Cuma 18 Mayıs 2012 - 05:19

الجمعة ٢٧ جمادى الآخرة ١٤٣٣

جمعه ۲۹ ارديبهشت ۱۳۹۱ - ۰۶:۴۹

Kullanıcı adı:

Şifre :

Şifremi Hatırla
Şifremi unuttum   aktivasyon
Üye ol
    


ANKEBÛT SURESİ

     

Mekkîdir, altmış dokuz  âyettir.

     

(Sûrede,  Tanrıdan başkalarını dost edinenlerin, ağ kuran örümceğe benzedikleri anlatıldığından  örümcek anlamına gelen Ankebut adıyla adlanmıştır.)

Rahman ve Rahîm Allah Adıyla

1- Elif lâm mîm.

2- İnsanlar, sanırlar mı ki inandık derler de öylece bırakılıverirler ve sınanmaz  onlar?

3- Ve andolsun ki biz onlardan öncekileri de sınadık; artık Allah, doğru olanları  da mutlaka bilir, yalancıları da mutlaka bilir.

4- Yoksa kötülük edenler, sanırlar mı ki bizden kurtulacaklar, ne de kötü hükmediyorlar

5- Kim, Tanrı'ya kavuşmayı umarsa artık şüphe yok ki Allah'ın takdîr ettiği zaman  elbette gelecek ve odur duyan, bilen.

6- Ve kim savaşırsa ancak kendisi için savaşır; şüphe yok ki Allah, âlemlerden  müstağnîdir.

7- İnananların ve iyi işlerde bulunanların kötülüklerini elbette örteriz ve  onları, yaptıklarından daha güzeliyle mükâfatlandırırız.

8- Ve insana, anasına babasına iyilikte bulunmasını tavsiye ettik ve senin bir  bilgin olmayan birşeyi bana eş tutman için seninle çekişirlerse artık itâat  etme onlara; dönüp geleceğiniz yer, benim tapımdır, neler yaptıysanız size ben  haber vereceğim.

9- İnananları ve iyi işlerde bulunanları elbette temiz kişilere katacağım.

10- Ve  insanlardan Allah'a inandık diyen var ki Allah uğrunda bir eziyete uğratılınca  insanların, kendisini sınamasını Allah'ın azâbıymış gibi sayar ve Rabbinden bir  yardım ve zafer de gelirse bu çeşit kişiler, biz sizinleyiz derler mutlaka;  Allah, âlemlerin gönüllerinde ne var, daha iyi bilmez mi?

11- Ve  Allah elbette inananları da bilir, münâfıkları da bilir.

12- Kâfir  olanlar, iman edenlere bizim yolumuza uyun dediler, hatalarınızı biz  yükleniriz; halbuki onlar, bunların hatalarından hiç mi hiç, bir şey  yüklenemezler, şüphe yok onlar, yalancılardır.

13- Onlar,  elbette kendi yüklerini de yüklenecekler, o yüklerle berâber başka yükleri de  ve kıyâmet gününde de iftirâ ettikleri şeyler, elbette sorulacak onlardan.

14- Ve  andolsun ki biz Nûh'u, kavmine gönderdik de aralarında tam bin yıldan elli yıl  eksik bir müddet kaldı; derken onları tufan helâk etti ve onlar zâlimlerdi.

15- Onu  ve gemidekileri kurtardık ve bunu, âlemlere ibret olarak yaptık.

16- Ve  İbrahîm de hani kavmine demişti ki: Allah'a kulluk edin ve çekinin ondan;  bilseniz bu, size daha hayırlıdır.

17- Gerçekten  de Allah'ı bırakıp da putlara tapıyor, yalanlar uyduruyorsunuz; Allah'ı bırakıp  taptığınız şeylerin, size bir rızık vermeye güçleri yetmez; rızkı, Allah  katında arayın ve kulluk edin ona ve şükredin ona; dönüp onun tapısına varacaksınız.

18- Ve  yalanlarsanız sizden önceki ümmetler de yalanlamıştı ve Peygambere düşen iş,  ancak apaçık tebliğden ibâret.

19- Görmezler  mi ki Allah, nasıl yaratmaya başlıyor, sonra yaratışı, nasıl yeniliyor? Şüphe  yok ki bu, Allah'a pek kolay.

20- De  ki: Yeryüzünü gezin de bakıp görün, nasıl yaratmaya başlamıştır; sonra Allah  âhiret yaşayışını da meydana getirecektir; şüphe yok ki Allah'ın her şeye gücü  yeter.

21- Dilediğini  azaplandırır ve dilediğine acır ve siz, döndürülüp onun tapısına götürüleceksiniz.

22- Siz  onu, ne yeryüzünde âciz bırakabilirsiniz, ne gökyüzünde ve size, Allah'tan  başka da ne bir dost var, ne bir yardımcı.

23- Allah'ın  delillerine kâfir olanlar ve onunla buluşacaklarını inkâr edenlerse onlardır  rahmetimden tamâmıyla ümitlerini kesenler ve onlaradır elemli bir azap.

