Cumartesi 4 Åžubat 2012 - 21:17

السبت ١٢ ربيع الأول ١٤٣٣

شنبه ۱۵ بهمن ۱۳۹۰ - ۲۲:۴۷

Kullanıcı adı:

Åžifre :

Şifremi Hatırla
Åžifremi unuttum   aktivasyon
Üye ol
    
   


ARŞ NEDİR?

     
ya kadir
     

        İnsanların arşın, daha doÄŸrusu "sonra arÅŸa kuruldu" ayeti ile buna  benzer ayetlerin anlamı hakkında farklı görüşleri vardır. Selefîlerin  çoÄŸu, bu ve benzeri ayetlerin müteÅŸabih oldukları ve bu itibarla  bunlara ait bilginin Allah'a havale edilmesi gerektiÄŸi görüşündedirler.  Bunlar dinî gerçekleri incelemeyi, Kur'ân'ın ve sünnetin zahirinin arka  plânını irdelemeyi bidat sayarlar. Oysa bu konuda akıl onları hatalı  gördüğü gibi, Kur'ân ve sünnet de kendilerini onaylamıyor. Çünkü  Kur-ân'ın ayetleri, Allah'ın ayetleri hakkında akıl yürütmeyi ısrarla  teÅŸvik eder, Allah'ı ve ayetlerini yeterli derecede anlamaya çağırır.  Bunun için düşünmeyi, deÄŸerlendirmeyi, irdelemeyi ve aklî delillere  baÅŸvurmayı özendirir. Mütevatir hadisler de bu ayetlerle aynı paralelde  mesajlar verirler. Bir ÅŸeyin öncülünü, baÅŸlangıcını emredip sonucunu  yasaklamak anlamsız olur. Bunlar, Kur'ân'ın ve sünnetin gerçeklerini  incelemeyi yasaklayan kimselerdir. Hatta Kelâm ilminin konularını  incelemeyi bile yasaklarlar. Oysa kelâm ilminin iÅŸi, dinin gerçeklerini  zahirî anlamlarıyla kabul edip onları sıradan halkın anladığı ÅŸekliyle  korumaktan, sonra da onları dindarların kabul ettiÄŸi yaygın önermelerle  savunmaktan ibarettir. Sözünü ettiÄŸimiz selefîler bunu bidat sayarlar.  O hâlde onları bir yana bırakalım.

     

      AraÅŸtırıcılar ise, kelimenin anlamı hakkında ÅŸu farklı görüşleri ileri sürmüşlerdir:

     

1- AraÅŸtırmacıların  bir bölümü, bu kelimeyi zahirî anlamında kabul etmiÅŸlerdir. Onlara göre  arÅŸ, ayakları olan koltuk gibi bir yaratıktır ve yedinci kat göğe  yerleÅŸtirilmiÅŸtir. Yüce Allah -hâşâ- tıpkı dünya hükümdarlarından biri  gibi bu koltuÄŸa oturmuÅŸtur. Bu araÅŸtırmacıların çoÄŸuna göre arÅŸ ve  kürsî aynı ve tanımladığımız ÅŸeydir.

     

     Bunlar, Müslümanların  müşebbihe (benzetmeci) kesimidir. Kur'ân, sünnet ve akıl onların bu  görüşüne karşı çıkarlar; âlemlerin Rabbi olan Allah'ı, yaratıklarından  birine benzetmekten, zat, sıfat ve fiil açısından yaratıklarından biri  gibi olmaktan tenzih ederler.

     

2- AraÅŸtırmacıların bu kesimine göre arÅŸ dokuzuncu felektir. Bu felek,  cismanî âlemi kuÅŸatır, yönlerin ve yıldızsız atlasın sınırlarını  oluÅŸturur, gündelik hareketi ile zamanı meydana getirir. İç kısmında  ona deÄŸecek yakınlıkta kürsî bulunur ki, o da sabit yıldızların  bulunduÄŸu sekizinci felektir. Bunun da içinde yedi gezegen yıldızın  oluÅŸturduÄŸu yedi felek bulunur. Her felek bir sonrakini kuÅŸatır. Bu  yedi gezegen sırası ile Zuhal, Müşteri, Merih, GüneÅŸ, Zühre, Utarit ve  Ay'dır.

