İran’da IV/X. yüzyıl, ister hükümet ve ülkeyi idare etme nokÂtasında olÂsun ister sosyal iÅŸler, İran’ın millî ve kültürel gelenek-göreÂneklerini koÂruma, deÂvam ettirme ve yeniden diriltme noktasında olsun soya dayalı ırkçı siyasetlerin üsÂtünlüğü ve yaygınlaÅŸtığı dönemlerdir. Bu dönemde İran milleti, önceki yüzÂyılÂlarda yaptıkları çabalar neticeÂsinde kaybetmiÅŸ oldukları iktidar gücünü ve baÂğımsızlığını yeniden kazanabildi ve Fars diÂlini, bağımsız bir dil gibi kendi serÂmaye dolu edebiyatını tahta oturtabildi. Bu dönem, soyla, İran milliyetçiliÄŸiyle övünme, deÄŸiÅŸik farklı inanç ve düÂşüncelerin bağımsızlığı, sultanların taassuplaÂrının olmadığı, İranlıların millî ve ırkçı siyasetini koruduÄŸu dönem sayılmaktaÂdır. Bundan dolayı da Farsçanın millî kahramanlıkÂlarının temeli bu dönemde atılmıştır. Bu döÂnem, İran medeniyetinin olgunluk dönemi ve deÄŸiÅŸik ilmî ve felÂsefî düÂşünce ve görüşlerin ortaya çıktığı yüzyıldı. Yani Sâsânî medeniyetinin deÂvamının İslâmî medeniÂyetin yüce unsurlarıyla karışması yoluyla bir altın dönemi ve yüksek bir İranî ruhun parlaklığını tüm renk ve görüntü aydınÂlığıyla meydana getirdiÄŸi bir dönemdir. Muhammed b. Zekeriyyâ-yi Râzî gibi bir düşüÂnürle baÅŸÂlayan ve Firdevsî gibi eÅŸsiz üstün bir ÅŸair ile sona eren bir dönem.
İran ırkçılığı özellikleri bu dönemde en üst noktadaydı. BunÂdan dolayı da siÂyasette İsmail b. Ahmed, Zeyyâr’ın oÄŸlu Merdâvîc, Buveyh’in oÄŸlu Ali, onun karÂdeÅŸi Muizzu’d-devle, Cihânîyan, Bel‘amîyan, İbn ‘Amîd, Sâhib b. ‘Abbâd, Fazl b. Ahmed-i İsferâyinî, Ahmed b. Hasan-i Meymendî, vb. kimÂseler; bilimde, Râzî, Fârâbî, İbn Sînâ, Ebû Nasr-ı Irâk, Ebû’l-Vefâ-yi Buzcânî, Ebû Sa‘îd-i Segzî, Ebû Reyhân-i Bîrûnî vb. gibi büyük ünlü kiÅŸiÂler; Fars edebiyatında, Rûdekî, Dakîkî, Firdevsî vb. gibi kimseler vardı. Bu kimseler, bir taÂraftan genellikle dinî taasÂsuptan uzak, ÅŸaibesiz ve bilimin bizzat kendiÂsini bulmak için ilim talebi ve hakiÂkat arayışı peÅŸinde koÅŸuÅŸtuÂrup durmaktaydılar. Bir diÄŸer taraftan da milletin baÂşının dik olması ve millî iftiharlar temelinin saÄŸlamlaÅŸtırılması yolunda çalışıp çabalaÂmaktayÂdılar. Bu yapı, doÄŸrusu İran’da V/XI. yüzyıldan itibaren meyÂdana gelen durumla zıtlık teÅŸkil etmekteydi ve bunun etkisiyle milliÂyetçiliÄŸe, ırkçı iftiÂhar ve söylemlere, inanç hürriyetine ve düşünce özÂgürlüğüne yöneliÅŸ taasÂsup sıÂnırlarının dışında terk edildi, düşünce dairesi sınırlamasıyla, dinÂlerde ve mezÂheplerde taassup, milliyete yöÂnelmenin olmadığı, iftihar dolu geçmiÅŸlerin unuÂtulduÄŸu ve özellikle de felsefe ve düşünce bilimlerinin yaÂsaklandığı bir dönem baÅŸladı. Bu, Türklerin Sâmânîlerin hükümdarlık etÂtiÄŸi topraklardaki egeÂmenÂliÂÄŸiyle ve onun neticesinde Türk kabilelerin etkiÂsiyle baÅŸlayan bir döÂnemdir.