Cuma 18 Mayıs 2012 - 05:15

الجمعة ٢٧ جمادى الآخرة ١٤٣٣

جمعه ۲۹ ارديبهشت ۱۳۹۱ - ۰۶:۴۵

Kullanıcı adı:

Åžifre :

Şifremi Hatırla
Åžifremi unuttum   aktivasyon
Üye ol
    
 


ALLAH'A GİDEN BAZI YOLLARIN AÇIKLANMASI

      Allah'a giden yollar, mahlukların nefesleri sayısıncadır. Her bir ÅŸahıs için, bütün mahlukların  nefesleri sayısı kadar Allah'a giden yol vardır. Günah bataklığına saplanmış insana ise kudretiyle her ÅŸeyi kaplayan Allah'ın rahmeti sıkıcı gelir ve bu durum rahmet kapılarının üzerine kapanmasına sebep olur. Allah'ın rahmetine karşı daima ümitli ve iyi niyetli olunması, insanı olgunluk derecesine en kısa yoldan ulaÅŸtırır. Allah Teala, mü'min kulunun niyetine göre takdir eder. Niyet hayır olursa, ilahi irade ve takdir hayra vardırır, aksi durumda insanın ÅŸerre varması önlenemez.
      İnsan, nefsin ve ÅŸeytanın ortaklaÅŸa aldatması sonucu, alemlerin Rabb'ine karşı kendisini kötü zanlı olmaya alıştırır. Yaratılış, hikmet ve felsefesi doÄŸrultusunda imtihan gereÄŸi küçük bir olay karşısında sıkıntıya düşme korkusuyla ümitsizliÄŸe kapılır, ÅŸeytana ve nefsine yenik düşerek suizanna, umutsuzluÄŸa kapılır. Bu suizan ve kötümserlik, kaçmak istedikleri belaya tutulmalarına sebep olur.
      Allah'a karşı kötü zanlı olmaktan, yine O'nun rahmetine sığınırız.
      Allah Tebarek ve Teala, affetmediÄŸi takdirde insanın bu suizannı ve kötümserliÄŸi, Rabb'inin karşısında gereÄŸi gibi muamele görmesine sebep olur.
      Resul-i Ekrem (s.a.a), olayları hayra yorar, kötü yorumlardan hoÅŸlanmazdı.
      Resul-i Ekrem (s.a.a), Ravzat-ül Kafi'de yeralan bir hadiste şöyle buyurur:
      Bir ÅŸeyi uÄŸursuz sanmak, insanın nazarına, görüşüne baÄŸlıdır. EÄŸer hafif görürse hafif olur, ağır görürse ağır olur. Hiçbir ÅŸey görmezse, hiçbir ÅŸey olmaz.
      O halde Resulullah'ın (s.a.a) sünnetine uymaya çalışan bir mü'min, nefsini Rabb'ine karşı hüsn-ü zanlı olmaya alıştırmalı ve Allah-u Teala'dan az bir amel karşılığı, fazlasını beklemelidir. Zira Hak Teala hakkında her ne kadar hayır çeÅŸitlerinden zan edip beklese de Allah'ın lütfü, keremi onun üstündedir; insanın zannının sonu vardır. Ama O'nun kereminin sonu yoktur. Hak Teala ihsanının, hüsn-ü zannın karşılığı olduÄŸunu haber  vermiÅŸtir. Hz. Ali (a.s) şöyle buyurmuÅŸtur:
      Sana hüsn-ü zanlı olanın zannını doÄŸrula.
       O halde, -evliyanın diliyle açıklamak gerekirse- Hak Teala'nın kullarına karşı hüküm ve takdiri, hüsn-ü zan besleyenlerin zanlarını doÄŸrulayıp gerçekleÅŸtirmek olarak tarif edilebilir. Bu durumda Hak Teala'nın kendisi buna daha evladır. Hatta insan, hadisleri incelediÄŸinde Hak Teala, bir ÅŸahsın herhangi bir ÅŸeye hüsn-ü zannı olduÄŸunda onu doÄŸrulayıp, iÅŸi; onun güzel zannı doÄŸrultusunda takdir buyurur, bu da Allah'a olan hüsn-ü zannından baÅŸka bir ÅŸey deÄŸildir. Bütün hayırların Allah'tan olduÄŸunu bilip, hüsn-ü niyetle hareket edersek, bu güzel zanlarımızın, Allah Teala'dan doÄŸrulanmış olarak bizlere iade edildiÄŸini görürüz.