     

      Bu görüş, gök cisimlerinin hareketlerini  düzenlemeyi amaçlayan Batlamyus teorisine dayalı astronominin temelini  oluÅŸturur. Bu araÅŸtırmacılar, bu teoriyi Kur'ân'da sözü edilen yedi  göğe, arÅŸa, kürsîye uyarlamışlar. Teorinin Kur'ân'ın zahirine aykırı  olmayan hükümlerini ve tabiat ile ilgili bilgilerini kabul etmiÅŸler.  Buna karşılık teorinin Kur'ân'ın zahirine aykırı olan görüşlerini  reddetmiÅŸler. Meselâ bu teorinin ÅŸu görüşlerini reddetmiÅŸlerdir:  Sınırlayan (dokuzuncu) feleÄŸin ötesinde ne boÅŸluk ve ne doluluk yoktur.  Felekî hareketler sürekli ve sonsuzdur. Felekte delinme ve kapanma  imkânsızdır. Her feleÄŸin yüzeyi baÅŸka feleÄŸin yüzeyi ile temas  hâlindedir, aralarında uzaklık yoktur. Feleklerde yaÅŸayanlar yoktur.  Feleklerin yapıları basît (bileÅŸkesiz) ve homojendir, delikleri ve  kapıları yoktur.

     

     Oysa Kur'ân'ın ve hadislerin zahiri ÅŸu  sonuçları ortaya koyuyor: Arşın ötesinde hicaplar ve otaÄŸlar vardır.  Arşın ayakları ve taşıyıcıları vardır. Yüce Allah yazılı kâğıtları  dürer gibi göğü dürecektir. Gökte melekler barınmaktadır. Oradaki her  secde edilecek geniÅŸlikteki yerde mutlaka rükûa varmış veya secdeye  kapanmış bir melek bulunur. Melekler gökte barınırlar, oradan aÅŸağı  inerler ve yine oraya çıkarlar. Göğün kapıları vardır. Cennet gökte ve  Sidret'ül-Münteha'nın yanındadır. Kulların yaptıkları iÅŸlerinin  varacağı yer orasıdır. Bunlar ve daha bazı bilgiler eski astronomi ve  tabiat bilginlerinin görüşlerine ters düşer. Göklerin, arşın ve  kürsînin klasik astronomi bilginlerinin varsayımlarındaki dokuz felek  olduklarını söyleyen bu Müslüman araÅŸtırmacılar, Kur'ân'ın ve sünnetin  zahirine ters düşen bu bölümleri reddederler.

     

     Yalnız bu  tanımlama farklılıkları, bu araÅŸtırmacıların Kur'ân'da anlatılan  bilgilerin eski astronomi âlimlerinin söylediklerinden baÅŸka ÅŸeyler  olduÄŸunu anlamalarını saÄŸlayamamıştır. Nihayet astronomi ve tabiat  alanındaki gözleme ve deneye dayalı son incelemeler, eski varsayımların  kökten geçersiz olduklarını ortaya koyunca, bu araÅŸtırmacılar da o  uyarlamaları geçersiz sayıp onları bir yana bırakmak zorunda  kalmışlardır.

     

3- AraÅŸtırmacıların bir baÅŸka kesimine göre arşın dış dünyada somut bir karşılığı yoktur. "Sonra arÅŸa kuruldu" ve "Rahman olan Allah arÅŸa kuruldu." gibi ayetler, yüce Allah'ın yaratıklar âlemi üzerindeki egemenliÄŸinin  kinayeli bir ifadesidir. ÇoÄŸu kere bir ÅŸeye kurulmak, o ÅŸey üzerinde  egemen olmak anlamında kullanılır. Åžu beyitte olduÄŸu gibi:

     

"Bişr, Irak üzerine kuruldu / Kılıçsız ve kan dökmeksizin."