24- Kavminin  cevâbı, ancak onu öldürün, yahut yakın sözü olmuştu da Allah, onu ateşten  kurtarmıştı; şüphe yok ki bunda elbette deliller var inananlara.

25- Ve  siz dedi, dünyâ yaşayışında birbirinize dost olduğunuzdan bu dostluk yüzünden  Allah'ı bırakıp da putları mâbûd edindiniz, sonra da kıyâmet günü, bir  kısmınız, bir kısmınızı inkâr edecek, bir kısmınız, bir kısmınıza lânet okuyacak  ve yurdunuz ateştir ve size hiçbir yardımcı yoktur.

26- Lût,  ona inandı ve İbrâhim, ben dedi, bunlardan göçecek, Rabbime sığınacağım, şüphe  yok ki o üstündür, hüküm ve hikmet sâhibidir.

27- Ve  ona İshak ve Yakup'u verdik ve soyuna, peygamberlik ve kitap ihsân ettik ve  dünyâda, mükâfâtını verdik onun ve şüphe yok ki o, âhirette de elbette temiz  kişilerdendir.

 28- Ve Lût'u  da göndermiştik de hani kavmine demişti ki: Siz, sizden önce, âlemlerde hiçbir  kimsenin yapmadığı çirkin bir işi yapmadasınız.

29- Siz,  boyuna erkeklerle mi temas edecek, meşrû yolu mu kesecek, meclislerinizde hep  kötü işlerde mi bulunacaksınız? Kavminin cevâbı, ancak eğer doğru  söyleyenlerdensen Allah azâbını getir bize sözü olmuştu.

30- O  da, Rabbim demişti, bozgunculukta bulunan kavme karşı sen yardım et bana.

31- Elçilerimiz,  İbrahîm'e müjdeyle gelince, şüphe yok ki demişlerdi, biz şu şehrin halkını  helâk edeceğiz; şüphe yok ki o şehrin halkı zâlim oldu.

32- İbrâhim,  orada Lût da var demişti de onlar, biz daha iyi biliriz demişlerdi, orada kim  var; onu ve âilesini kurtaracağız, ancak karısı kurtulmayacak, o, şüphe yok ki  orada kalanlardan olacak.

33- Elçilerimiz  Lût'a gelince Lût, onların yüzünden kederlenmişti, gönlü daralmıştı. Onlar,  korkma ve tasalanma demişlerdi; şüphe yok ki biz, seni de, âileni de kurtaracağız,  ancak karın müstesnâ ve şüphe yok o, orada kalanlardan olacak.

34- Şüphe  yok ki bu şehir halkının üstüne, buyruktan çıkarak yapageldik-leri işler  yüzünden, gökten bir azâp indireceğiz.

35- Ve  andolsun ki biz, akıl eden topluluk için, onlara âit apaçık bir delil bıraktık.

36- Ve  Medyen'e de kardeşleri Şuayb’i göndermiştik de ey kavmim demişti, kulluk edin  Allah'a ve umun âhiret gününü ve yeryüzünde bozgunculuğa çalışmayın.

37- Derken  yalanlamışlardı onu da onları bir sarsıntı, helâk edivermişti, derken evlerinde  diz çökmüş bir halde yerlere yığılıp helâk oluvermişlerdi.

38- Ve  Âd'le Semûd'u da helâk etmiştik ve gerçekten de yerlerinden apaçık  anlamaktasınız ve Şeytan, onların yaptıklarını, bezemişti kendilerine ve  gerçeği gördükleri halde yoldan çelmişti onları.

39- Ve  Kârun'u ve Firavun'u ve Hâmân'ı da helâk etmiştik ve andolsun ki Mûsâ, onlara  apaçık delillerle gelmişken tuttular da, yeryüzünde ululanmaya kalkıştılar ve  azâbı da savuşturamadılar.

40- Hepsini  de suçları yüzünden helâk ettik. Onlardan, üstlerine kasırgayla taş  yağdırdıklarımız var ve onlardan, bir bağırışla helâk olanlar var ve onlardan  yere geçirdiğimiz var ve onlardan sulara garkettiğimiz var ve Allah zulmetmemişti  onlara ve fakat onlar, kendi kendilerine zulmetmişlerdi.

 41- Allah'tan  başka dost ve yardımcı edinenler, ağ kuran örümceğe benzerler ve evlerin en  çürüğü, elbette örümcek ağıdır bir bilseler.

42- Şüphe  yok ki Allah, kendisinden başka neye tapıyorlarsa hepsini bilir ve odur üstün,  hüküm ve hikmet sâhibi.

43- Ve  işte örnekler, onları insanlara gösterip durmadayız ve bilgi sâhiplerinden  başkaları anlamaz onları.

44- Allah,  gökleri ve yeryüzünü gerçek olarak yarattı; şüphe yok ki bunda, inananlara deliller  var elbet.

45- Oku  kitaptan ne vahyedildiyse sana ve namaz kıl; şüphe yok ki namaz, çirkin ve kötü  şeylerden alıkoyar insanı ve elbette Allah'ı anmak, pek büyük birşeydir ve  Allah, ne işlerseniz hepsini bilir.