      Sahih olan hadislerde duyurulduÄŸuna göre eÄŸer; birisinin bir taÅŸa bile hayır zannı olursa, Allah-u Teala o taÅŸta hayır yaratır. Ravi, İmam'dan, TaÅŸtan da mı? diye sorunca İmam, Hacer-ül Esved'i görmüyor musunuz? diye cevap verdi. Bu hadisten de Hak Teala-'nın, mü'minlerin birbirleri hakkında olan iyi niyetlerini doÄŸrulayıp gerçekleÅŸtirdiÄŸini anlıyoruz.
      Allah Teala'nın mü'minlerin, ölen birisi hakkında ondan hayırdan baÅŸka bir ÅŸey bilmediklerine dair verdikleri ÅŸehadetlerini doÄŸrulaması, hüsn-ü zannın önemini ortaya koyar. Hüsn-ü zannın, gereÄŸinden baÅŸka bir ÅŸey söylememenin, insan için ne denli etkili olduÄŸuna güzel bir örnektir bu. Hak Teala bu ÅŸahadeti geçerli kılar. Hadise göre, hakkında hüsn-ü zan olan ölü konusunda önemli bir engel olmadığı takdirde Allah Teala, hüsn-ü zannın gereÄŸini, hem hüsn-ü zan sahibi ve hem de hakkında hüsnü zanda bulunulan ÅŸahıs hakkında gerçekleÅŸtirir. Ama  hakkında hüsn-ü zan olan ÅŸahısta bir engel söz konusu olursa, onu yalnızca hüsn-ü zan sahibi hakkında gerçekleÅŸtirir. Aynı ÅŸekilde eÄŸer birisi, diÄŸer birisine, onu hayır ehlinden zannettiÄŸi için saygı gösterirse, Allah Teala'nın, gerçekte ikram edilen ÅŸahsın cehennem ehli olduÄŸunu bilmesine raÄŸmen, hüsn-ü zanda bulunan ÅŸahsı, cennete götüreceÄŸi  hadislerde geçmektedir.
      Kısacası, mü'min kardeÅŸi hakkında ona emredilen hüsn-ü zan vazifesini yerine getirirse bunun sevabı hem mü'min kardeÅŸine, hem de hüsn-ü zanda bulunana yetiÅŸir. Allah Teala'nın rahmetiyle, onun zannı doÄŸrulanır, zannı gereÄŸince iÅŸ yürür, ya da zannı yalnızca kendisi hakkında gerçekleÅŸir. Zannedilen hakkında gerçekleÅŸmemesi ise, zannedene bir zarar getirmez.
      Mü'minlere karşı hüsn-ü zan taşımak büyük bir rahmet kapısıdır. Belki de cemaat namazının büyük sevabı olduÄŸuna dair hadisler bu yüzdendir. Zira mü'minler cemaat imamına olan hüsn-ü zanları gereÄŸince onun namazının kabul olduÄŸunu zanneder ve onu kendileriyle Allah Teala arasında vasıta  kabul ederler. Allah Teala da, bu hüsn-ü zan sebebiyle hepsinin namazını kabul eder. Bu gibi örnekler çoktur. Bereket vesilesi sayarak mü'minin artığından içmek de bu yüzdendir. Zemzem suyundan alınan fayda da ondan umulana göredir. Büyüklerden birçoÄŸu dünyevi veya uhrevi maksatlar için Zemzem suyundan içerek muratlarına eriÅŸmiÅŸlerdir.
      Bazı dualarda istenmesi gereken  en iyi rızık, kesin iman ve Allah'a hüsn-ü zan olarak belirlenmiÅŸtir. Hatta bazı hadisler konunun önemini vurgulamak için, Allah Teala'nın, yersiz hüsn-ü zan iddiasını bile doÄŸruladığını haber veriyor. İmam Sadık'tan (a.s) ulaÅŸan bir hadiste şöyle buyuruluyor:
