Cuma 18 Mayıs 2012 - 05:01

الجمعة ٢٧ جمادى الآخرة ١٤٣٣

جمعه ۲۹ ارديبهشت ۱۳۹۱ - ۰۶:۳۱

Kullanıcı adı:

Şifre :

Şifremi Hatırla
Şifremi unuttum   aktivasyon
Üye ol
    

İnceleme konusu ettiğimiz üç yüzyılda İran’ın eski mezhep ve dinleri bir anda ortadan kalkmış olmadılar. Aksine Zer­düştlük, Mânîheizm, Mazdek, Hıris­tiyanlık, Yahudilik aynı şekilde Bu­dizm gibi tüm dinlerin İran’ın uzak doğusun­daki bölgelerde takipçileri vardı. Bu ta­kipçilerin sa­yısı farklı bölgelerde farklı oluyordu ve faali­yetleri, IV/X. ve V/XI. yüzyıl­lara, hatta kimi dinlerin faali­yetleri, son yüzyıllara kadar de­vam etti. Bu dinlerin kalmış olması ve gitgide za­yıflama­ları, onlara ait bazı inançların İran’da İslâm dönemindeki din­lere de nüfuz et­mesi söz konusu oldu, Kerrâmiyye ve Mânîheizm gibi bazı inançları  gibi. Ya da Şiî mez­hebinden bir grupta var olan beklenen Mehdi inancı veya Hulûliyye inançları gibi.

Bu üç yüzyılda İslâmî mezhepler, ister İran’da ister İran dı­şında olsun eşine az rastlanır bir hızla yayılıyor ve revaç buluyordu. Müslü­manların bu alandaki ihti­lafları, öyle bir dereceye ulaştı ki Müslü­manların inanç siste­minin dışında olan ihtilaf, fırka ve aykırılıkların bir çoğunun bu üç yüz­yılda meydana geldiğini ve başka fırkaların doğmasına da bunların yol aç­tığını söylememiz mümkündür. Bu işin sebebi, İslâmî dönemin ilk za­manlarında Müslümanların özellikle de Arap olmayan Müslümanların henüz İslâm dininin gerçeklerini ince­leme gerek­lerini yerine getirme, özel­likle de eski dinleri arasından sıy­rılıp eski inançları ara­sından İslâmî inançları bulma peşinde olmala­rıydı. Bu arada siyasî ihtilaflar, Müslü­manların hilafet ve imamet, iman ve küfrün sınırı ve gereği, dinî ve dün­yevî yü­kümlülüklerin nasıl yerine getirileceği vb. konular, bu üç yüz­yılda devam etti. Değişik gruplar arasından birkaçı her alanda diğerlerine üstün gelip inanç­ları, Müslümanlar arasında kabul konusu oldu. Bu sonuç, IV/X. ile V/XI. yüzyıl­larda mey­dana geldi. Nitekim her alanda mezhepler ortaya çıkıp gerek fıkıh ge­rek Kur’ân okunuşu (kıraat) veya siyasî ko­nular ile kelâmî konular kabul edi­lebi­lir bir hal aldı. Bir kısım mezhepler ise bu arada zayıflayıp git gide ortadan kalktı.

Bu tartışmaların, Müslümanların bu dönemdeki etraflı bir dinî edebi­ya­tın ortaya çıkmasına sebep olmasından da öte Müslümanların dü­şün­celerinde, fikrî üsluplarında ve sonuçta şiir ve nesirde de etkin bir hale geldiği açıktır.

İranlılar, bu büyük ve kapsamlı münakaşalarda sadece tarafsız kalma­makla yetinmediler, İslâmî medeniyetin diğer alanlarında ol­duğu gibi, bu alan­daki ge­niş ve esaslı bir pay sahibi de oldular. Hatta kesin ola­rak şunu da söyle­mek mümkündür: İslâmî mezheplerin ge­neli, özellikle II/VIII. yüzyıl başlarından IV/X. yüzyıl başlarına kadar Irak-ı Arab’da ve İran top­raklarında ortaya çıktı ve yavaş yavaş diğer Müslüman milletlerin kabu­lünü de ka­zandı.

Bu farklı ve değişik mezhepleri ve onlar yüzünden baş göste­ren mü­naka­şa­ları söz konusu etmek, sözü çok uzatacağından onlar hak­kında özet bir­kaç söz söyleyip geçmek daha iyi olacaktır.

