Cuma 18 Mayıs 2012 - 04:43

الجمعة ٢٧ جمادى الآخرة ١٤٣٣

جمعه ۲۹ ارديبهشت ۱۳۹۱ - ۰۶:۱۳

Kullanıcı adı:

Şifre :

Şifremi Hatırla
Şifremi unuttum   aktivasyon
Üye ol
    

IV/X. yüzyıl sonlarına ve V/XI. yüzyıl başlarına kadar asil İranlı ha­nedanla­rın bir çoğu, hala sahip oldukları tüm eski gelenekleriyle ayakta durmak­taydılar. Bu hanedanlar, ülkenin siyasî işlerinde ve bi­limsel hiz­metlerinde söz sahibi ol­muş ve aralarından büyük in­sanlar çıkmıştır. IV/X. yüzyıl coğrafya yazarları ve gezginleri, İranlıla­rın güzel gelenekle­rinden geçmişteki “Ehl-i Buyutat”a saygı diye kabul etmişler ve Yakûb-i Leys döneminden itibaren önemli divan hizmetle­rinde bulunmuş ve yö­netimde pay sahibi olmuş bu hanedanlardan bir bölümü­nün ismini zik­retmişlerdir. Bu dönem İranlıları arasında bu hane­danların yücel­tilmesi ile birlikte nesep silsilesinin korunması ve nesep şerefinin ispatı önem arz etmekteydi. Kimi hanedanlar, kendi neseblerini olduğu şekliyle ya da id­dia et­tikleri şekilde korumaya ça­lışmakta, Özellikle de nesebe riayet etmek padişahlar için zo­runluydu. Nitekim kendi nesebini bir şekilde eski şah­lara ve pehli­vanlara ya da Sâsânîlere dayandırmayan III/IX. ve IV/X. yüz­yıl padi­şahlarından ya da padişahlık iddiasında bulunan kimselerden hiç­biri yoktu. Bu­nun dışında V/XI. yüzyıl başlarına kadar hala İran’da özel­likle de Horâsân ve Mâverâunnehir’de çokça bulunan ve tüm adet ve gele­neklerini koruyan kendi hanedanlarının soy asaletini koruma noktasında dayanıklılık ve hırslılık gösteren “Dihkanlar” sını­fından değişik hanedan­lar grubunu da zikretmek gerekir.

Böyle bir durumda tabii olarak eski İran adetleri IV/X. yüz­yılda ve V/XI. yüzyıl başlarında sahip olduğu gücü olduğu gibi koru­muş oldu. Yine ister sul­tanların sarayında ister halk ara­sında olsun tüm millî bayram ve tören­ler, sürek­liliğini korumaktaydı. İran’ın saltanatı, her tarafta Soğd ve Harezm’e kadar eski usule göre devam etmekteydi. Genellikle dinî bir içe­riğe de sahip olan eski inançların büyük bir kısmı, İslâm’ın dinî inançla­rıyla uyumluluk göstererek ye­rinde kalıp devamlılığını sürdürmüşlerdir. İran asıllı Sâmânî, Zeyyârî, Buveyhî, Harezmî ve Ferîgûnî padişahları, dikkatle kendilerini, eskiden beri kendileri için öğüt-nâmelerde ve sul­tanların ahit-nâmelerinde belirlenmiş olan görev ve gele­nekleri uygula­makla görevli saymaktaydılar. III/IX. ve IV/X. yüz­yıl İran’ının ba­yındır olması, yaşayan halkların müreffeh bir hayat ya­şaması, şehir­lerin, kasa­baların ve köylerin gelişerek çoğalması ve bu­ralarda yaşayan halkların artması, daha güçlü bir hale gelmesi, eski varlıklı hanedanların varlıklarını sür­dürmeleri, bu tür toplumsal bir yapının gölgesi altındaydı. Bu anlatı­lanlar, o dö­nemde ya da o döneme yakın dönemlerde yazılmış olan tarih ve coğrafya kitapla­rında açık bir şekilde görülmektedir. Hatta buralardan söz edildiği kadar hiçbir şehir ve kasa­badan söz edilmemiştir. Şahların ve emirlerin serveti de bu oranda olmuştur. Örneğin, İbn Havkal’ın aktardı­ğına göre, Sâmânîle­rin kendi halklarına karşı gösterdikleri olumlu ve adaletli dağıtımın yanında kendi varlıkları da son derece fazlaydı. İbn Havkal, Sâmânîler memleketinin nimet ve servet çok­luğu açısından meş­hur olduğunu açıklamaktadır.

Total Visit: 1
Total Rank:
Total Rankers:
Total Comments:

Oy vermek için yetkiniz yok. Lütfen giriş yapınız.