     

      Veya arÅŸa kurulmak, iÅŸleri düzenlemeye baÅŸlamak demektir. Nitekim dünya  hükümdarları ülkelerini yönetmeye baÅŸlamak istedikleri zaman tahtlarına  kurulurlar, üzerine otururlar. Gerçi baÅŸlamak, iÅŸe koyulmak gibi durum  deÄŸiÅŸikliÄŸi anlamına gelen kavramlar Allah'a isnat edilemezler. Çünkü  yüce Allah deÄŸiÅŸim ve baÅŸkalaşımdan münezzehtir. Fakat yüce Allah'ın  tasarrufu, o gün meydana gelen ÅŸeylerin zatları ile somut olarak  meydana gelmeleri göz önüne alınarak baÅŸlama ve iÅŸe koyulma olarak  adlandırılabilir. Rahmet ile kapsamak demek olan Allah'ın tasarrufu  eÅŸyaya taalluk ettiÄŸi zaman baÅŸlamak ve iÅŸe koyulmak olarak  adlandırılabilir. Zamanla kayıtlı olan ve yüce Allah'a izafe edilen  bütün fiiller gibi. "Allah falancayı yarattı, falancayı canlandırdı, falancayı öldürdü ve falancaya rızk verdi." ÅŸeklindeki sözlerimiz gibi.

     

      Bu görüşe yönelik itirazımız ÅŸudur: "Sonra arÅŸa kuruldu" ifadesinin  kelime dizisi itibariyle kinayeli bir ifade olduÄŸu gerçek olmakla  birlikte bu durum, ortada bu söz dizisinin dayandığı bir gerçeÄŸin  bulunmuÅŸ olması ile çeliÅŸmez. Çünkü insanlar arasında geçerli olan  egemenlik, istila, hükümdarlık, emirlik, saltanat, riyaset, velilik ve  efendilik gibi kavramlar itibarî kavramlardır, dışarıda sade-ce  eserleri vardır. Bu gerçeÄŸi daha önceki itibarî incelemeler sırasında  birçok kere vurgulamıştık. Dinî kavramlar, açıklama bakımından bizim  aramızda geçerli olan itibarî kavramların açıklamalarına benzerler.  Fakat yüce Allah, dinî kavramlarla ilgili açıklamaların arkasında  objektif gerçeklerin, dış dünyaya yansımış, hayalî ve itibarî olmayan  varoluÅŸların bulunduÄŸunu bildirmektedir.

     
       
Allah  hakkında egemenliÄŸin, saltanatın, kapsama almanın, veliliÄŸin ve bunlara  benzer diÄŸer kelimelerin anlamları, bu kelimelerin aramızdaki  anlamlarıdır. Ama dış dünyadaki somut karşılıkları baÅŸkadır. Bu  kavramların Allah ile ilgili olarak O'nun yüceliÄŸine yaraşır gerçek  somut karşılıkları vardır. Ama bizim hakkımızda kullanıldıklarında  karşılıkları iddiadan ibaret zihnî ve itibarî vasıflar olur, hayal  çerçevesini aÅŸmaz.
     
     

     Bu kavramları kullanmamızın  sebebi, onların iddia ettiÄŸimiz gerçek sonuçlarını meydana getirmektir.  Meselâ reise reis denmesinin sebebi, yönetilenler diye adlandırdığımız  zümrenin onun iradelerine ve kararlarına uymasıdır. Yoksa aslında baÅŸ  anlamına gelen reis, yönetilen topluluÄŸun gerçekten başı deÄŸildir.  ÇeÅŸitli kurullarda yer alan kiÅŸilere vücudun bir organı anlamında üye  diyoruz. Aslında bu kimseler gerçek anlamda el, ayak, mide, ciÄŸer  oldukları için bu unvanla anılmıyorlar. Bu unvanı almalarının sebebi,  insan organizmasındaki bir organın gördüğü fonksiyonu toplum içinde  üstlenmelerini saÄŸlamaktır.

