Bazı rivayetlerde yüce Allah'ın zilhicce ayının dokuzuncu günü akşamı "Arafat" denilen yerde Hz. Adem'in tövbesini kabul edip onu bağışladığı geçer. Bu nedenle Hz. Cebrail (a.s) güneş batmak üzereyken Hz. Adem'i Meş'ar'e götürdü ve Adem o geceyi orada geçirdi. Hz. Adem o gece Meş'ar'de Allah'a ibadet etti, tevbesini kabul ettiği için Rabbine şükürde bulundu. Ertesi gün (ikinci gün) sabahleyin vahiy meleği onu Minâ'ya götürdü; Âdem (a.s), tövbesinin kabul edilip günahlardan temizlenmiş olmasına binâen -bunu bir anı olarak daima anıp yaşatmak için- o gün orada saçlarını kesti. Yüce Allah da bu kutlu günü Adem ve evlâtları için bayram ilân etti ve Âdem'in (a.s) bu iki günde gerçekleştirdiği amelleri kıyamet gününe kadar hac menâsikinin değişmez kurallarından saydı. İşte bu nedenledir ki Beytullah'ı ziyaret eden hacılar, tövbe ve günahlarının affedilmesine karşılık âlemlerin Rabbine şükranda bulunarak zilhiccenin 9. günü öğleden akşama kadar Arafat'ta bulunurlar; o günün gecesini Meş'aru'l-Haram'a giderek orada Allah'ı zikrederler, onuncu günde ise Minâ'-da saçlarını tıraş ederler. Allah (c.c) Hz. İbrahim, İsmail ve Hâce-r'in (a.s) amellerini de bunlara ekleyerek tamamını "hac amelleri" olarak kararlaştırmıştır. Görüldüğü gibi hac amellerinin tamamı, Allah'ın sâlih kullarının bu tür eylemleri ve bu eylemlerin zaman ve mekânlarının saygı ve takdirle anılması ve böylelikle söz konusu eylem ve davranışların süreklilik ve canlılığının korunmasıdır. Burada insanların uğursuz amellerinin yapılan mekâna yansı-masına da bir örnek vermek istiyoruz: Sahih-i Müslim'de şu ilginç olay nakledilmektedir: Resul-i Ekrem efendimiz (s.a.a) ordusuyla Tebük Savaşı günlerinde Semud kavminin harabeleri yakınındaki Hicr denilen mıntıkada konakladı. Hz. Peygamber'in ashabı, Se-mud kavminin kuyusundan su çekip içtiler; bu suyla hamur yoğurdular, yemek pişirdiler. Allah Resulü (s.a.a) meseleyi öğrenir öğrenmez yemeklerin yere dökülmesini ve hamurların da develere yedirilmesini emretti. Sonra da orduyu hareket ettirip Hz. Salih'in devesinin su içtiği kuyunun yanında mola verdirdi. Ayrıca, Allah'ın gazabına uğramış olan bu kavimden geriye kalan harabelerde oturulmamasını buyurarak "Onların başına gelenlerin sizin başınıza da gelmesinden korkarım." buyurdu.[1] Yine Müslim Resulullah'ın (s.a.a) şöyle buyurduğunu yazar: "Kendine zulmetmiş olanların evine girmeyin; (mecbur olursanız) ağlayarak -veya ağlar bir hâlle- girin ki onların başına gelenler sizin de başınıza gelmesin." Hz. Resulullah (s.a.a) bunları söyledikten sonra hızla oradan uzaklaştı. Buharî, olayın bu kısmını şöyle anlatır: ...Hz. Resulullah (s.a.a) böyle buyurduktan sonra başına bir örtü çekerek aceleyle o vadiden uzaklaştı... Ahmed b. Hanbel de "...Hz. Resulullah (s.a.a) sözlerini bitirir bitirmez, bineğinden inmeksizin ridasını başına çekip..." ibaresiyle aynı olayı Müsned'inde zikretmektedir.[2] Semud kavminin yaşadığı mıntıka ve onların su kuyularının uğursuz olarak adlandırılmasının yegane nedeni, elbette ki bizzat Semud kavmi ve bu kavmin çirkin amellerinden başka bir şey değildir. Söz konusu bölge, Semud kavminin adını taşıdıkça, Allah Resulü'nün (s.a.a) döneminde olduğu gibi bugün de "uğursuz" bilinecek ve bu etki, Allah istediği zamana kadar öylece sürüp gidecektir. Hz. Salih'in devesinin su içtiği pınarın uğurlu ve teberrüke değer sayılmasının yegâne nedeni de yine bizzat o mübarek deve değil midir? Bu pınar da "uğurluluk" vasfını o güne değin sürdürmüş olup ilâhî takdirin belirlediği bir geleceğe kadar sürdürmeye de devam edecektir. Kaldı ki, yüce Allah indinde Hz. Salih'in (a.s) devesinden daha aziz olan Hz. İsmail (a.s) ve yine o devenin su içtiği pınardan daha uğurlu olan "Zemzem Suyu" için de durum aynıdır; "Zemzem"in halâ süregelen ve kıyamete değin de sürecek olan uğur, kutluluk, bereket ve değerliliğinin yegâne sebebi, bizzat Hz. İsmail (a.s) değil midir? Yine yüce Allah'ın bazı vakit ve günleri kutlu, uğurlu ve mübarek saymasının nedeni, o günde sâlih kullarına ettiği lütuf ve ihsandan kaynaklanmaktadır. Bunun bir örneği cuma gününün kut-luluk ve bereketidir. Sahih-i Müslim'de şöyle geçer: Yüce Allah Hz. Âdem'i (a.s) cuma günü yarattı ve yine cuma günü onu cennete soktu…[3] Bu ve benzeri şekilde, yüce Allah'ın bu günde sâlih kullarına ettiği lütuflardan dolayıdır ki cuma gününe kutluluk ve bereket kazandırmış ve cumanın "uğurlu" bir gün olarak tanınmasını sağlamıştır. Yüce Allah Kur'ân-ı Kerim'de şöyle buyurmaktadır: Ramazan ayı, insanlar için hidayet olan ve doğru yolu ve hakla batılı birbirinden ayıran apaçık delil ve belgeleri -kapsayan- Kur'ân onda (ramazan'da) indirilmiştir.[4] Ve yine Allah, (c.c) Kadir Suresi'nin 1-3. ayetlerinde "Biz Kur'-ân'ı Kadir gecesi indirdik... Kadir gecesi bin aydan daha hayırlıdır." buyurur. Kadir Gecesi'nde Kur'ân'ın Resul-i Ekrem efendimize (s.a.a) nâzil olması, bu gece ve onun bulunduğu ramazan ayına özel bir değer ve kutluluk kazandırmış, bu mübareklik ve kutluluk, günümüze değin sürmüş ve kıyamete değin de sürecektir. Görüldüğü üzere Allah'ın sâlih kullarının amellerine şehadette bulunan zaman ve mekânlar, bu nedenden ötürü haklı olarak kutlu, uğurlu ve bereketli sayılmışlardır. Bu sâlih kulların söz konusu sâlih amelleri işledikleri mekân ve zamanı uğurlu ve bereketli kabul edip o zaman ve mekânlarda söz konusu amelleri tekrarlamak suretiyle bu amelleri anmamız ve böylelikle sürekli onların değerini ve canlılığını korumamız emredilmiştir ki bu da, söz konusu taklit ve anma neticesinde bizim de aynı şeylerden etkilenip o doğrultuda hareket etmemizi sağlayacak; başka bir deyişle o amellerin bereket ve kutluluğundan nasiplenmemize neden olacaktır. Bu nedenledir ki iki cihan serveri Hz. Resulullah'ın (s.a.a) doğum günü, yüce Allah'ın Resulullah'ı Mescidu'l-Haram'dan Mescid-i Aksâ'ya götürdüğü ve İsrâ Gecesi (Mirac Gecesi) diye bilinen gece, Allah Resulü'nün peygamberlikle görevlendirildiği Bi'set Günü... gibi İslâmî anlam, işaret ve mesajlar taşıyan mübarek zaman ve günlerin önemle anılması ve bu günlerin anısının özel program ve merasimlerle daima canlı tutulup süreğenliliğinin korunması, insanlar üzerinde fevkalâde yapıcı ve eğitici etkiler bırakmaktadır. Bahsimizi noktalarken, meselâ Hz. Resulullah'ın (s.a.a) mübarek doğum günü veya Bi'set yıldönümünde Allah'ın rızasını umarak ve Hz. Peygamber'in yolunu izleyip sünnetine daha sıkı sarılmayı hedefleyerek yapılan anma programları ve -sevabının ona ulaşacağı ümidiyle Allah rızası için ihsanda bulunup yemek verme ve insanları davet etme gibi hayra yönelik- merasimlerin İslâm ümmetine hayır ve fayda sağlayacağını bir kez daha belirtiyor; bunların sahih İslâmî kaynaklarda belirtildiği şekilde tertiplenmesinin mutlaka faydalı olacağını, bu programların, bazı tasavvufçularca sonradan icat edilen hurafe ve bid'atlerden temizlenmesi gerektiğini de önemle hatırlatıyoruz. |