| ŞİA FIRKASININ DURUMU İlhânlılar hükümdarlığı, belirli bir süreye kadar İslam hakimiyetinin İran’da zayıflamasına sebep olmakla birlikte Sünni mezhebin gerçek bir dayanağı olan Abbâsî halifelik sarayının ortadan kalkmasıyla birlikte İsna-Aşeriyye Şiası (Oniki İmam Şiası)’nın güçlenmesine de katkı sağladı. Abbâsî dönemi sonlarından itibaren hilafet sarayında Şii vezirler ve güçlü insanlarla karşılaşıyoruz ki bunlar, Şia’nın o dönemlerde Bağdat’ta güçlendiğinin bir işaretidir. Bunlardan en-Nâsır li-Dinillah’ın veziri Seyyid Nasîruddîn Nâsır b. Mehdi el-Alevî-yi Râzî (ö.617/1220), Nâsır’ın veziri Muhammed b. Muhammed b. Abdulkerim el-Kûmî (ö.629/1231), İbnu’n-Nâkıd (ö.642/1244), zamanının Şia ileri gelenlerinden ve faziletlilerinden Mueyyeduddîn Ebû Talib Muhammed b. Ahmed Alkamî (ö.656/1258), Abbâsî halifeliğinin çöküşünden sonra da Hâce Nasîruddîn-i Tûsî, Seyyid Raziyuddîn b. Tâvus (ö.664/1265), Bahâuddîn Erbilî (ö.693/1293), Allâme Hasan Hillî (ö.726/1326) gibilerini saymak mümkündür. Bu dönemde Ehl-i Sünnet mutaassıplarının son güç odaklarının yıkılmasının peşinde olan İran ve Irak Şiileri bu amaçla Moğolların gücünden yararlandılar. Kimi tarihçilerin halifenin veziri ve Bağdat’ı fethetme noktasında Hulâgû’yu tahrik eden İbnu’l-Alkamî konusunda söyledikleri de bu konuya işaettir. Özellikle ondan önce de İran Şiileri, Mehdi’nin ortaya çıkacağı sırada “Gazan Türkleri”nin onun ordusunu oluşturacaklarına inanırlardı. Şia’nın bu birlikteliği sonucu Hulâgû, Bağdat’ın fethi hazırlıklarını görünce Iraktaki Şii merkezlerinden bazı temsilciler onun yanına gittiler ve il olmayı kabul ettiler. Hatta Kadı Nurullah Şuşterî gibi kimi Şiiler, Hulâgû Han’ın Hâce Nasîruddîn-i Tûsî’nin etkisi altında haremin büyük hatunu Bigem’in ittifakı ile gizlice İslam’ı kabul ettiğini iddia ettiler. Elbette bunun yalan bir söz olduğu açıktır. Fakat bu iddia ile Şiiler Hulâgû ile işbirliği yapmayı meşru gösterdiler. Bu dönemde güç elde eden sadece Şiiler değildi. Aksine Ehl-i sünnet de İran’da mezheplerinin uğramış olduğu zayıflık sonucu Şeyheyn ve Osman’ın halifeliğine inanmak şeklinde oniki imam makam ve derecesi konusunda bir inanç sergiliyor, onlardan rivayetlerde bulunuyor yada onların menkıbelerini konuşuyorlardı. Ehl-i sünnetin Şiaya yaklaşmasının örneklerinden birisi de VIII/XIV. yüzyılın sufisi, Evrâdu’l-Ahbâb ve Fusûsu’l-Âdâb adlı eserin sahibi Ebû’l-Mefâhir Yahya Bâherzî’nin yazdıklarıdır. Bir diğer kitap da büyük sufi ve muhaddislerden olan Şeyhu’l-İslam İbrahim b. Saaduddîn Muhammed Hummuyî-yi Cüveynî’nin (ö.722/1322) eseri Ferâidu Samateyn fi Menâkibi’r-Resûl ve’l-Betül ve’l-Murtazâ ve’s-Sabâtîn’dir. VII/XIII. ve VIII/XIV. yüzyıldaki Ehl-i sünnet ileri gelenlerinin Şia’ya yaklaşma konusundaki bu eğilimi Şia’nın o dönemde bulmuş olduğu gücü göstermektedir. Gazan Han, Alevîlere ve seyitlere karşı göstermiş olduğu ilgi ve kutsal mekanların onarılmasıyla uğraşmasına ilave olarak birkaç şehirde seyitlerin toplandıkları mekanları yapmaya da başladı. Kendisinden sonra Olcaytu döneminde de kalmış olan bu seyitler evleri her bölgedeki seyitlere ve seyitlerin ailelerine yardım için yeterli vakıf ve gelirlere sahipti. Uzak yollardan gelmiş olan seyitler buralarda ağırlanıp misafir edilirdi. Gazan Han’ın kardeşi Olacaytu da Hanefi ve Şafii mezheplerinde bir müddet kaldıktan sonra Şiaya geçti. Şeyheyn ve Osman’ın isminin hutbeden çıkarılması ve sikkelerin değiştirilmesini emretti. Olcaytu’nun Hudâbende (Allah’ın kulu) olarak lakaplanması onun Şia’ya karşı göstermiş olduğu bu ilginin sonucuydu. Şiaya göstermiş olduğu bu aşırı ilgiden rahatsız olan Ehl-i Sünnet de onu Herbende (eşeğin kölesi) diye nitelediler. |