     

     Yüce Allah'ın, "Dünya hayatı eÄŸlenceden ve oyundan baÅŸka bir ÅŸey deÄŸildir." (Ankebût, 64) ayetinde  oyun ve eÄŸlence olarak adlandırdığı ÅŸey iÅŸte budur. Güzellik, mal,  evlât, ilerleme, reislik ve iktidar gibi dünyalık amaçlar, sadece  vehimlerde var olan hayalî unvanlardır. Ahiretle ilgili bir gayeye  baÄŸlamadan bunlarla meÅŸgul olmak, vehimlerle ve hayallerle oyalanmaktan  baÅŸka bir ÅŸey deÄŸildir. Bunları elde etme uÄŸrunda yarışanlar, oyunlarda  akranlarını geçmek için yarışan çocuklar gibidirler. Bu yarışların  sonunda elde edilen sonuç, dış dünyada somut karşılığı (gerçekliÄŸi) ve  eseri olmayan hayalî bir sonuçtur.

     

     Bu fani hayatı yeren ve  içerdiÄŸi hayalî unsurlar yüzünden onu oyun olarak adlandıran yüce  Allah, bu oyuncuların ilki olmaktan münezzehtir.

     

     Kısacası,  "sonra arÅŸa kuruldu" ifadesi, yüce Allah'ın mülkünü kapsayan bir  yönetim sistemi olduÄŸunu bildirdiÄŸi gibi, sayıca çok ve birbirinden  farklı faaliyetlerin dizginlerinin toplandığı bir makam olan gerçek bir  aÅŸamanın varlığını da kanıtlar. Sadece arşın zikredilip Allah'a izafe  edildiÄŸi baÅŸka ayetler de buna delâlet eder. Åžu ayetlerde olduÄŸu gibi:

"O, yüce arşın Rabbidir." (Tevbe, 129),

"Arşı taşıyanlar ile çevresinde olanlar..." (Mü'min, 7),

"O  gün onların üstünde sekiz melek, Rabbinin arşını taşırlar." (Hâkka,  17), "Melekleri, arşın çevresini sarmış görürsün." (Zümer, 75)

      Görüldüğü gibi bu ayetler, zahirleri ile arşın dış dünyada somut  varlığı olan bir gerçek olduÄŸunu gösterir. Bundan dolayı, "sonra arÅŸa  kuruldu" ifadesindeki arşın dış dünyada somut bir varlığı olduÄŸunu  söylüyoruz. Bu kavram, Kur'ân'da verilen birçok örnekte olduÄŸu gibi  sırf bir örnek vermek için kullanılmış deÄŸildir. Meselâ Nur  Suresi'ndeki nur örneklemesine dayanarak Allah'ın dış dünyada somut  varlığı olan bir cam fanusu, bir zeytin aÄŸacı, bir zeytin yağı vardır  demiyo-ruz; ama Allah'ın bir arşı, bir levhası, bir kalemi, bir  yazılmış kitabı vardır diyoruz. Bunu iyi anlamak gerekir.

     

      "Sonra arÅŸa kuruldu" ifadesinden anlaşıldığına göre arÅŸ, varlık  âleminde var olan bir makamdır. Olayların ve geliÅŸmelerin dizginleri bu  makamda toplanır. Tıpkı ayetin açıklamasını yaparken verdiÄŸimiz ayrıntı  uyarınca ülke dizginlerinin hükümdarın tahtında toplandığı gibi: "Sonra arÅŸa kuruldu; iÅŸleri çekip çeviriyor, O'nun izni olmadıkça hiç kimse aracılık edemez." (Yûnus, 3) ayeti,  bu sıfatın Allah için gerçekleÅŸtiÄŸini gösteriyor. Bu ayette arÅŸa  kurulmak, Allah'ın geliÅŸmeleri çekip çevirmesi ile tefsir ediliyor.  Arkasından, "O'nun izni olmadıkça hiç kimse aracılık edemez." buyruluyor.

     

      Ayette rububiyete ve tekvinî tedbire parmak basıldığına göre buradaki  aracılıktan maksat, tekvin alanındaki aracılıktır. Bu aracılık, tekvinî  sebeplerde görülen sebep-sonuç iliÅŸkisidir. Bu sebepler olaylar ve  kâinatla Allah arasına giren aracılardır. Sıcaklıkla Allah arasına  giren ve Allah tarafından yaratılan ateÅŸ ve Allah ile cisimlerin  erimeleri arasına giren ısı gibi. Sebep-sonuç iliÅŸkisini O'nun iznine  baÄŸlamanın gerekçesi, bu ayetin baÅŸ tarafını oluÅŸturan "Rabbiniz o Allah'tır ki, gökleri ve yeryüzünü altı günde yarattı." ifadesinde vurgulanan rububiyette tevhit ilkesidir.

