| ALAUD-DEVLE SİMNANİ 19- ‘Alâu’d-devle Simnânî: Şeyh Ebû’l-mekârim Ruknuddîn ‘Alâu’d-devle Ahmed b. Muhammed b. Ahmed Beyâbânegî-yi Simnânî, tasavvuf büyüklerinden biri ve VII/XIII. ile VIII/XIV. yüzyılların şair ve yazarlarındandır. Aslen Sind’li olan ailesi, Simnân’a yerleşmiş, orada varlık kurmuştu. İlhânlılar döneminde divan işlerinin ileri gelenlerindendi. Amcası ve babası için melik sıfatı kullanılırdı. Babası melik Şerefuddîn Muhammed 687/1288 yılında Argun Han’ın emriyle “Bağdat melikliği”ne (emirlik ve koruculuk anlamında bir unvandır) atandı. Fakat 695/1296 yılında Gazan Han’ın emriyle öldürüldü. ‘Alâu’d-devle’nin doğumu 659/1261 yılına denk gelir. Şeyhin annesi, İlhânlı döneminin tanınmış alim ve kadılarından olan Ruknuddîn Sâyin (ö.700/1301)’in kız kardeşiydi. ‘Alâu’d-devle, fıkıh ve hadisi devlet işlerini terk ettikten sonra onun yanında öğrendi. Tarihçilerin ve tezkirecilerin ifadesine göre, ‘Alâu’d-devle, başlangıçta divan işlerine bakardı. Fakat Argun Han’ın seferlerinden birinde onunla birlikte olan ‘Alâu’d-devle üzerinde bir hal değişikliği oldu. Öyle ki divan hizmetinden ayrıldı. Ondan sonra da kendisini alimane ve fakirane bir hayat için yetiştirmeye hazırladı. Bu olay, 685/1286 yılında meydana geldi. Bu yılda ‘Alâu’d-devle, Argun’un ordusundan Simnân’a geri döndü ve büyük bir gayretle öğrenimini tamamlamaya, özellikle de fıkıh, hadis ve edebî ilimleri öğrenmeye gayret etti. Aynı zamanda süluk merhalelerini geçmekten de uzak durmadı. Nitekim kendi kölelerini ve cariyelerini özgür bıraktı, başkalarının kendi üzerinde bulunan hakkını iade ederek tüm malını vakfetti. V/XI. ve VI/XII. yüzyıl şeyhlerinden Şeyh Hasan Sekkâk-i Simnânî’ye bağlı olan Sekkâkîye hankahını onardı ve onda “Arba‘inât” geçirdi. ‘Alâu’d-devle 687/1288 yılında Bağdat’a gitti ve Şeyh Nûruddîn Abdurrahman Esferâyinî’nin hizmetinde bulunmakla şereflendi ve bağlılığını ona sundu. Oradan da hac ibadetini yerine getirmek için Mekke’ye gitti. Hac ibadetini yerine getirdikten sonra dönüşünde tekrar şeyhi ve muradı Abdurrahman Esferâyinî’ye geldi ve hankahta mücahede, riyazet ve feyz kazanma yoluna devam etti. ‘Alâu’d-devle’nin süluk dönemi, hırkasının nisbesi iki yolla Şeyh Necmuddîn-i Kubrâ’ya ulaşan bu arifin hizmetinde 689/1290 veya 699/1299 yılına kadar, Kemâluddîn Abdurrezzak Kâşî’ye yazdığı bir mektuba göre de 719/1319 yılına kadar sürdü. Ondan sonra da Şeyh ‘Alâu’d-devle irşad icazeti aldı ve güya bir süre de Kudüs ve Şam illerine yolculuklar yapmış, fakat tüm bunlarla birlikte var olan şahitlere ve karinelere göre, şeyhin VIII/XIV. yüzyılın başlarında ve Olcaytu Han (703/1304-716/1316)’ın izniyle İlhânlı sarayından tamamıyla ilişkisini kesmeye imkan buldu. Kaide olarak, onun, Şeyh Safiyuddîn Erdebilî’nin ve Allâme-i Hillî’nin Sultan Muhammed Hudâbende ile birlikte bir sofrada toplandıkları hikayesi bu dönemlerle bağlantılı olmalıdır. Herhalde Şeyh ‘Alâu’d-devle, devlet işlerinden ve İlhânlı sarayından tamamıyla ayrıldıktan sonra, görüldüğü kadarıyla da 720/1320 yılında Simnân’daki Sekkâkiye hankahında itikafa girdi, irşadda