Bu yeni bilim merkezinin ilk büyük işi, bilimlerin Arap diline tercüme edilmesi ve çöl Arapçasının bir bilim dili haline getirilmesiydi. Bu iş, yani bilimlerin çeviri ve aktarımı, bir grup büyük alimin eliyle başlamış oldu. Bunların bir kısmı adı geçen İran merkezlerinin dışındaki yerlerden özellikle de Fırat nehri sahillerindeki merkezlerden geliyorlardı. Bir diğer büyük grup da İran’ın bilim merkezlerinden Bağdat’a yöneliyorlardı. Bu büyük mütercimlerden –ki bunların bazıları ilk bilimsel eserlerini de Arapça olarak yazmışlardır– bazılarını aşağıda zikrediyoruz:
Buhtîşû’un oğlu Corcîs ve onun oğlu Buhtîşû’ ve torunu Cebrail-i Gundişâpûrî. Bunlar, Mansûr döneminden Abbâsî halifesi Hârûn dönemine kadar Bağdat’ta çeviri ve telif işiyle uğraştılar.
Hârûn döneminden itibaren Bağdat’ta tıp bilimiyle ve tıp kitaplarının çevirisiyle uğraşan ve bir süre bilimsel kitapların toplandığı, okunup incelendiği ya da çevrildiği bir merkez olan Bağdattaki Beytu’l-Hikme’nin başkanlığını yürüten Mâsûye’nin oğlu Yuhanna da tıp alanındaki kitapları telif etmekten geri kalmadı.
Rebben-i Taberî, Merv Bilim merkezinde yetişmiş olup tıp, astronomi ve matematik alanında başarılıydı. O da İskenderiyeli matematik alimlerinden olan Ptolemaios’un el-Micistî adlı eserini Yunanca’dan Arapçaya kazandırdı.
Mansûr’un müneccimi Nevbaht-i Ahvâzî ve oğlu Ebû Sehl-i Horşâzmâh, matematik kitaplarını Pehlevî dilinden Arapçaya tercüme eden kişilerdi.
Ferhân-i Taberî’nin oğlu Ömer de Hâlid-i Bermekî’nin oğlu Yahyâ’nın ve Sehl-i Zu’r-Riyâseteyn’in oğlu Fazl’ın hizmetinde bulunmuş ve Abbâsîlerden Me’mûn için birkaç kitabı tercüme etmiştir.
Habîb’in oğlu İbrahim ve oğlu Muhammed Fezzârî-yi Bâlûlâ, ikisi de büyük müneccim ve matematikçilerden olup Hintçe yazılmış olan matematik kitaplarını Arapçaya aktaran ilk kişilerdendir. Meşhur eserleri, Hintçe’den Arapçaya tercüme ettikleri matematik ve astronomi mecmuası olan es-Sindu Hindû’l-Kebîr olarak tanınmış olan ve uzun bir dönem Müslüman müneccimlerin yararlanma konusu olan Siddhântâ’dır. Meşhur matematikçi Mûsâ-yi Hârezmî’nin oğlu Muhammed, bu eserin bir özetini derledi. Bu da uzun bir süre yararlanma konusu oldu.
Zic-i Şehriyâr’ın mütercimi Ali b. Ziyâd-i Temîmî; Yûsuf-i Nakil (mütercim); doktor Çehârbaht’ın oğlu, Gundîşâpûrlu eczacı ve Galenos’un bir kısım kitaplarının mütercimi İsa; Pehlevî dilinden Arapçaya değerli edebiyat ve tarih kitaplarının mütercimi ve yazarı Dadeviye oğlu Rûzbih (Abdullah b. El-Mukaffa), Aristo’nun bazı mantık kitaplarını da bu dilden Arapçaya tercüme etmiştir.
IV/X. yüzyılda ve bir kısmı V/XI. yüzyıl başlarına kadar yaşamış olan çok ünlü son İranlı mütercimlerden, ünlü hekim, müellif ve mütercim Ebû Zekeriyyâ Yahyâ b. Adî el-Mantıkî (ö.364/974); meşhur hekim, mütercim ve müellif Ebû’l-Hayr-i Humâr (Hasan b. Suvâr b. Baba ibn Behrâm); Hintçe felsefe, tıp, astronomi ve hikaye kitaplarından bir kısmını Arapçaya nakleden büyük düşünür ve ünlü matematikçi Ebû Reyhân-i Bîrûnî (ö.440/1048) ismini saymak gerekir.
