Arap propagandacısı zorba Emevî devleti yıkılıncaya dek durum bu şekilde devam etti. Nihayet İran halkı özellikle Horâsânlılar, Abbâsoğullarını Kufe’de, ondan sonra da İran’ın bir kasabası durumunda olan Bağdat’ta hilafet tahtına oturttular. Kendileri de dinî, siyasî, idarî, sosyal ve askerî tüm işlerin yürütülmesi için onların etrafında kenetlendiler. Abbâsoğullarının hilafetinden beri uzun bir zaman geniş İslâm memleketinin gerçek idareciliğini ve yöneticiliğini elinde bulunduran bu büyük kimseler, eskiden sahip oldukları ilmî bilgiler neticesinde, Sâsânî döneminin ilerlemiş medeniyet eserlerinden yararlanmış olmalarından dolayı Sâsânî dönemi geleneklerini ve adetlerini Bağdat’ta yeniden uygulamaya koydular. Yapmış oldukları değişik ıslahatların yanında bilim işiyle ve alimlerin teşvik edilmesiyle de uğraştılar. Büyük bir oranda kendilerinin etkisinde kalmış olan ilk Abbâsî halifeleri de bu yolda onlara eşlik edip Bağdat’ta alimleri toplama yolunda mal harcayıp onları Yunan, Süryanîce, Pehlevîce, Hintçe ve Nabatça dillerinden ünlü bilimsel kitaplar tercüme etmeye teşvik ettiler.
Bu yolda atılan ilk adım, ikinci Abbâsî halifesi Mansûr-i Devvânikî (136-158/753-775) döneminde atılmıştır. O, hastalığa yakalanmış olmasından dolayı, Gundişâpûr Hastanesi başkanını, yani ünlü İranlı Nasturî bir doktor olan Buhtîşû’un oğlu Corcîs’i Bağdat’a getirtip sonra da burada ikamet etme zorunda bıraktı. Ondan sonra da yavaş yavaş onun tanınmış alim, tabip ve eczacı talebelerinden ve iş arkadaşlarından bir grup insan, Bağdat’a gelmeğe başlayıp o şehirde yazım ve eğitim-öğretim alanını genişlettiler. Bu bilim adamları arasından Buhtîşû’un ailesinin seçkinlerinden başka Mâsûye’nin oğlu Yuhanna, Çehârbaht’ın oğlu İsa, Yûsuf-i Nakil (mütercim) ve Sehl oğlu Şâpûr gibi kimseler, İslâmî tıp tarihinde üstün bir makama sahiptirler.
Diğer yandan Abbâsî halifeleri, Mansûr döneminden itibaren, astronomi kurallarına olan inancın etkisiyle, İranlı büyük astronom ve matematikçilerden Nevbaht-i Ahvâzî ve oğlu Hurşâzmah-i Mekînî, Ebû Sehl ve Arapların valisi konumunda olan İranlı bir aile yani İbrahim b. Habîb-i Fezzârî ve oğlu Muhammed vb. gibi kimseyi kendi saraylarında topladılar. Bunlar da kendi telif ve öğretim işlerini bu kez Arap diliyle Bağdat’ta devam ettirdiler. Böylece adı geçen bilimsel merkezler yerine yeni bir bilimsel merkez, Abbâsî halifelerinin ve İranlı vezirlerinin ve yetkililerin maddî ve manevî gölgesi ve himayesi altında meydana geldi, Dımeşk ve Harran’dan, ayrıca Huzistân, Horâsân ve İran’ın diğer bölgelerinden birçok alimi kendine çekti. Çok geçmeden de eski dünyanın en büyük bir bilim merkezi haline gelerek İslâm devleti topraklarında birçok değişik bilim merkezinin ortaya çıkmasına kaynaklık etti.