Ebû Muslîm’in Horâsân’daki isyanı, Ebû Tâlib ailesinin kendilerine “davet” emrini verdiğini iddia eden Abbâsoğulları Şiası taraftarlığıyla başladı. Bu başkaldırı, 129/746 yılında başladı ve ünlü Horâsânlı komutanın, Emevî halifeleri valilerine karşı göstermiş olduğu peş peşe zaferlerden sonra 132/749 yılında Abbâsî hilafetinin ilanı, “Saffâh” lakaplı Ebû’l-Abbâs Abdullah b. Muhammed’in peygamberin halifeliğine seçilmesi ve son Emevî halifesi Mervân b. Muhammed’in katledilmesiyle son buldu. Bu yolda Horâsân’da, İran’ın diğer bölgelerinde Şiî ileri gelenlerinden bir çoğu, bu cümleden Kufe’de Abbâsoğulları Şiası davetçisi, Âl-i Muhammed veziri olarak bilinen Ebû Seleme-i Hellâl, Ebû Muslîm’e yardım etti. Hakikatte bu İranlılar, özellikle doğu İranlılar, bir grup hilafet iddiacısını bir kenara itip peygamberin yerine geçme hakkını daha çok kendinde gören bir diğer grubu iş başına getirmiş oluyordu.
Bu işin sonucu, İranlılık unsurunu içinde barındırmayan ve onu büyük bir şiddetle tahkir eden ırkçı Emevî hakimiyeti yerine, her yönüyle İranlı kişiler tarafından idare edilen yeni bir hükümetin teşkil edilmesi oldu. Nitekim bundan sonra uzun bir süre İslâm memleketlerinin bir çoğunda tüm vezirler, sadrazamlar, nedimler, komutanlar, valiler ve hakimlerin çoğu İranlı şahsiyetlerden seçildi. Bunlar, kendi dönemlerinde İran gelenek-göreneklerini, hatta Sâsânî dönemi saray teşkilatı, düzen ve kurallarını aynıyla Abbâsî döneminde uygulamaya koymaya çaba gösterdiler. Bundan dolayı, Ebû Muslîm başkaldırısının esas neticesi, İran kültürünün yeniden ihyâsı, İranlıların bin yıllık uykudan uyanışı, Arap ırkının büyüklüğü fikrini ortadan kaldırmak için hazırlanışları ve elden gitmiş olan bağımsızlıklarının yeniden elde edilmesiydi. Abbâsîlerin yakışıksız davranışı, hilafetlerinin ve hakimiyetlerinin temelini atanlara, yani Ebû Seleme-i Hellâl ve Ebû Muslîm-i Horâsânî’ye karşı hak tanımazlık ve vefasızlığı, bir süre sonra can korkusundan Hârûn dönemindeki Bermekî hanedanı ile son bulan ihanet ve zorbalıkları, bu bağımsızlık isteği düşüncelerini eskisinden daha fazla güçlendirdi. Bu süreç, Yakûb b. Leys-i Saffâr’ın başkaldırıp 248/862 yılında Sistân’da bağımsızlığını ilan etmesiyle son buldu.