AHDE VEFA Ahd, genellikle taahhüdün her çeÅŸidini kapsar. EÄŸer bir insan, baÅŸka biriyle anlaÅŸma yapar ise ve gerçekten ahitleÅŸirse, örneÄŸin; "bu evi sana ÅŸu kadar miktar karşılığında sattım" derse, ahdine riayet etmelidir. Fakihlerin (Büyük din âlimlerinin) "Ahd ve Akid" konusu hakkında söyledikleri fetvalara göre, Ahd ve Akid için illa da özel bir söz (sıga) söylemek ÅŸart deÄŸildir. "Taahhüd"ün kendiside "Ahd ve Akid" için yeterlidir. Yine onların fetvalarına göre, "Ahd ve Akid "e riayet etmek vaciptir. Bu hüküm gereÄŸi, her türlü taahhüdü yerine getirmek de vacip oluyor. Hz. Ali (a.s.) nin Malik EÅŸter’e yazmış olduÄŸu bir mektup vardır. O mektupta ahitleÅŸmenin tüm yönü belirtilmiÅŸtir. Hatta insanın kâfir biriyle olan ahdini dahi kapsamıştır. Bu mektubun ahitleÅŸmek hakkında, çök ilginç ve güzel bir bölümü vardır. Dikkat ediniz ki, (mektubun) muhatabı, Mısır'da valilik yapan Malik Ester'dir. Orada yapılan ahitler, siyasi ahidler idi. Ahdedilen taraf ya Müslüman deÄŸildi veya Müslüman olsalar bile, Hz. Ali (a.s.)ın hükümetine tabi deÄŸillerdi. (Muaviye'nin hükümetine tabi olanlardı), veya üçüncü bir sınıftı. Hz. Ali (a.s.), orada Malik'e ÅŸiddetle ve te'kidle şöyle ısrarda bulunuyor: "Ey Malik! Herhangi bir toplulukla bir antlaÅŸma imzaladığında, sakın onlar anlaÅŸmayı bozmadan önce sen anlaÅŸmayı bozmayasın." Bu konu hakkında Kur'an'da bir ayet vardır. Müslümanların kâfirlerle yaptığı anlaÅŸma hakkında Allah (c.c.) şöyle buyuruyor: "Onlar ahitleri üzerinde baÄŸlı kaldığı sürece sizde ahitlerinize baÄŸlı kalın." (Tövbe: 7) Fakat onlar ahitlerini bozduysa, siz elinizi elinizin üzerine koyup beklemeyin, eÄŸer birisi bozarsa, diÄŸer tarafta bozulmuÅŸ olur. Emir'ül Mü'minin Hz. Ali (a.s.) Kur'an'da gelen bu manayı tefsir ediyor. Çok ilginç ve güzel bir tefsiri vardır. O da şöyledir: "BeÅŸerin yaÅŸantısı, ahdine vefa etme esasları üzerinde kalmaya baÄŸlıdır." Yani her ÅŸey kanun zoru ile düzeltilemez. (Bu konu) çok güzel ve ilginç bir noktaya (iÅŸaret ediyor). Bazıları, her türlü sorunu, kanuna dayalı cezalar ile halletmenin mümkün olabileceÄŸini zannediyorlar. Birisinin bir dostu ile normal bir antlaÅŸma yaptığını farz ediniz. ÖrneÄŸin; Hacca gitmek istiyorsunuz, bir dostunuza sizinle arkadaÅŸlık etmesi için anlaşıyorsunuz. Çünkü arkadaÅŸa ihtiyacınız vardır. "Beraber gidelim" diyorsunuz, o da kabul ediyor. Hacca gitme vakti geldiÄŸinde, onun baÅŸka bir ÅŸahıs ile arkadaÅŸlık edip gittiÄŸini görüyorsunuz. Åžimdi bu olayı kanun yolu ile halledebilir misiniz? Birisiyle yolculuÄŸa çıkmak istediÄŸinizde yol arkadaşınızdan imza ve ahitname gibi ÅŸeyleri alıp, arkadaÅŸlığını kanuni yapıp ve sonrada o anlaÅŸmayı mahkemeye götürüp, "Efendim, bu ÅŸahıs benimle bir anlaÅŸma imzalamıştı" diye ÅŸikâyette bulunabilir misiniz? Burada artık vicdan ve insanın insaniyeti hükmetmelidir! Malik'e diyor ki: Malik! Bir zalim ve zorbacı unvanıyla senin elin yukarda, senin düşmanının eli ise aÅŸağıda olmamalıdır. Åžayet ahdini bozman ÅŸahsi yararına, bozmaman ise insaniyetin yararına olacak ise, (ÅŸahsi menfaatini göz ardı edip, insanlığın yararını düşünerek) o zaman ahdini bozmayacaksın. Ahitler ve antlaÅŸmalar bozulur ise, artık insan için hangi itimat kalır? Böylece kafir ve düşman için de olsa, hiç bir zaman ahdini bozma ve muÂhalefet etme!. Çorçil'in "11. Dünya Savaşı Hakkında Hatıralarım" diye yazdığı yazısının bir bölümünü gazetelerden okumuÅŸtum. 