Cuma 18 Mayıs 2012 - 05:07

الجمعة ٢٧ جمادى الآخرة ١٤٣٣

جمعه ۲۹ ارديبهشت ۱۳۹۱ - ۰۶:۳۷

Kullanıcı adı:

Åžifre :

Şifremi Hatırla
Åžifremi unuttum   aktivasyon
Üye ol
    
     


AHDE VEFA

     
kelebek
     

        Ahd, genellikle taahhüdün her çeÅŸidini kapsar. EÄŸer bir insan, baÅŸka  biriyle anlaÅŸma yapar ise ve gerçekten ahitleÅŸirse, örneÄŸin; "bu evi sana ÅŸu kadar miktar karşılığında sattım" derse, ahdine riayet etmelidir.

     

       Fakihlerin (Büyük din âlimlerinin) "Ahd ve Akid" konusu  hakkında söyledikleri fetvalara göre, Ahd ve Akid için illa da özel bir  söz (sıga) söylemek ÅŸart deÄŸildir. "Taahhüd"ün kendiside "Ahd ve Akid"  için yeterlidir. Yine onların fetvalarına göre, "Ahd ve Akid "e riayet  etmek vaciptir. Bu hüküm gereÄŸi, her türlü taahhüdü yerine getirmek de  vacip oluyor.

     

        Hz. Ali (a.s.) nin Malik EÅŸter’e yazmış  olduÄŸu bir mektup vardır. O mektupta ahitleÅŸmenin tüm yönü  belirtilmiÅŸtir. Hatta insanın kâfir biriyle olan ahdini dahi  kapsamıştır. Bu mektubun ahitleÅŸmek hakkında, çök ilginç ve güzel bir  bölümü vardır. Dikkat ediniz ki, (mektubun) muhatabı, Mısır'da valilik  yapan Malik Ester'dir. Orada yapılan ahitler, siyasi ahidler idi.  Ahdedilen taraf ya Müslüman deÄŸildi veya Müslüman olsalar bile, Hz. Ali  (a.s.)ın hükümetine tabi deÄŸillerdi. (Muaviye'nin hükümetine tabi  olanlardı), veya üçüncü bir sınıftı.

     

         Hz. Ali (a.s.),  orada Malik'e ÅŸiddetle ve te'kidle şöyle ısrarda bulunuyor: "Ey Malik!  Herhangi bir toplulukla bir antlaÅŸma imzaladığında, sakın onlar  anlaÅŸmayı bozmadan önce sen anlaÅŸmayı bozmayasın."

     

       Bu konu  hakkında Kur'an'da bir ayet vardır. Müslümanların kâfirlerle yaptığı  anlaÅŸma hakkında Allah (c.c.) şöyle buyuruyor:

     

      "Onlar ahitleri üzerinde baÄŸlı kaldığı sürece sizde ahitlerinize baÄŸlı kalın." (Tövbe: 7)  Fakat onlar ahitlerini bozduysa, siz elinizi elinizin üzerine koyup  beklemeyin, eÄŸer birisi bozarsa, diÄŸer tarafta bozulmuÅŸ olur.

     

        Emir'ül Mü'minin Hz. Ali (a.s.) Kur'an'da gelen bu manayı tefsir  ediyor. Çok ilginç ve güzel bir tefsiri vardır. O da şöyledir: "BeÅŸerin  yaÅŸantısı, ahdine vefa etme esasları üzerinde kalmaya baÄŸlıdır." Yani  her ÅŸey kanun zoru ile düzeltilemez. (Bu konu) çok güzel ve ilginç bir  noktaya (iÅŸaret ediyor). Bazıları, her türlü sorunu, kanuna dayalı  cezalar ile halletmenin mümkün olabileceÄŸini zannediyorlar. Birisinin  bir dostu ile normal bir antlaÅŸma yaptığını farz ediniz. ÖrneÄŸin; Hacca  gitmek istiyorsunuz, bir dostunuza sizinle arkadaÅŸlık etmesi için  anlaşıyorsunuz. Çünkü arkadaÅŸa ihtiyacınız vardır. "Beraber gidelim"  diyorsunuz, o da kabul ediyor. Hacca gitme vakti geldiÄŸinde, onun baÅŸka  bir ÅŸahıs ile arkadaÅŸlık edip gittiÄŸini görüyorsunuz. Åžimdi bu olayı  kanun yolu ile halledebilir misiniz? Birisiyle yolculuÄŸa çıkmak  istediÄŸinizde yol arkadaşınızdan imza ve ahitname gibi ÅŸeyleri alıp,  arkadaÅŸlığını kanuni yapıp ve sonrada o anlaÅŸmayı mahkemeye götürüp,  "Efendim, bu ÅŸahıs benimle bir anlaÅŸma imzalamıştı" diye ÅŸikâyette  bulunabilir misiniz? Burada artık vicdan ve insanın insaniyeti  hükmetmelidir!