     

     "O'nun izni olmadıkça hiç kimse aracılık edemez." ifadesi,  bir baÅŸka gerçeÄŸi de açıklıyor ki, bu gerçek ÅŸudur: Aracılıkta izin söz  konusu olduÄŸu için bir tedbirin baÅŸka bir tedbir ile yer deÄŸiÅŸtirmesi  de genel tedbirin bir parçasıdır. Çünkü aracı, lehine aracılık yapılan  ile aracılık dileÄŸine muhatap olan makam arasında aracılığın olmaması  hâlinde yürürlüğe girecek bir hükmün deÄŸiÅŸmesi için aracılık eder.  Meselâ karşısına gelen cisimleri aydınlatan güneÅŸ, yüce Allah ile  yeryüzü arasında ışık saçıcı niteliÄŸi sayesinde aracıdır. EÄŸer güneÅŸ  ışığı olmasaydı, genel sebeplerin takdiri ve düzeni, yeryüzünün  karanlıkla kaplanmasını gerektirecekti. Bunun yanı sıra çatı veya baÅŸka  engeller de bu konuda aracıdırlar, yüce Allah'tan güneÅŸ ışınlarının  doÄŸrudan etkili olmalarının önlenmesini isterler.

     

      Daha  önceki hükmün deÄŸiÅŸtirici sebebi olan aracının aracılığı Allah'ın  iznine dayalı olduÄŸuna göre bunun anlamı ÅŸudur: Yürürlükteki genel  tedbir Allah'tandır. O'nun tedbirini geçersiz kılmak ve hükmünü  deÄŸiÅŸtirmek için baÅŸvurulan gerek tekvinî sebeplerden, gerekse  insanların yürürlükteki ilâhî sebeplerin hükmünden kaçmak için devreye  koydukları tedbirlerden ibaret bütün araçlar, ilâhî tedbirin bir  parçası sayılırlar.

     

     Bundan dolayı düşük nitelikli  nesnelerin, ÅŸerefli ÅŸekilleri ve yüce mevhibeleri kabul etmeyip buna  karşı direndiklerini görürüz. Çünkü bu yücelikleri kabul etme  yeteneÄŸinden yoksundurlar. O nesnelerden gelen bu reddetme eylemi,  aslında kabul etmedir. Terbiyeyi kabul etmemek, aynı zamanda baÅŸka bir  ilâhî terbiyedir. İnsan cahilliÄŸi yüzünden Rabbine baÅŸ kaldırır ve  O'nun yüceliÄŸine boyun eÄŸmeye yanaÅŸmaz. Bu tutum, aynı zamanda Allah'ın  hükmüne boyun eÄŸmektir. Yine insan hileye baÅŸ vurur, fakat bu giriÅŸimi  Allah tarafından tuzaÄŸa düşürülmekten baÅŸka bir ÅŸey deÄŸildir. Åžu  ayetlerde buyrulduÄŸu gibi: "

Oysa onlar kendilerinden başkasına tuzak kurmuyorlar, fakat bunun farkında değiller." (En'âm, 123),

"Onlar ancak kendilerini şaşırtıp saptırırlar da farkına varmazlar." (Âl-i İmrân, 69),

"Siz yeryüzünde Allah'ı âciz bırakamazsınız. Sizin Allah'tan başka bir veliniz, bir yardım edeniniz yoktur." (Şûrâ, 31

       Buna göre, "O'nun izni olmadıkça hiç kimse aracılık edemez." ifadesi  ÅŸunu gösterir: Aracıların aracılığı veya ilâhî tedbir ile bunun  gerekleri arasına giren karşıt sebepler, izin bakımından ilâhî tedbirin  kapsamı içinde yer alırlar. Bu inceliÄŸi iyi kavramak gerekir.