Tüm bu İranlı ve İranlı olmayan mütercimler aracılığıyla mantık, metafizik, tıp, hendese, hesap, heyet, astronomi, kimya, ziraat vb. alanlarda birçok kitap Arapçaya aktarıldı. Bu yolla değişik meşhur milletlerin bilimleri ve dünyanın ilk dönemindeki Hindistan’dan tutun da İskenderiye ve Yunan’a kadar tüm bilim adamlarının eserleri, Müslüman alimlerinin elinin altına girdi. Müslümanlar, bu kitaplar üzerinde yaptıkları okuma, inceleme ve değerlendirme yoluyla Yunan, Hint, İran ve diğer medeniyetlerin bilimiyle tanışmış oldular. Onları birbirine katıp kendi yaptıkları inceleme, deney ve tecrübelerle kimi bilimlere eklemede kimilerinde de çıkarmalarda ve düzeltmelerde bulundular. Tüm bu bilimlerin tekamül dönemi ve Müslümanların bilimlerin nakledilmesi ve düzenlenmesi yolunda çalışmalarından faydalandıkları devre, yeri geldiğinde de anlatılacağı üzere IV/X. yüzyıldır.
Bu büyük bilimsel harekette yer almış olan İranlı alimler, çeşitli ve her biri kendi işinde meşhur olup bilim dünyasının ilerlemesi noktasında inkar edilemez bir etkiye sahiptirler. Bu bilim adamlarından bazıları yaptıkları bilimsel tercümelere ilave olarak değişik bilim dallarında telifler de kaleme almışlardır. Bundan önce mütercimler bölümünde bunları zikretmiştik. Onlar dışında bu üç yüzyılda başka alimler de İslâmî ilimler alanında bilimin ilerlemesi için katkılarda bulunmuşlardır. Şunlar gibi:
Ahmed b. Abdullah Hâsib-i Mervezî (ö.220/835), kendisine ait olan Kitâbu’l-Eb‘âd ve’l-Encâm ve Kitâbu Zic adlı eserler elde mevcuttur.
Me’mûn’un çağdaşı olan Ebû Abdullah Muhammed b. Mûsâ-yi Hârezmî, bilim tarihinde çok üstün bir makama sahip olan eski dünyanın matematik alanının en büyük alimidir. Onun Arapça aslının kayıp olduğu fakat Latince tercümesinin elde mevcut olduğu Hesap kitabı, Hint hesap usulünün İslâm ve Hıristiyan dünyasına tanınması noktasında önemli bir etkiye sahiptir. Cebir ve orantı biliminin olgunlaşması noktasında dünya bilim adamları arasında büyük bir paya sahiptir. Onun bu alandaki eserlerinden biri Arapça adıyla Kitâbu’l-Muhtasar fi Hisâbi’l-Cebr ve’l-Mukâbele adlı kitabının Latince ve İngilizce tercümesi mevcut olup meşhurdur.
Ebû’l-Abbâs Fazl b. Hâtem-i Tebrîzî, III/IX. yüzyılın bir diğer ünlü matematikçi müelliflerindendir (ö.309/921 yılı dolayları). Öklides’in Kitâbu’l-Usûl adlı kitabının şerhi ve Simtu’l-Kıble adlı kitap ona ait olup basılmıştır.
Bu yüzyılın büyüklerinden Hârezmî, yani Muhammed b. Kesîr-i Fergânî’nin adı, İslâm aleminde Latince yazan yazarlar üzerinde büyük bir etki bırakmış olmasından dolayı zikredilmeye değerdir. Onun eserlerinden usturlab ile ilgili iki risale ve astroloji bilimi usulüyle ilgili kitabının Latinceye çevrileri elde mevcuttur.
Varlıklı bir Horâsânlı aileden dünyaya gelmiş olan Mûsâ b. Şâkir-i Horâsânî’nin çocukları (Muhammed, Ahmed, Hasan), Bağdat’ta matematik alanındaki telif, tercüme ve araştırma ortamını geliştirmiş ve diğer İranlılar gibi bu bilimlerin ilerlemesi yönünde büyük etkiler bırakmışlardı. Bu üç kardeşten Muhammed (ö.259/873), hepsinden daha ünlü olup ona ait olan “Kitâbu’l-Mahrûtât” adlı kitap büyük bir üne sahiptir. Hâce Nâsıreddîn-i Tûsî, bundan yararlanarak bir eser yazmıştır. Bu kardeşlere ait olan “Ma’rifetu’l-Eşkâli’l-Basîte ve’l-Kurriye” adında bir başka eser de elimizde mevcuttur.
Meşhur matematikçi Ebû Ma’şer Cafer b. Muhammed-i Belhî, çeşitli eserleriyle günümüzde de eski dünyanın çok büyük matematikçi bilim adamları arasında sayılan bir konuma sahiptir. Onun eserlerinden on iki kadar kitabı elde mevcuttur. Bunlardan birisi de Farsça’ya Risâle der İttisâl-i Kevâkib ve Kırânât adıyla çevrilmiş olan Kırânâtu’l-Kevâkib adlı kitabı olup elde mevcuttur.
