Ganimet ve mağnemin anlamı, cahiliye döneminden sonra iki defa değişikliğe uğradı: Biri İslâm yasamasında ve diğeri ise Müslümanlar tarafından. Öyle ki bu iki sözcük Müslümanlar açısından yağma ve savaşla aynı anlama geldi. Şöyle ki: Örneğin dili Arapça olan bir kişi, "selebehu selben" dediğinde, savaştığı kişiyi soyarak onun elbise, silah, binek ve beraberinde olan her şeyi aldığını kastetmektedir. Bunun çoğulu da "eslab"dır. "Harebehu harben" dediğinde ise, sahip olduğu her şeyi aldığı ve ona bir şey bırakmadığını kastetmektedir. Huribe'r-ricalu malehu" dendiğinde ise, sahip olduğu her şeyin yağmalandığı anlamına gelir. İsm-i mef'ulü "mehrub", sıfat-ı müşebbehesi "harîb", çoğulu ise "har-ba ve hurebâ" kalıbında gelir. Yağmalanan mala, "harîbet" denir. "Ahaztu harîbetehu", kişinin yaşamasında etken olan ve yaşamının bağlı olduğu malları aldım anlamında kullanılır. "Ahrebehu" ise, düşmanın malını almak için yol gösterdim anlamına gelir. "Nehebehu ve nehibehu" bir mal birinden zorla alındığı zaman kullanılır. "Nehb, nuhba ve nehîba", malı zorla almak demektir. Ço-ğulu, "nihab ve nuhûb"tur. Bu kelimenin anlamı da baskın ve yağmanın bir çeşididir. "Enhabe ırzahu ve malehu", malını ve namusunu istediğine mubah kıldı anlamına gelir. Yukarıda geçen sözcükler lügat kitaplarında bu şekilde açıklanmış, hadis ve siretlerde de bu anlamda kullanılmış ve sahabe tarafından da aşağıdaki şekilde kullanılmıştır: Hadiste şöyle geçmiştir: "Men katele katîlen fe-lehu selebuh." Yani, öldürülenin beraberindeki malları almak onu öldürene düşer. Resulullah (s.a.a) kendisinden Medine'de şarkı söylemek için izin isteyen bir şarkıcıya, "Ve ahleltu selebeke nuhbeten li-fityani ehli'l-Medine." Yani, Medine gençlerine tüm mal varlığını yağmalamaları için izin veriyorum." buyurdu. Hz. Resulullah (s.a.a), Huneyn Savaşı'nda Ebu Süfyan b. Harb, Safvan b. Ümeyye, Uyeyne b. Hisn,Akra b. Habis'e yüz deve ve Abbas b. Mirdas'a daha az verince Abbas itirazını şu beyitlerle dile getirdi: (E'tec'elu nehbî ve nehbe'l-Ubeyd Beyne Uyeynet-i ve'lakra') Ganimetten benimle Ubeyd'in payını Uyeyne ve Ekra'dan az mı yapıyorsun?! Yine Kureyş Bedir Savaşı'nda diyordu ki: "Uhrucu ila hirabi-kum", yani düşmanın mal varlığını ele geçirmek için ileri! Veya Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Ve in kaadu kaedu mevturîne mehrubîn." Yani; Eğer oturacak olursanız varınızı yoğunuzu kaybedersiniz. Veya Ömer'in şu sözü gibi: "İyyakum ve'd-deyn. Fe-inne evvelehu hemmun ve ahirehe harbun." Yani, "Borç almaktan sakının; çünkü onun başı üzücü ve sonu ise zavallılıktır." Ve sahabe dönemi tarihinde ise şöyle geçmiştir: Muaviye, Şam sınırları dışındaki Müslüman bölgelere saldırmak için görevlendirdiği Süfyan b. Avf el-Gamidî'ye şöyle tavsiyede bulundu: Seninle aynı görüşte olmadığını gördüğün herkesi öldür, yolun üzerindeki şehirlerin sakinlerinin tüm mallarını yağmala (ve ihribi'l-emval); çünkü mallarını yağmalamak onları öldürmek gibi yürek yakıcıdır. Burada Muaviye'nin maksadı, onların mal varlıklarını ellerinden almaktır. Ve bir hadiste de şöyle geçmiştir: Hz. Resulullah'ın (s.a.a) ashabı birkaç koyun yağmalayarak kesip pişirdiler. Fakat Resulullah (s.a.a) onlara buyurdu ki: Yağmalanmış malı yemek haramdır; o hâlde kazanları devirin ve bu eti yemeyin. Kabil Savaşı'nda ise, İslâm ordusu gördükleri birkaç koyunu yağmaladılar. Abdurrahman münadinin şöyle bağırmasını emretti: Ben Hz. Resulullah'tan (s.a.a), "Kim bir malı yağmalarsa bizden de-ğildir." buyurduğunu duydum. Koyunları geri verin. Onlar da kabul ederek koyunları geri verince Abdurrahman koyunları onlar arasında eşit bir şekilde bölüştürdü. "Selb, nehb ve harb" sözcüklerinin anlamı budur. "Ganimet ve mağnem" sözcüklerine gelince, Ragıb ve Ezherî "gunm" sözcüğüyle ilgili şöyle yazmaktadırlar: "Gunm" anlamı bilinen bir kelimedir. [Ganimet malı] "Ganm" kelimesi ise, ganimet malına ulaşmak demektir. Daha sonra düşmandan ve başkalarından elde edilen her şey için kullanıldı. Kur'ân-ı Kerim'de şöyle geçer: "Bilin ki elde ettiğiniz [ğanimtum] şeylerin..." veya "Elde ettiğiniz [ganimtum] helâl ve temiz şeylerden yiyin." "Mağnem" ise, elde edilen şeylere (kâr, yarar) denir; çoğulu ise "meğanim"dir. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: "Allah katında çok yararlar, ganimetler [meğanim] vardır." İbn Menzur'un Lisanu'l-Arab'ında, Ezherî'nin Tehzibu'l-Lü-gat'ında, İbn Kesir'in Nihayetu'l-Lügat'ında ve Mu'cemu'l-Elfazi'l-Kur'ân'da "gunm"un bir fayda ve ganimet elde etmek olduğu geçer. Daha sonra düşman ve diğerlerinden elde edilen her şeye "gunm" denmiştir. "Ganime", "semia" kalıbında kullanılır. "Mağnem" ise, elde edilen şeylere (kâr, yarar) denir; çoğulu ise "meğanim"dir. Ve yine "ganm", bir şeye zahmetsiz ulaşmak demektir. Yine İbn Esir'in Nihayetu'l-Lügat'ında, "İpotek bırakılan mal, ipotek bırakan kimsenindir, kârı da onundur, zararı da." hadisinin açıklamasını yaparken, hadiste geçen "gunmuhu"nun onun fazlalık, kâr ve fiyat artışı anlamında olduğu vurgulanmıştır. Sihah-i Cevherî'de ise "mağnem" ve "ganimet"in aynı anlamda olduğu geçer. Bu sözcük hadiste elde edilen kâr anlamında geçmiştir. Sünen-i İbn Mâce'nin "Mâ Yukalu İnde İhraci'z-Zekât" bölümünde Resulul-lah'ın (s.a.a) şöyle dua ettiği geçer: "Allahummec'elha mağnemen ve la tec'elha mağremen", yani; "Allah'ım! Onu yarar sebebi kıl, zarar nedeni değil." Müsned-i Ahmed'de Hz. Resulullah'tan (s.a.a) şöyle rivayet edilmiştir: "Ganimetu mecalisi'z-zikri, el-cennetu", yani, zikir meclislerinin kazandırdığı şey, cennettir. Mübarek ramazan ayıyla ilgili olarak, "Huve gunmun li'l-mu'-min" şeklinde bir niteleme geçer. Yani: O, mümin için bir yarardır. Kur'ân-ı Kerim'de ise şöyle geçmektedir: "Fe-indellahi meğanimu kesîre." Yani, "Allah'ın yanında çok ganimetler var.
|