büyük bir ün kazandı ve zamanın padişahları ve büyüklerinin saygısına ve güvenlerine konu oldu. ‘Alâu’d-devle’nin ömrünün son yılları Simnân’ın Sofiâbâd’ında Ahrâr Burcu diye adlandırılan yerde veya binada ve kendisinin yaptırdığı hankahta geçti. Burada vefat ettiği ana dek vaktini telif, müritlerini irşad ve şiir söylemekle geçirdi. Şeyh ‘Alâu’d-devle, tasavvufta itidale inanan, din hükümlerini icraya ve onları tasavvuf usulüne uygun hale getirmeye çalışan ve bu yolda ısrarlı olan biriydi. Vahdet-i vücud taraftarlarına, özellikle de İbnu’l-Arabî’ye muhalefet noktasında aşırı davranırdı. Bundan dolayı Şeyh Kemâluddîn Abdurrezzak-i Kâşî ile Farsça yazışmaları vardı. Kendisine inanan, gönül bağlayanlar arasında tanınmış şair Hâcû-yi Kirmânî hepsinden daha meşhurdur. Hâcû, süluk döneminin bir süresini onun huzurunda Sofiâbâd’da geçirdi. Şeyh ‘Alâu’d-devle’nin eğitiminden geçen diğer tanınmış kişilerden Ahî Ali-yi Mısrî, Ahî Muhammed Dihkân ve Ebû’l-Berekât Takiyuddîn Ali Simnânî’yi saymak mümkündür. ‘Alâu’d-devle’nin Dîvânı’nın toplanması Hâcû-yi Kirmânî’ye nispet edimiştir. Yazım tarihi Şeyhin vefatından iki ay sonraya denk gelen divanının bir nüshası Paris Milli Kütüphanede mevcuttur. Öğüt, tahkik, irfan, hamd ve na’t konularındaki kasideleri, gazel ve rubaileri tamamıyla şairin arifane amaçlarını açıklama konusunda, bir kısmı da mevki ve makam münasebetiyle söylenmiştir. Şiirlerinin bir kısmı da tarih içeriklidir. ‘Alâu’d-devle’nin şiirlerinin tümü orta derece, zaman zaman da bu dereceden daha düşük olup önemleri daha çok VII/XIII. ile VIII/XIV. yüzyılların en tanınmış ariflerinden birine bağlılığı açısındandır. Bazen “‘Alâu’d-devle”, bazen “Ala-i Devle” ve “‘Alâ” mahlasını kullanmıştır. Aşağıdakiler onun şiirlerindendir: Ey gönül, ne zamana dek gözü dönmüşlük ve gösteriş? bu göstermelik zühdden gönlün sıkılmadı mı? Kal da varlık adımını yokluğa at, eğer Allah adamıysan benliği bırak. Eğer ka’be’ye varmak istiyorsan benliği Mina’da Hakka kurban et, Her iki alemde de kurtuluşa ermek için Mustafa’nın şeriatına uyan ol. Bu kölelikten padişahlık bulmak için gönül sahiplerinin kapısında kölelik yap. İhtiyaçsızlık hazinesi ne güzel bir hazinedir, sessizlik mülkü ne güzel bir mülktür. * * * Senin gamzen canı yağmalar, kakülün imana saldırır. Senin güzelliğin din mülkünde sultan olunca kendi mülkünü ne diye viran eder. Canımı açık açık aldıktan sonra bunu kimden saklar. Aşıklık Mina’sında canı Safa’dan dolayı aşık olan herkesi kurban eder. Nefsin akl-i külle teslim olduğunu gördüğünde işleri tamamen emreder. Ey Alâu’d-devle aşk şahının önünde senin nefsin irfan iddiasında bulunur. Allah’a sahip olmada kendini terk et zira Allah işini sona erdirir. Mutlu ol da gönül derdinden inleme, çünkü derdi dost iyi eder. * * * İbadetle yüz evi abad etsen de bir gönlü mutlu etmekten daha iyi değildir. Özgürlüğü güzellikle köle edersen bin köleyi özgür etmekten daha iyidir. * * * Bu zevk ve semahımız mecazi değildir ve bu ettiğimiz vecd oyun değildir. Habersiz olanlara söyle: ey akılsızlar boş söz bu kadar uzun olmaz. |