      Kıyamet günü, bir kulun cehenneme götürülmesi emredildiÄŸinde o dönüp geri bakar. Allah Teala, Kulumu geri çevirin der. Geri getirilince Allah Teala ona, Neden dönüp geri baktın diye buyurur. O şöyle der: Rabb'im, sana olan zannım bu deÄŸildi. O zaman Allah Teala, Zannın ne idi? diye sorar. O ise, Rabb'im, sana olan zannım, beni affedip kendi rahmetinle bana cennette yer vermendi. der. O zaman Allah Teala şöyle buyurur: Ey meleklerim, kendi izzetime, büyüklüğüme ve yüceliÄŸime ant olsun ki, bu kulum bir saat bile bana hüsn-ü zanda bulunmamıştır. EÄŸer, bir saat bile bana hüsn-ü zanda bulunsaydı, onu ateÅŸle korkutmazdım. Fakat yine onun bu yalanını doÄŸrulayıp onu cennete götürün.
      İşte bu ve benzeri ilahi Mükafat ve rahmetleri açıklayan diÄŸer hadislere dikkat ettiÄŸimizde, kalbimizdeki ilahi mükafatlara olan arzuların da Allah'a olan hüsn-ü zandan sayılması yönü güçleniyor. Çünkü bu arzular eÄŸer; gerçek hüsn-ü zan olmasa da en azından buna aday olan niyetlerdir. Allah Teala kendi keremiyle bunları da gerçek hüsn-ü zanlar gibi doÄŸrulayıp gerçekleÅŸtirir. Allah Teala'nın her iki dünyada da hükmü birdir. Rahman (Allah)'ın yaratışında bir farklılık göremezsin.
      Fakat hüsn-ü zan taşımak, hüsn-ü zannı bahane ederek iÅŸi bırakıp rahata dalmak anlamında deÄŸildir. Aksine, bu ÅŸeytanın hilelerinden birisidir. Allah Teala, Muhammed (s.a.a) ve pâk Ehl-i Beyt'i hürmetine bizi ve bütün mü'minleri ÅŸeytanın ÅŸerrinden korusun. Tam aksine hüsn-ü zan, Allah katında olana bütün bir vücutla yönelip, O'nun bah-ÅŸiÅŸlerine daha bir raÄŸbetle baÄŸlanmayı gerektirir. Zira, ilahi mükafatlarla tanışıp ondan yararlananlar, buna daha istekli olur, buna ulaÅŸma yönünde zorlukların kolaylaÅŸtığını görürler. Ne istediÄŸini ve istediÄŸinin deÄŸerini bilen birisi için karşılığında verdiÄŸi ÅŸey az gelir.
      Hz. İmam Rıza'dan (a.s) gelen bir hadiste şöyle buyurulmaktadır: Allah Teala, Hz. Davud'a (a.s) şöyle vahyetti: Kulum bir hayır iÅŸ yaparsa onu cennete götürürüm. Hz. Davud (a.s): O hayır nedir ya Rabbi? diye sordu. Allah Teala şöyle buyurdu: Bir mü'min kulumun üzüntüsünü, bir hurmanın yarısıyla bile olsa gidermektir. O zaman Hz. Davud (a.s): Allahım, seni tanıyan kimse asla senden ümidini kesmez. dedi.
      Öyleyse yer ile gök arası büyüklüğünde, hiçbir aklın düşünemediÄŸi hiçbir gözün görmediÄŸi, gerçek saadet yurdu olan cenneti, yarım hurma karşılığında lütfeden Allah'a, cahillerden baÅŸka kim sırt çevirir?!
      Böyle kerem sahibi  birisiyle muamele yapmayı kim terk eder?! Terk ederse ne elde eder? yerini neyle doldurabilir?! O halde bir an için olsun Allah'a yönelmekte gaflet eden kimse, yerini hiçbir ÅŸeyin dolduramayacağı büyük bir ÅŸey kaybetmiÅŸ ve büyük bir zarara uÄŸramıştır!