Müslümanların ihtilafa düşmeleri ve değişik kollara ayrılma­ları üç temel konu etrafında şekillendi:

Birincisi, (peygamberin) yerine geçme konusu: Bu noktada, Ehl-i Sünnet ve’l-Cemâ‘at, Şia ve Hariciler olmak üzere üç temel grup ortaya çıktı. Bu grupla­rın her biri de kendi arasında değişik kollara ay­rıldı.

İkincisi, inanç esasları noktasında yani usulî konular ve İslâmî meta­fizik ko­nular noktasında daha doğru bir ifadeyle, İslâm dininin na­zarî ko­nu­ları nokta­sında oluşan ihtilaflar idi. Bu yolla ortaya çıkan gruplardan ihtiyar (Kadiriye) ve cebre (Cebriye) inanan, Mutezile, Kerrâmiyye, Neccâriyye, Hulûliyye, Ehl-i Tenâsuh ve bunun gibi birkaç fırkayı bilmekte­yiz. Bunlar arasından, II/VIII. ve III/IX. yüz­yılda Mutezile tü­münden daha etkili olup Müslümanların fikir ha­yatında et­kili oldu. Mute­zile, birçok fırka­nın tersine vacip olan vücudun cismiyetten ve onun ge­reklerinden tenzi­hine, ayrıca “Adl”e (ki ihti­yar konu­suna kadar gider) ina­nıyor ve iyiyi kötüden ayırma nokta­sında aklın ve onun et­kisinin üstünlü­ğüne inanı­yordu. Söylemlerindeki detaylı konular ispata muhtaçtı ve ister istemez mantık ve fel­sefeye özellikle de Meşşâî felsefesine da­yanmaktaydı. Bunu kendi kelâmî iddiaları için kullanmaktaydılar. Bu hareketleri de ta­bii olarak Yunan fel­sefesinin İslâmi söylemde yayılmasına yardımcı oldu.

Üçüncüsü, dinin amelî konuları noktasında idi. Bir başka ifade ile fıkhî ko­nularda birkaç mezhebin ortaya çıkmasına yol açan hü­kümlerin ayrıntılarında meydana geldi. Hükümleri delillendirmede kıyas yanlısı olan Hanefî fırkası (Ebû Hanife Numan b. Sabit (ö.150/767)  taraftarları); hadis, sünnet ve icmaya da­yanma yanlısı olan Mâlikî fırkası (Mâlik b. Enes (ö.179/795)  taraftarları); söz konusu bu iki mezhebin ortası bir yol yanlısı olan Şafi‘î fırkası (Muhammed İdrîs-i Şafi‘î (ö.204/819) taraftar­ları), dinî konularda ve problemlerde ha­dislere mübalağalı bir şekilde da­yanan Hanbelî fır­kası (Ahmed b. Muhammed b. Hanbel (ö.241/855) ta­raftarları); fıkhî konularda kıyası tamamen inkar eden ve hüküm­lerin za­hiriyle yetinen Davudîye fırkası (Dâvud ez-Zâhirî olarak meşhur olan Ebû Suleymân b. Davud b. Ali b. Davud-i İsfahânî (ö.270/883)  taraftarları); Taberîye fırkası (Muhammed b. Cerîr-i Taberî (ö.310/922)  yanlıları); Sevriye fırkası (Sufyân b. Sa’îd es-Sevrî (ö.161/778)  ta­raftarları) ve İsna Aşa­riye İmâmîye Şiası olan İmam Ebû Abdullah Ca­fer-i Sadık (ö.148/765 ) taraftarlarının Caferiye fır­kası gibi.

Müslümanların fırkalara ayrılmalarının ve yeni mezhep ve ta­ri­katla­rın or­taya çıkmasının başka etkenlerinin de olduğu kesindir. Kur’ân’ın okunmasın­daki görüş farklılıkları, Kur’ân tefsirindeki üslup farklılıkları ve kendilerinden haber­dar olmak için daha geniş kaynak­lara müracaat edil­mesi gereken buna benzer ihtilaflar da mevcuttur.

Total Visit: 1
Total Rank:
Total Rankers:
Total Comments:

Oy vermek için yetkiniz yok. Lütfen giriş yapınız.