Bu bilim adamlarının ve bunlara benzer diğer birkaç büyük matematikçinin II/VIII. ile III/IX. yüzyılda İranlılar arasından çıkmış olması, matematik, heyet ve astronomi bilimlerinin Sâsânîler döneminde yükselişinin en üst derecelerine ulaştığı gerçeğinin bir göstergesi olup eskiden beri İslâm dünyası araştırmacılarının bunu kabul ettiği bir gerçektir.
Bu üst derecenin aynısını İranlılar, tıp bilimleri alanında da göstermişlerdir. İran merkezleri arasında bundan önce de zikredildiği üzere Gundîşâpûr, tıp bilimi alanında etkin ve üstün bir makam bulmuş ve bu merkezde, İran, Yunan ve Hint tıp bilimleri birbirine karışmış, bu yolla söz konusu bilim dalında önemli ilerlemeler gerçekleşmiştir. Nitekim görüldüğü gibi bu merkezin en ünlü hocalarının Bağdat’a gitmeleriyle birlikte onların bulundukları yerlerdeki ders ortamı da gitmiş oldu. Bu şehir de bir başkent ve siyasî merkez olmaktan bir anda bir tıp bilimleri merkezi haline dönüşmüş oldu. Dönemin en önemli ve en yetenekli tabipleri burada ders vermek ve telif yapmakla ilgilendiler.
Bunun üzerinden çok zaman geçmeden Huneyn b. İshak-i ‘Abbâdî (ö.264/877), kendine özgü eşsiz çabalarıyla Hippokrates ve Galenos’un eserlerinin Arapçaya tercüme edilmesi noktasında bu yeni merkeze Yunanca rengini de katmış oldu. Huneyn de Gundîşâpûr tabipleri gibi tıp kitaplarını Arapçaya tercüme etmeğe ilave olarak tıp alanında Kitâbu’l-‘Ayn ve Kitâbu’l-Mesâil gibi Arapça telifler de kaleme aldı.
Fakat ilk kez olarak İslâm medeniyeti içinde ünlü İskenderiye ve Yunan alimlerinin kitaplarının yerini tutacak esaslı bir tıp kitabı telif etmeyi başarabilen kişi, Mazenderanlı büyük alim Ali b. Rebben-i Taberî’dir. Babası Rebben Sehl-i Taberî, Merv ilim merkezinde yetişmiş kendi döneminin filozof, hekîm ve matematikçilerinden olup “Rebben” yani “Üstad” olarak lakaplandırılmıştı. Hıristiyanlık inancı üzerindeydi. Arap edebiyatında ve kendi döneminin bilim dallarında üstün bir yeteneğe sahip olan oğlu, ömrünün bir kısmını doğum yeri olan Taberistân’da geçirdi ve 224/839 yılına kadar Mâzyâr b. Kâren’in veziriydi. O özgürlükçü emirin düşmesinden sonra Bağdat’a gitti ve halife el-Mu’tasım billah’ın vezirliğine seçildi. Ondan sonra da el-Vâsık ve el-Mutevekkil’in hizmetinde bulundu ve Firdevsu’l-Hikme adlı kitabını el-Mutevekkil’in hilafetinin üçüncü yılında kaleme aldı. Bunun dışında tıp, eczacılık ve diğer konularla ilgili kitapları da vardır. Bunlar içinden ed-din ve’d-devle ve Hıfzu’s-sıhha adlı kitapları elde mevcuttur. İlk defa m.1928 yılında Berlin’de bastırılan Firdevsu’l-Hikme, aklî ve ilmî bir üslupla yazılmış ve yazılması esnasında büyük Yunanlı, İskenderiyeli, Hintli ve İranlı tabiplerin bilgilerinden yararlanılmış tıp bilimleri dalında kapsamlı bir kitaptır. Bundan dolayı bu kitap müellifin zamanına dek İslâm medeniyetinde en önemli ve en büyük tıp kitabı sayılmış ve İslâm tıbbının “Erkan-ı Erbaa=Dört Temel”inden biri olmuştur. Unutulmamalı ki İslâm tıbbının Erkan-ı Erbaa’sından olan diğer üç temel de büyük İranlı tıpçılar, yani Muhammed Zekeriyya-yi Râzî (III/IX. ve IV/X. yüzyıl), Ali b. Abbâs-i Mecûsî-yi Ahvâzî (IV/X. yüzyıl) ve Ebû Ali b. Sînâ (IV/X. ve V/XI. yüzyıl) tarafından kaleme alınmışlardır.