 46- Ve kitap  ehliyle, ancak en güzel bir tarzda mücâdele edin; yalnız içlerinden zulmedenler  müstesnâ ve deyin ki: İnandık bize indirilene de, size indirilene de ve  mâbûdumuz ve mâbûdunuz birdir ve biz, ona teslîm olmuşuz.

47- Ve  işte sana böyle bir kitap indirdik biz ve bu yüzden kendilerine kitap  verilenler, inanıyorlar ona ve şunlardan da inanan var ona ve delillerimizi,  kâfirlerden başkası da bilerek inkâr etmez.

48- Ve  sen, bundan önce hiçbir kitap okumazdın ve sağ elinle de bir şey yazmamıştın,  öyle olsaydı, bâtıl, şeylere kapılanlar mutlaka şüpheye düşerlerdi.

49- Hayır,  o, kendilerine bilgi verilenlerin gönüllerinde kökleşip yerleşmiş olan apaçık  delillerdir ve delillerimizi, zâlimlerden başkası da bilerek inkâr etmez.

50- Ve  derler ki ona Rabbinden deliller indirilseydi. De ki: Deliller, ancak Allah  katında ve ben, ancak apaçık bir korkutucuyum.

51- Onlara  yetmez mi ki şüphe yok, sana kitap indirdik, onlara okunup durmada; şüphe yok  ki bu kitapta elbette inanan topluluğa hem rahmet var, hem öğüt.

52- De  ki: Aramda ve aranızda tanık olarak Allah yeter; bilir ne varsa göklerde ve  yeryüzünde ve bâtıla inanıp Allah'a kâfir olanlara gelince: Onlardır ziyan  edenlerin ta kendileri.

53- Ve  senden, azâbın çarçabuk gelmesini isterler ve muayyen bir zamânı olmasaydı  azap, gelip çatardı onlara ve azap, onlara apansız gelecek ve onların haberleri  bile olmayacak.

54- Senden,  azâbın, çabucak gelmesini isterler ve şüphe yok cehennem elbette kâfirleri  kuşatmıştır zâten.

55- O  gün azap, üstlerinden, ayaklarının altından saracak onları ve tadın diyecek,  yaptıklarınızın cezâsını.

56- Ey  inanan kullarım, şüphe yok ki benim yeryüzüm geniştir, artık siz de yalnız bana  kulluk edin.

57- Herkes  tadacak ölümü, sonra da dönüp tapımıza geleceksiniz.

58- İnananları  ve iyi işlerde bulunanları, kıyılarından ırmaklar akan cennetin en yüce  yerlerinde yerleştireceğiz, orada ebedî olarak kalacaklar; iyi işlerde  bulunanlara verilen mükâfat, ne de güzeldir

59- Öyle  kişilerdir onlar ki sabrederler ve Rablerine dayanırlar.

60- Ve  nice mahlûk vardır ki rızıklarını kendileri bulup götürmezler; onları da Allah  rızıklandırır; sizi de ve odur duyan, bilen.

61- Andolsun  ki onlara, kim yarattı gökleri ve yeryüzünü ve kim râm etti güneşi ve ayı diye  sorsan Allah derler mutlaka, o halde ne diye ona kulluktan dönüp uydurma  şeylere kapılıyorlar?

62- Allah,  kullarından dilediğinin rızkını bollaştırır, dilediğinin daraltır; şüphe yok ki  Allah, her şeyi bilir.

63- Andolsun  ki onlara, kim yağdırır gökten yağmuru da onunla, ölümünden sonra diriltir  yeryüzünü diye sorsan Allah derler mutlaka; de ki: Hamd Allah'a, fakat çoğu  akıl etmez.

64- Ve  bu dünyâ yaşayışı, ancak aslı olmayan bir eğlenceden, bir oyundan başka bir şey  değil ve şüphe yok ki âhiret yurdunda gerçek yaşayış, bunu bir bilselerdi.

65- Gemiye  bindiler mi din husûsunda yalnız onu tanıyarak ihlâsla Allah'ı çağırırlar,  fakat onları karaya çıkarıp da kurtardık mı o zaman derhal şirk koşarlar.

66- Bu  da onlara verdiğimiz nîmetlere nankörlük edip dünyâda geçinip gitmeleri  içindir, fakat yakında bilecek onlar.

67- Görmezler  mi ki etraflarındaki insanlar, birbirlerini öldürüp dururken biz Harem'i, emîn  ettik; hâlâ mı bâtıla inanırlar da Allah'ın nîmetine nankörlük ederler?

68- Ve  kimdir Allah'a yalan yere iftirâ edenden, yahut Kur’ân, kendisine geldikten  sonra onu yalanlayandan daha zâlim? Kâfirlere, cehennemde konaklayacak yer mi  yok?

69- Bizim için  savaşanları yollarımıza sevk ederiz biz ve şüphe yok ki Allah, elbette  berâberdir iyilik edenlerle.

     
 

Total Visit: 344
Total Rank: 0
Total Rankers: 0
Total Comments: 0

Oy vermek için yetkiniz yok. Lütfen giriş yapınız.