
    
       


ASRIMIZ AYNASINDA NEHC’UL BELAĞA

           
       
ASRIMIZ AYNASINDA NEHC’UL BELAĞA
     
     

    On dört asırdan günümüze kadar dünya binlerce renk almış, kültürler  değişmiş, gelişmiş, zevkler bambaşka olmuştur. Birileri eski kültür ve  zevkin, Hz. Ali'nin (a.s) sözlerini beğenip karşısında saygıyla  eğildiğini, yeni düşünce ve zevklerin ise daha farklı bir yargıda  bulanabileceğini sanabilir. Fakat bilinmesi gerekir ki, Hz. Ali'nin  (a.s) sözleri ister yapı ve biçim bakımından, ister anlam bakımından  herhangi bir zaman ve mekânla sınırlı değil, bütün insanlara hitap eder  ve evrenseldir. Şimdi çağımızdaki görüş sahiplerinin görüşlerini  birazcık yansıtalım.

     

   Mısır'ın eski müftüsü Merhum Şeyh  Muhammed Abduh, vatanından uzak kalması ve tesadüf sonucu  Nehc'ül-Belâğa'yla tanışan, bu eserle tanıştıktan sonra hayretlere  kapılan ve sonuçta genç Arap nesli arasında bu mukaddes sahifeyi şerh  ve tebliğe koyulan kimselerdendir.

     

   O, Nehc'ül-Belâğa'ya yazmış olduğu şerhinin mukaddimesinde şöyle der:

     

  "Arapça  konuşan uluslararasında Hz. Ali'nin (a.s) sözlerinin Kur'ân-ı Kerim ve  Resulullah'ın (s.a.a) sözlerinden sonra en üstün, en belâgatlı, en  manalı ve en kapsamlı söz olduğuna inanmayan yoktur."

     

   Kahire Üniversitesinde Ulum Fakültesi müdürü Ali el-Cündi, "Ali b. Ebitalib, Şi'ruhu ve Hikemuhu" adlı kitabının mukaddimesinde Hz. Ali'nin nesri hakkında şöyle der:

     

"Bu  sözlerde insanın duygularına derinden derine işleyen özel bir müzik  ritmi var. Seci açısından o kadar manzum ve uyaklıdır ki, bu  özelliğinden dolayı ona 'mensur şiir' diyebiliriz."

     

  Ali el-Cündi, Kudame b. Cafer'in şöyle dediğini nakleder:

     

"Bazıları  kısa sözlerde güçlüdürler, bazıları ise uzun hutbelerde. Ali ise, bütün  diğer faziletlerde olduğu gibi bu ikisinde de herkesten öne geçmiştir."

     

  Mısırlı tanınmış çağdaş edebiyatçı ve yazarlardan Tâ-hâ Hüseyn, "Ali ve Benûhu" adlı kitabında, Cemel Savaşında şüpheye kapılan ve kendi kendine, "Talha ve Zübeyr gibi kişilerin hata etmesi nasıl mümkündür?!" diyen bir adamın hikayesini nakleder. Adam sonunda içinden geçenleri Hz. Ali'ye (a.s) açıp o hazrete; "Böyle yüce ve misli olmayan kimseler nasıl hata etmiş olabilirler?" diye sorduğunda Ali (a.s) onun cevabında şöyle buyurur:

     

"Sen  yanılıyorsun. Hak ve batıl insanlarla tanınmaz. Sen önce hakkı tanı,  sonra hak üzere olanları tanırsın; önce batılı tanı, sonra batıl üzere  olanları tanırsın."

     

  Yani bu konuda hata ediyorsun, işi  tersine çevirdin. Sen insanların yücelik ve alçaklığını hak ve batıl  ölçeği ile ölçeceğine, daha önce önyargılarınla bellediğin azamet ve  alçaklıkları hak ve batıla ölçü ettin. Sen hakkı insan kıstasıyla  tanımak istiyorsun! Oysa aksini yapman gerekir. Önce hakkı tanı, sonra  kimin hak üzere olduğunu anlayacaksın; önce batılı tanı, sonra kimin  batıl olduğunu göreceksin. İşte bu aşamadan sonra kimin hak yanlısı ve  kimin batıl yanlısı olduğuna önem vermez, o kişilerin hata ettiği  konusunda şüpheye ve hayrete düşmezsin.