11. uluslararası savaÅŸta aniden İRAN'ı iÅŸgal etÂtiklerine deÄŸinmiÅŸti. Yani önce İran sınırına kadar habersizce gelmiÅŸler ve sonra elçileri vasıtasıyla "yarım saat sonra İran'ı iÅŸgal edeceklerini İran yönetimine bildirmesini" söylemiÅŸlerdi. Çorcil yazısında şöyle itirafta bulunuyor: "Biz ki İran'la savaÅŸmayacağımıza dair önceden anlaÅŸma yapmıştık, fakat bu tutumumuz, İran ile yaptığımız antlaÅŸmaya aykırıydı. Sonra çok ilginç bir itirafta bulunuyor, (Avrupa mantığına bakın!) "Bunların (yani antlaÅŸmaların) tümü ahlaktır. Ahlak ferdi ölçülerde iÅŸler. Yani tek millet arasında. Åžayet ben bir İngiliz ile antlaÅŸma yaparsam, bu antlaÅŸmaya riayet etmem, milli ahlakın gereÄŸidir. Fakat milletlerarası iliÅŸkilerde ahlak hâkim deÄŸildir. Orada, menfaatler söz konusudur. Menfaatlerimiz İran'ı iÅŸgal etmemizi gerektiriyordu." Böyle antlaÅŸmaları çıkaranlar kahrolsun. Açıkça ve çok açıkça diyor ki; "Aslında böyle olması gereklidir." İyi de bay! Sen ki bu kitapta yazıyorsun, diÄŸer siyasetçiler o zaman şöyle düşünürler: "Menfaatler icap ettiÄŸi sürece, siyasi anlaÅŸmalara riayet etmek saygınlık olur" düşüncesi, siyaset mantığı ise, hangi siyasi anlaÅŸmaya itimat edilir? İşte burada insanlık tehlikeye düşmektedir. Hadiste üç ÅŸeye riayet etmenin vacip olduÄŸu vurgulanmıştır. Bu kural, Müslüman için de, gayri Müslim için de aynen geçerlidir. Bunlar, gerçekte İslâm’ın umumi hukuklarından, yani insani hukuklarındandır. Bunların birincisi: "Emanete riayet etmektir." EÄŸer bir ÅŸahıs, bir ÅŸeyi Müslüman’a emanet etse, emanet eden ÅŸahıs kâfirlerin kafiri dahi olsa, o emanete riayet vaciptir ve ihanet etmek ise haramdır. İmam-ı Zeynül Abidin (Seccad) (a.s.) bu konuya misal vererek şöyle buyurmuÅŸtur: "Åžayet babamın (Hz. Hüseyin) katili, babamı öldürdüğü kılıcı bana emanet olaÂrak verirse, ben ona asla ihanet etmem." İmam-ı Hüseyin (a.s.) gibi bir baba ve İmam-ı Zeynül Abidin (a.s.) gibi bir evlat, emsalsiz bir babalık-evlatlık iliÅŸkisine sahiplerdi. EÄŸer emaneti veren İmam-ı Hüseyin'in katili olsa ve verilen emanet de Hüseyin'in başını kesen kılıç olsa, ben o emanete ihanet etmem (diye buyuruyor). Hadiste riayeti vacip olan ÅŸeylerin ikincisi de "Ahde vefa" etmektir. EÄŸer insan birisiyle anlaÅŸma yapıp, ahitleÅŸirse, karşı taraf ahdini bozmadığı sürece, ahdini bozmamalıdır. Bunların üçüncüsü ise, "Ebeveyne iyilik etmek ve onların haklarına riayette bulunmaktır." Ebeveyn kâfir bile olsalar, bir kısım hakları vardır ve hayatta oldukları müddetçe de o haklara riayet etmek çocukları için vaciptir.
|