Peş peşe gelen bu isyanlarla, İranlıların halifeler devletiyle olan resmî ve açık savaşları başlamış oldu. Bu muhaliflerin ve isyancıların son hedefi, Arapların İran üzerindeki hakimiyetini kaldırmaktı. Bu çatışma ve çekişmelerde artık İslâm dini ile muhalefet etmenin bir anlamının olmadığı da açıktı. Zira İranlıların büyük bir kısmı, bu zamana dek İslâm dinine girmiş ve İran’da hakimiyet ve egemenlik kendilerinin ve dindaşlarının eline geçmiş bulunuyordu. O halde eğer bir isyan veya hareket başlatılacak ise görünürde İslâm bayrağı ve din örtüsü altında, hakkı savunma ve batıla üstün gelme görüntüsünde, hakikatte ise bir süre önce Ebû Muslîm-i Horâsânî’nin yapmış ve başarmış olduğu hareketin aynısı olmalıydı. Bu kez daha geniş bir adım atmak ve Hârûn Reşîd’in (ö.192/808) iki oğlu arasında babasının yerine geçme yüzünden meydana gelen ihtilaftan yararlanmak üzere daha tecrübeli komutanlık sırası Horâsân’ın ileri gelenlerinden olan Zu’l-Yemineyn lakaplı Tâhir b. Huseyn’deydi. O ve tüm Horâsânlılar, özellikle Fazl b. Sehl-i Zu’r-Riyâseteyn ve Huseyn b. Sehl, bilindiği gibi İranlı bir anneden dünyaya gelen Hârûn’un oğlu Me’mûn’un tarafını tuttular. Tâhir, Horâsânlıları püskürtmek için gelmiş olan Zubeyde-i Hâşimî ve Hârûn’un oğlu olan Emin’in ordularını yendi, Bağdat’ı 198/813 yılında kuşatıp ele geçirdi, Emin’i öldürdü ve Bermekîlerin katliamından sonra Arap taraftarlarının eline geçmiş olan İslâm devletinin yönetim ve idarî işlerini yeniden İranlı kişilerin eline verdi. Kendisi de Me’mûn’a yapmış olduğu iyiliğin karşılığı olarak 205/820 yılından itibaren Bağdat’ın batısında bulunan vilayetlerin tümünü İslâm memleketlerinin doğu ucuna kadar her yeri Me’mûn’dan aldı. Böylece tüm İran’ın yarı bağımsız yönetimi, İran asıllı birinin eline geçmiş oldu. Bu yarı bağımsız hükümet, veraset şeklinde Tâhir’in ölümünden sonra (207/822) oğullarına geçti. Bu durum, 259/873 yılına kadar bu şekilde devam etti. Bundan sonra bu hanedan, Muhammed b. Tâhir’in hakimiyeti zamanında Yakûb-i Leys eliyle ortadan kaldırıldı, yerini Bağdat’a itaat etmeği ya da kendisi için emri oradan almayı gerekli görmeyen tam bağımsız bir hükümete bıraktı.