     

  Taha Hüseyin bu cümleleri naklettikten sonra şöyle diyor: "Ben, Allah'ın vahyi ve kelâmından sonra bu kadar güçlü, bu kadar akıcı ve beliğ bir cevap görmedim ve tanımadım."

     

  "Emir'ul-Beyan" (Beyan padişahı) lakabıyla bilinen Şekib Erselan, günümüzün güçlü Arap  yazarlarından biridir. Mısır'da onun için düzenlenen bir takdir  toplantısında oradakilerden birisi tribüne çıkarak konuşmasının bir  yerinde şöyle der: "İslâm tarihinde gerçekten de 'Söz Padişahı'  diye lakaplanmaya layık olan iki kişi vardır: Biri Ali b. Ebu Talip,  diğeri ise Şekib."

     

  Bu sözü duyan Şekib Erselan, üzgün  ve kızgın bir hâlde yerinden kalkarak tribünün arkasına geçer ve böyle  bir mukayesede bulunan arkadaşına yakınarak şöyle der:

     

"Ben nerede, Ali b. Ebu Talip nerede! Ben Ali'nin ayakkabısının bağı bile sayılmam."[1]

     

  Günümüz Hıristiyan yazarlarından Lübnanlı Mihail Nüeyma, Lübnanlı Hıristiyan Corc Cordak'ın "el-İmam Ali" kitabına yazmış olduğu mukaddimesinde şöyle der:

     

   "Ali sadece savaş meydanında kahraman değildi, aksine o, her alanda  kahramandı: Kalp sefasında, vicdan temizliğinde, beyanının sihirli  çekicilik ve cezzabiyetinde, gerçek insanlıkta, iman gücünde, vakarlı,  görkemli huzur ve asayişinde, mazlumlara yardımcı olmada, her yerde ve  her sahada hakikate teslim olmada. O, bütün bu alanlarda kahramandı."

     

   Sözümüzü burada tamamlayarak Hz. Ali'nin (a.s) sözlerini methedenlerin,  övenlerin görüşlerine daha fazla değinmek istemiyoruz. Çünkü Hz.  Ali'nin (a.s) sözünü metheden, gerçekte kendini methetmiştir.

"Mâdih-i hurşîd, meddâh-i hod-est

Ki do çeşmem roşen-o na muremmed-est."

(Güneşi metheden, methetmiştir özünü

Sağlam kılmış, güçlü bilmiştir gözünü.)

  Bu konudaki sözümüzü Hz. Ali'nin (a.s) kendi sözüyle bitiriyoruz:

   Bir gün İmam Ali'nin (a.s) ashabından biri bir hutbe okumak istedi; ama  dili tutulup bir şey söyleyemeyince o hazret şöyle buyurdu:

"Dil  insanın bir parçası olup zihninin emrindedir. Zihin kaynamaz da geri  çekilirse, dilin elinden bir şey gelmez. Fakat zihin açıldığında artık  dile (konuşma) fırsatı vermez."

 Daha sonra şöyle devam etti:   

"Biz  söz ordusunun komutanlarıyız. Söz ağacı bizim aramızda kök salmış,  yerleşmiş, dalları bizim başımız üzerinde sarkmıştır."[2]

 Cahiz,  "el-Beyan ve't Tebyin" adlı kitabında Abdullah b. Hasan'dan (Abdullah  Mahz'dan) Hz. Ali'nin (a.s) şöyle buyurduğunu nakleder:

"Biz  beş açıdan başkalarından üstünüz: Fesahat, yüz güzelliği, af ve  görmezlikten gelme, cesaret ve yiğitlik, kadınlar arasında sevilme."[3]

       
   

Total Visit: 215
Total Rank: 0
Total Rankers: 0
Total Comments: 0

Oy vermek için yetkiniz yok. Lütfen giriş yapınız.