Cuma 10 Eylül 2010 - 22:55

الجمعة ٢ شوال ١٤٣١

شنبه ۲۰ شهريور ۱۳۸۹ - ۰۰:۲۵

Kullanıcı adı:

Şifre :

Şifremi Hatırla
Şifremi unuttum   aktivasyon
Üye ol
    

Bu bilim dalı, anlamın değişik şekillerde açıklanması niteliği üze­rine ku­rulu­dur. Kitabet, Hitâbet, inşâ, şiir vb. gibi konular olup bunlar da kendi içinde hitye, lafızlara bağlı bilimler (harflerin mahrec ilmi, lügat ilmi, iştikak ilmi ve sarf ilmi) ve mürekkeblerle ilgili bilimler (nahiv, an­lam, beyan, bedi’, aruz, kafiye, karzu’ş-şi’r, inşâ ilmi, muhazara ilmi, divan ilmi, tarih ilmi) gibi dallara ayrıl­maktadır.

İslâmî dönemin başlarında “Edeb”, bu zikredilenler derece­sinde geniş de­ğildi. Fakat gitgide Müslümanların değişik medeniyet­lerle ve farklı bi­limlerle ta­nışmasıyla, ayrıca fikrî ilim ve üslupların ge­lişmesiyle aynı şe­kilde Arap olma­yan milletlerin Arap dilini ve kaidele­rini öğrenme ihtiyacı ile birlikte büyük oranda bir yayılma kaydetti ve Müslümanlar arasında revaç bulan önemli bilim dalların­dan biri ha­line geldi. Bu gelişim süre­cinde doğrudan etki bırakmış olan etkenler­den birisi, hiç şüphesiz İran’ın millî edebiyat, tarih, hikaye ve destan ki­taplarının ve hikmet, ata­sözü, ah­lâk ve buna benzer eserlerin Pehlevî dilinden Arapçaya aktarıl­ması; bir di­ğeri de Süryanîce, Yunanca ve İran’a ait birçok müfredat, söz ve kavramla­rın kitap tercümesi ve bilim dallarının incelenmesi yoluyla Arapçaya gir­mesi­dir. Bir diğer etken de Müslümanların Yunan, Süryanî ve Pehlevî edebiyat bilimleriyle tanış­maları ve bu alandaki çalışmalarıdır. Bu ve buna benzer etken­ler, baş­langıçta sade ve bilimsellikten uzak olan Arap edebi­ya­tının yükseliş ve te­kamül yoluna adım atmasının ve önemli İslâm edebi­yatının ortaya çıkmasının kaynağı oldu. Bu konuda İranlıların payı ve et­kisi kesin ol­du­ğundan dolayı da bunlarla ilgili olarak kısa ve özet ha­linde de olsa birkaç söz söylememiz gerekli ve yerinde olacaktır.

Arap edebiyatı biliminin başlangıcı, “İlmu’r-rivaye=Rivayet bi­limi” olup, Arap kültürüne bağlı tüm konuları kapsar. Özellikle de şiir, atasözü, hikaye, ta­rih, nesepler ve haberler bunların başında gel­mektedir. Bu ko­nuları ezberlemek ve rivayet etmekle uğraşan kimseye “Râvî” veya “Râvîyye” denir. Raviler, cahiliye dönemi ve İslâm’ın ilk dö­nemi Arap dü­şünce ve eserleri konusunda sahip olduk­ları geniş bilgi­den dolayı Arap edebiyatına bağlı farklı konulardaki her türlü fay­da­nın kaynağıydılar. Bu sebepten dolayı Arap dili ve edebiyatı kural ve kaideleri­nin dü­zenlenme dönemi olan Abbâsî dönemi başlarında bu gruba karşı büyük bir ilgi baş­ladı. Halifeler, onları teşvik et­mek amacıyla büyük miktarda mal harcadı­lar. Bu da ravilerin çoğal­masına ve bunlar arasında büyük bir bilgi biri­ki­mine sa­hip olan zikre­dilmeye değer bir kesimin ortaya çıkmasına söz ko­nusu oldu ki bunların büyük bir kısmı İranlı ve velayet sahibi kimseler­dendi. Mu‘allakâti’s-Sab‘a’nın derleyicisi Hammâd b. Şâpûr-i Deylemî (ö.155/772), “Haleful-Ahmer” diye bilinen Halef b. Hayyân-i Fergânî (ö.180/796), lügat bili­minde ve değişik Arap kabilelerine ait olan şiirleri tanıma ko­nusunda meşhur olan Ben-i Şeybân valilerinden Ebû ‘Amr eş-Şeybânî (ö.206/821), Ebû ‘Ubeyd Kâsım İbn Sellam-i Herevî (ö.224/839), Ebû Hâtem-i Sistânî (ö.255/869) vb. kimseler bunlardandır. Bu ravilerin değişik edebî konulardaki telifleri ve Arapça haber, atasözü, şiir ve ne­sep­ler alanında derleyip topladıkları şeyler, kendilerinin edebî araş­tırma ve teliflerindeki edebiyat bilimlerinin temel sermayesi oldu.

Hicretten sonraki ilk üç yüzyılda İranlı Müslümanlar, Arap dilini öğ­ren­meye duy­dukları ihtiyaç nedeniyle onun kaide ve kurallarının ortaya çıkması ve düzen­lenmesi noktasında büyük bir çaba harcadılar. Nite­kim Arap dilbil­gisinin ilk dü­zenleyicilerinin bunlar olduğunu söylemek gere­kir. Arap dil­bilgisini araştıran ilk merkezler, iki eski İran şehri olan Basra ve Kufe şe­hirleri, o esnada yarı Arap yarı İranlı iki şehre dönüşmüş ve Arap çöl be­devilerinin ve şehirde oturanların bu­luşma yeri ve asil Arap dili ile ilgili bilgileri toplama konusunda en iyi mer­kez­lerdi. Arap nahvi ve sarfının araştırma konusu edildiği bu iki mer­kezde, meşhur bir grup İranlı bilim adamı işe koyulmuşlardı. Nahiv alanında en büyük ve en kapsamlı ilk eser olan El-Kitâb adlı eserin sa­hibi olan Sibeveyh-i Fârsî (ö.183/799) ve onun öğrencisi Ahfeş-i Hârezmî (bunların ikisi Basra edebiyat merke­zine men­suptur), Kisâî-yi Fârsî (ö.189/805) ve öğrencisi Ferrâ (Bunların ikisi Kufe edebiyat merkezi mensubudur) ve şimdilik isimlerini zikretmeği bir ke­nara bı­raktığımız dikkate değer bir başka kesim buna örnektir.

Lügat ve belâgat bilimi alanında da bu üç yüzyılda çalışmalar ol­muş ve Halil b. Ahmed (Lügat bilimi alanındaki el-‘Ayn adlı kitabın ya­zarı), Mecâzu’l-Kur’ân kitabının sahibi Ebû ‘Ubeyde Mi’mer b. Mesnâ ve Kitâbu’l-Fesâhe’nin sa­hibi Ebû Hâtem-i Sistânî gibi büyük bilim adamları ortaya çıkmıştır.

Total Visit: 1
Total Rank:
Total Rankers:
Total Comments:

Oy vermek için yetkiniz yok. Lütfen giriş yapınız.