Cuma 18 Mayıs 2012 - 05:00

الجمعة ٢٧ جمادى الآخرة ١٤٣٣

جمعه ۲۹ ارديبهشت ۱۳۹۱ - ۰۶:۳۰

Kullanıcı adı:

Şifre :

Şifremi Hatırla
Şifremi unuttum   aktivasyon
Üye ol
    

Söz konusu bu isyanlar, genel olarak olumlu bir sonuca ulaş­ma­dıysa da taşı­dıkları önemli etki, hilafet makamında zaaf ve ihtilafın mey­dana gelmesine ve İranlı bağımsızlık yanlılarının nihaî isyanları­nın baş­lamasına yol açması açısın­dan hazırlık çalışmalarının oluşması demekti. Tam bir li­yakat, bilinç ve tecrü­beyle bu bulanık sudan balık avlayan kişi, Sistânlı meşhur kalaycı Leys-i Saffâr’ın oğlu Yakub oldu.

Bağımsızlık isteği düşüncesinin İran’ın değişik bölgelerini sar­dığı ve her ne­rede yürekli ve becerikli birisi varsa Abbâsî ve Araplar karşısında muhalefet için baş kaldırdığı II/VIII. yüzyılın ikinci yarı­sında ve III/IX. yüzyıl başlarında Sistân toprakları, “Harici” ve ‘Ayyâr (başıboş) grupların bir arenası durumun­daydı. Bi­rinci gruptakiler, Sistânlıydılar ve halifelerin hakimiyetini mutlak olarak haktan uzak olarak görüp onları ve onlara tabi olanları öldürülmeye layık kimse­ler ola­rak görmekteydiler; ikinci grupta­kiler, yani başıboşlar (‘Ayyârlar) ve genç­ler ise, hükümetlerden emir al­mayı kabul etmeyen, kendilerine özgü sınıfsal ya­pılan­malar ve sosyal bir düzene sahip olan bağımsız gruplar idiler. Yakûb, bu ikinci gruptan olup bilinç ve tecrübesi neti­cesinde liderliğine geçerek çok hızlı bir şe­kilde Sistânlı ‘Ayyârlardan oluşan kalabalık bir güç meydana getirdi. Toplamış ol­duğu güçlü orduyla bölgesel çatışmaların içine girip işinde, öyle bir ba­şarı elde etti ki 248/862 yılında tüm Sistân’ı ele geçire­bildi. İster Hari­ciler ister bölgesel hakimlerden olsun kendisine muhalif olan tüm güçleri orta­dan kaldırmayı ve ba­şarılı bir şekilde “meşru” halife­nin yetkisi olmaksızın Sistân’ın tek hakimi olmayı başardı.

Bu yıldan sonra Yakûb, hükümdarlık alanını genişletmekle uğ­raştı. 254/868 yılına kadar Sistân’daki tüm muhaliflerini ortadan kal­dırdı ve Kâbulşâh’a üstün geldi. Daha sonra da Kirmân’ı fethetti. 259/873 yı­lında Tâhirîlerin son emiri olan Muhammed b. Tâhir’i esir alıp Tâhirî devletini ortadan kaldırdı. 261/875 yılında Fars’ı tasarrufu altına alıp Ab­bâsî halife­siyle yaptığı ya­zışmaların etkisiyle Horâ­sân, Taberistân, Gurgân, Fars, Sind ve Hind’in hakimi­yetini ve Bağdat mu­hafızlı­ğını ondan aldı. Birkaç yıl sonra maslahatını, Bağdat’a saldırmakta ve onu ta­sar­rufuna geçirmekte gördü. Fakat ordunun ko­mutanlığını elinde bulun­duran hali­fenin kardeşi “Muvaffık”, hileyle Dicle suyunu Yakûb’un ordu­gahına sürdü. Sistân ordu­sunun büyük bir kısmı yok oldu, Yakûb, Gundîşâpûr şehrine (bu­günkü Şâpûr şehri) kadar geri çekilip yeniden Bağdat’a saldırı planları yaparak güç top­lama ile uğraşıyordu ki aniden kulunç hastalığına yakalanıp o şe­hirde öldü (265/878) ve işi yarım kaldı. Kendisinden sonra kardeşi ‘Amr, onun ye­rini aldı. Sahip olduğu tedbir ve zeka ile, Saffârî hüküme­tini düz­lüğe çıkarabildi ve meşru halifeden kardeşinin sahip olduğu memleketin tümünün hakimiyetini eline geçirebildi. Fakat Mâverâunnehir üze­rine yü­rü­düğü 287/900 yılında bir olay sonucu, İsmail-i Sâmânî’nin askerlerine esir düştü. Bu olayla birlikte Saffârî hakimiyeti, Sistân ile sınırlı kaldı. 393/1003 yılında Gazneli Mahmûd’un o memleketi ele geçirmesiyle de ik­tidardan düştü.

Saffârîler, vatansever ve yiğit bir halktı. Yakûb, bizzat kendisi al­mış ol­duğu bölgesel ve sınıfsal eğitim sonucu, milliyet temeline saygı, millî adet ve ge­lenek­leri yüceltme konusunda duyarlı olup Fars diline büyük bir ilgi duyardı. Bundan dolayı da tören ve bayram günle­rinde şairlerin, ken­disini Arap diliyle övmemele­rini, şiirlerini Farsça olarak söylemelerini emretti. Bu da Fars dilinin Doğu İran sultanları­nın saraylarında resmî sa­ray dili olarak revaç bulması için bir başlan­gıç oldu. Bu şekilde Fars ede­biyatı temelini bulup yerini sağlamlaş­tırdı.

Yakûb’un yerine geçenler de onun geleneğini sürdürdüler. Onla­rın ça­bala­rıyla Farsça saray şiiri, İran’ın güneydoğu köşesinde sağlam bir temel buldu. Bu hanedan, cesaretli bağımsızlık iste­ğiyle halifelerin resmî hükü­metini İran’da ke­sin bir şekilde bir tür sözde ve göster­melik hükümet şek­line dö­nüştürmekle kal­madı, şairleri Farsça söyleme gereği ile saray övgü şiirini icat etmekle, Fars dili­nin resmî saray dili ola­rak seçilmesi ile İran’ın edebî bağımsız­lığını bulması ve bu yolla ebedî ve sonsuz bir hayrın dile getirilmesini de sağlamış oldu. Yüce Allah, o uzak görüşlü yiğit adamın ruhunu yüce nuruyla kaplasın.

Total Visit: 1
Total Rank:
Total Rankers:
Total Comments:

Oy vermek için yetkiniz yok. Lütfen giriş yapınız.