      Heyhat heyhat! bununla karşılığı olmayan bir fırsatı el-den kaçırmış ve hiç bir ÅŸeyin telafi edemeyeceÄŸi bir zarara düşmüştür. İşte bunun için ve Allah Teala'nın kullarına olan büyük merhametinden dolayıdır ki, mukaddes İslam ÅŸeriatında; müminlerin bütün hareket ve duruÅŸlarına büyük sevaplar vaadi verilmiÅŸtir. Hatta Hz. İmam Zeynül Abidin, (a.s) Åžialarına ÅŸu duayı okumalarını öğretmiÅŸtir: Ey Allah'ım, kalplerimizin bütün fısıltılarını, organlarımızın bütün hareketlerini ve dillerimizin bütün konuÅŸtuklarını, senin mükafatını kazanan ÅŸeylerden kıl. DiÄŸer bir duada da ÅŸu tabirin yer aldığını görüyoruz: Ey Allah'ım, senin zikrinden gayrı bir lezzetten, sana istiÄŸfar ederim. Allah Teala'nın, mümin kullarından isteÄŸi, ondan muamele etmekten gaflet ederek, telafisi olmayan bir zarara düşmemeleridir. Bunun için ona giden yolları, mahlukatın nefesleri sayısınca karar kılmıştır. öyle ki, Her kim, su içtiÄŸinde Hz. İmam Hüseyin'in, (a.s) susuz ÅŸehid edildiÄŸini, anıp o hazreti ÅŸehid edenlere lanet ederse, Allah Teala, ona yüz bin hayır yazıp, yüz bin günahı ondan giderir; onu yüz bin derece yüceltir. Yüz bin köleyi azad etmiÅŸ gibi sevap kazanır ve kıyamet günü onu korkusuz olarak meb'us kılar.
      Böyle kerem ve mükafat sahibi sınırsız zenginliÄŸe sahip olan Allah'ın kendisine muhtaç olan kulunun bir nefesini bile zayi etmeye razı olacağını mı sanıyorsun? Asla! O, bu zavallı kulunun tam manasıyla ona yönelmesini istiyor. Zira, O'na yönelmekten baÅŸka bir ÅŸeref olmadığı gibi, ondan gayri bir hayır kaynağı da yoktur. Kulu O'na yönelince, O da kuluna yönelir. O kuluna yönelince de fazl ve keremince davranıp onu bütün düşünceleriyle, hareketleriyle, duruÅŸlarıyla, uykusu ve ayıklığıyla Rabb'inin rızasını kazanmayı amaçlamaya hidayet eder.
      Hz. İmam Muhammed Bâkır'dan, (Allah'ın selamı ona olsun) gelen bir hadis de şöyle buyruluyor: Allah Teala, Hz. Davud'a vahy ederek: Kavmine bildir, onlardan herhangi birisi, ben emrettiÄŸim takdirde bana itaat ederse; benim de ona itaat ederek, bana itaat etmesinde ona yardımcı olmam bana hak olur. EÄŸer benden bir ÅŸey isterse ona veririm, eÄŸer beni çağırırsa ona icabet ederim. EÄŸer bana sığınırsa ona sığınak olurum. EÄŸer benden yardım dilerse ona yardımcı olurum. Ve eÄŸer bana tevekkül ederse onun açık noktalarında ben koruyucu olurum, eÄŸer bütün halk ona bir hile yapmaÄŸa koyulsalar bile, ben hepsinin üstesinden gelirim. buyurmuÅŸtur.
      Yine geniÅŸ rahmetinden dolayıdır ki, zavallı kulunu zararlı olanı bırakın, hatta yararsız olan ÅŸeylerle meÅŸgul olmaktan ÅŸiddetle men etmiÅŸtir. El-Cevahir-üs Seniyye kitabında ÅŸunlar yer almaktadır: Ey Adem oÄŸlu, eÄŸer kalbinin kasavetli, cisminin hasta, malının noksan, rızkının yoksun olduÄŸunu görürsen bilmelisin ki, bunlar konuÅŸtuÄŸun faydasız sözlerin yüzündendir.
      BoÅŸ sözlerin böyle bir etkisi olduÄŸuna göre haram sözlerin nasıl bir etkisi olacağı kendiliÄŸinden bellidir. Buna göre boÅŸ söz konuÅŸmak sana zehirden daha zararlıdır. Zira zehir senin ancak cismini tahrip edebilir. Oysa boÅŸ sözler kalbi katılaÅŸtırır, malı azaltır, rızktan mahrum eder, cismi de hasta eder.