     

        Malik'e diyor ki: Malik! Bir zalim ve  zorbacı unvanıyla senin elin yukarda, senin düşmanının eli ise aÅŸağıda  olmamalıdır. Åžayet ahdini bozman ÅŸahsi yararına, bozmaman ise  insaniyetin yararına olacak ise, (ÅŸahsi menfaatini göz ardı edip,  insanlığın yararını düşünerek) o zaman ahdini bozmayacaksın. Ahitler ve  antlaÅŸmalar bozulur ise, artık insan için hangi itimat kalır? Böylece  kafir ve düşman için de olsa, hiç bir zaman ahdini bozma ve mu­halefet  etme!.

     

       Çorçil'in "11. Dünya Savaşı Hakkında Hatıralarım"  diye yazdığı yazısının bir bölümünü gazetelerden okumuÅŸtum. 11.  uluslararası savaÅŸta aniden İRAN'ı iÅŸgal et­tiklerine deÄŸinmiÅŸti. Yani  önce İran sınırına kadar habersizce gelmiÅŸler ve sonra elçileri  vasıtasıyla "yarım saat sonra İran'ı iÅŸgal edeceklerini İran yönetimine  bildirmesini" söylemiÅŸlerdi. Çorcil yazısında şöyle itirafta bulunuyor:  "Biz ki İran'la savaÅŸmayacağımıza dair önceden anlaÅŸma yapmıştık, fakat  bu tutumumuz, İran ile yaptığımız antlaÅŸmaya aykırıydı. Sonra çok  ilginç bir itirafta bulunuyor, (Avrupa mantığına bakın!) "Bunların  (yani antlaÅŸmaların) tümü ahlaktır. Ahlak ferdi ölçülerde iÅŸler. Yani  tek millet arasında. Åžayet ben bir İngiliz ile antlaÅŸma yaparsam, bu  antlaÅŸmaya riayet etmem, milli ahlakın gereÄŸidir. Fakat milletlerarası  iliÅŸkilerde ahlak hâkim deÄŸildir. Orada, menfaatler söz konusudur.  Menfaatlerimiz İran'ı iÅŸgal etmemizi gerektiriyordu." Böyle  antlaÅŸmaları çıkaranlar kahrolsun. Açıkça ve çok açıkça diyor ki;  "Aslında böyle olması gereklidir." İyi de bay! Sen ki bu kitapta  yazıyorsun, diÄŸer siyasetçiler o zaman şöyle düşünürler: "Menfaatler  icap ettiÄŸi sürece, siyasi anlaÅŸmalara riayet etmek saygınlık olur"  düşüncesi, siyaset mantığı ise, hangi siyasi anlaÅŸmaya itimat edilir?  İşte burada insanlık tehlikeye düşmektedir.

     

         Hadiste üç  ÅŸeye riayet etmenin vacip olduÄŸu vurgulanmıştır. Bu kural, Müslüman  için de, gayri Müslim için de aynen geçerlidir. Bunlar, gerçekte  İslâm’ın umumi hukuklarından, yani insani hukuklarındandır. Bunların  birincisi: "Emanete riayet etmektir." EÄŸer bir ÅŸahıs, bir ÅŸeyi  Müslüman’a emanet etse, emanet eden ÅŸahıs kâfirlerin kafiri dahi olsa,  o emanete riayet vaciptir ve ihanet etmek ise haramdır.

     

     İmam-ı Zeynül Abidin (Seccad) (a.s.) bu konuya misal vererek şöyle buyurmuÅŸtur: "Åžayet babamın (Hz. Hüseyin) katili, babamı öldürdüğü kılıcı bana emanet ola­rak verirse, ben ona asla ihanet etmem."

     

         İmam-ı Hüseyin (a.s.) gibi bir baba ve İmam-ı Zeynül Abidin (a.s.) gibi  bir evlat, emsalsiz bir babalık-evlatlık iliÅŸkisine sahiplerdi. EÄŸer  emaneti veren İmam-ı Hüseyin'in katili olsa ve verilen emanet de  Hüseyin'in başını kesen kılıç olsa, ben o emanete ihanet etmem (diye  buyuruyor).

     

       Hadiste riayeti vacip olan ÅŸeylerin ikincisi de "Ahde vefa" etmektir. EÄŸer insan birisiyle anlaÅŸma yapıp, ahitleÅŸirse, karşı taraf ahdini bozmadığı sürece, ahdini bozmamalıdır.

   

         Bunların üçüncüsü ise, "Ebeveyne iyilik etmek ve onların haklarına riayette bulunmaktır."  Ebeveyn kâfir bile olsalar, bir kısım hakları vardır ve hayatta  oldukları müddetçe de o haklara riayet etmek çocukları için vaciptir.


 

Total Visit: 575
Total Rank: 0
Total Rankers: 0
Total Comments: 0

Oy vermek için yetkiniz yok. Lütfen giriş yapınız.