      Varlık âlemindeki zıt ve karşıt sebepler ve faktörler, bir terazinin  kefelerine benzer. Bu kefeler yükselmede ve alçalmada, ağırlıkta ve  hafiflikte çatışırlar. Fakat onların bu karşıtlığı, aynı zamanda bir  uyum anlamına gelir. Bu sayede terazinin sahibi, tartmak istediÄŸi  ÅŸeylerin tartılarını belirleyebilmektedir.

     

    "Sonra arÅŸa kuruldu; sizin O'nun dışında baÅŸka bir veliniz ve aracınız yoktur. Bunu düşünmüyor musunuz?" (Secde, 4) ayeti, anlam bakımından yukarıda incelediÄŸimiz Yûnus Suresi'ndeki ayete yakın olduÄŸu gibi, "O yüce arşın sahibidir, istediÄŸini yapar." (Burûc, 16) ayeti  de arşın, genel tedbirlere kaynaklık eden ve kevnî emirlerin çıkış yeri  olan bir makam olduÄŸuna iÅŸaret etme açısından, "Sonra arÅŸa kuruldu;  iÅŸleri çekip çeviriyor." ayetine yakındır. Bu açıkça görülüyor.

     

       "Melekleri, arşın çevresini sarmış, Rablerini hamdederek  noksanlıklardan tenzih eder durumda görürsün. O gün aralarında hak  uyarınca hüküm verilmiÅŸtir." (Zümer, 75) ayetinde de bu  anlama iÅŸaret ediliyor. Çünkü melekler yüce Allah'ın hükmünü taşıyan,  emrini yürüten, plânlarını uygulayan aracılardır. Bu yüzden O'nun  arşının çevresini sarmış durumdalar.

     

   "Arşı taşıyanlar  ile arşın çevresinde olanlar Rablerini hamdederek noksanlıklardan  tenzih ederler, O'na inanırlar ve müminler için af dilerler." (Mü'min,  7) ayeti de aynı anlamı taşır. Bu ayette meleklerin arşın  çevresini sardıkları belirtildiÄŸi gibi bir baÅŸka ÅŸey daha belirtiliyor.  Bu da arşı taşıyanların varlığıdır. Bunlar, hiç şüphesiz ilâhî  plânların merkezi ve kaynağı olan bu yüce makamı taşıyan kimselerdir. "O gün onların üstünde sekiz melek, Rabbinin arşını taşırlar." ayeti de bu anlamı doÄŸrular.

     

     ArÅŸ, ilâhî tedbirler ve âlemde geçerli olan rububiyet hükümleri ile  ilgili bütün dizginlerin toplandığı makam olduÄŸu için bütün olayların  taslakları orada özet hâlinde Allah katında mevcut ve O'nun tarafından  malûmdur. "Sonra arÅŸa kuruldu; yer altına giren ve oradan  çıkan, gökten inen ve oraya yükselen her ÅŸeyi bilir. Nerede olsanız, O  sizinle beraberdir. Allah yaptığınız her ÅŸeyi görür." (Hadîd, 4) ayeti buna iÅŸaret eder. Bu ayetin, "yer altına giren..." sözleri ile  baÅŸlayan bölümü, arÅŸa kurulmanın açıklaması niteliÄŸindedir. Buna göre  arÅŸ, her ÅŸeyi kapsayan, her ÅŸeyi içine alan bir genel tedbir ve yönetim  makamı olduÄŸu gibi, aynı zamanda bilgi merkezidir.

   

     Bundan  dolayı arÅŸ, göklerin ve yeryüzünün yaratılışı ile ilgili ayetlerden  anlaşılacağı üzere ÅŸu görünen âlemle birlikte var olduÄŸu gibi, "Melekleri, arşın çevresini sarmış görürsün." ayetinden  anlaşılacağı üzere yaratıkların son hesaplaÅŸma amacı ile Allah'ın  huzuruna çıkmalarından sonra da varlığını koruyacaktır. Nitekim, "Gökleri ve yeri altı günde yaratan O'dur. O'nun arşı su üzerinde idi." (Hûd, 7) ayetinden anlaşılacağı üzere bu âlemin yaratılışından önce de vardı.



Total Visit: 711
Total Rank: 0
Total Rankers: 0
Total Comments: 0

Oy vermek için yetkiniz yok. Lütfen giriş yapınız.