      Merhamet sahibi yüce Allah ise, kulunun böyle bir büyük bedbahtlığa düşmesine elbette ki razı olmaz. Hatta Allah Teala'nın, kulunu  faydasız sözlerden dolayı hesaba tuttuÄŸu gibi, faydasız bakışlardan dolayı da hesaba çekeceÄŸi, bazı hadislerde yer almıştır.
      İşte kulunun, bir bakışının da boÅŸa gitmesini istememesinden dolayıdır ki, alimin yüzünü Kabe'ye, Resulullah'ın (s.a.a) neslinden olan seyyitlere ve ibret almak için mahluklara bakmayı ibadet kılmıştır. Hatta, bir saat düşünmeyi altmış sene ibadet etmeye eÅŸit kılmıştır. Nereye dönseniz orası Allah'ın vechidir. İmam Sadık (a.s), babaları yoluyla Hz. Resulullah'dan (s.a.a) rivayet ediyor ki:
      Allah Teala, Davud peygambere (Allah'ın selamı ona olsun) vahiy ederek şöyle buyurdu: GüneÅŸte oturana güneÅŸ dar olmadığı gibi, rahmetime girene de rahmetim dar gelmez. Kötümser düşüncelere kapılmayana bir zarar gelmediÄŸi gibi de kötümser olanlarsa fitneden kurtulamazlar.
      Görüldüğü üzere bu kutsi ilahi hitap, kurduÄŸumuz bu ilkeye en büyük ÅŸahidlerden biridir ki, kötümser olan kimse, Allah Teala'ya olan su-i zannı yüzünden fitneden kurtulmayıp bedbahtlığa düşer. Kötümser olmayan kimseye ise, Allah Tela'ya iyi niyet taşıdığından dolayı kötümser olan ÅŸeyler bir zarar vermeyip, Hak Teala'ya olan hüsn-ü zannı hürmetine bela ondan def olur.
      Kendisini Ehl-i Beyt'ten gelen hadislere adayarak onlara uyup, Allah'ın rahmetine giren bir kimse içinse, asla darlık söz konusu olamaz. Aksine her kapısından bin kapı açılan kapılar onun yüzüne açılır, sonunda ise ilim ve marifet nuruyla onu kalp ferahlığı makamına ulaÅŸtırır. Bu makam ise, Hak Teala'nın, peygamberi Hz. Muhammed (s.a.a) hakkında övdüğü en faziletli makamdır. Allah Teala, Kur'an'da şöyle buyuruyor: Senin sadrini (göğsünü) açmadık mı?
      Allah Teala bir kuluna minnet koyup bu makama ulaÅŸtırırsa o artık dünya ve Ahiret belalarının ulaÅŸmadığı kimselerden olur ve eÄŸer herhangi bir bela da ona ulaşırsa bu ancak diÄŸerinin ve halkın nazarında beladır; yoksa onun kendi nazarında Allah Teala'nın ona gösterdiÄŸi bu belaya sabretme sonucu ulaÅŸacağı Allah'ın rızası ve yüce makamlara nazaran en büyük lezzetlerden ve en afiyetli bahÅŸiÅŸlerdendir.
      İşte bu yüzden AÅŸura günü İmam Hüseyin 'in (a.s) bazı ashaplarına, belalar ÅŸiddetlendikçe yüzleri daha da açılır ve onları daha çok sevinç alırdı.
      Allah Teala size ve bize bu makamları bağışlasın.
      Dünyaya düşkün insanlar nerede böyle lezzetlere ulaÅŸabilirler! Allah Teala bize yardımcı ve vekil olmakta yeterlidir.
      ne güzel mevla ve ne güzel yardımcıdır.
     
     
    1 - Ankebut/13.


Total Visit: 235
Total Rank: 0
Total Rankers: 0
Total Comments: 0

Oy vermek için yetkiniz yok. Lütfen giriş yapınız.