Aklî (zihnî, felsefî) bilimlerden ya da “Ulûm-i evâyil/ilk bilimler”den amaç akletme ve istidlal ile bağlantılı olan tüm bilimlerdir. Bunlar felsefe, usul ve “ilahî”, “tabiî”, matematik” ve “Ahlâk ya da amelî hikmet” olan dört bilimin her birinin ayrıntısı ve onların başlangıçları yani kendisi bir mukaddime ve sekiz bölümden oluşan mantık biliminden oluşmaktadır.
İslâm’ın siyasî ve toplumsal yönetiminin Araplarda olduğu Emevî döneminin sonuna kadar bu bilimlerle uğraşmak mümkün olmadı. Zira Arap kavimlerinin, çöl yapısı, cehalet ve bilgisizlikleri nedeniyle bilimin üstünlüklerinden ve faydalarından bir haberleri yoktu. Bilimle uğraşmak, yalnızca medeniyet alanında ilerlemiş, yaratılış sırlarının idrakine varmış ve tabiatın sırlarını keşfetmiş milletlerin işiydi. O esnada İslâm döneminin başlangıcındaki bir küsur yüzyıllık süreç içinde Araplar, saldırı ve zaferleriyle sevinç duymakta, manevî ve bilimsel işlere yönelme fırsatı kendileri için doğmuş değildi. Bundan dolayı II/VIII. yüzyıl ortalarına kadar bilimlerle tanışma yolunda bir şey yapmamakla kalmadılar, mağlup milletlerin bazı bilimsel merkezlerine ve kütüphanelerine zarar bile verdiler.
Bilimsel merkezler, İslâm’dan ve Müslümanların fetih yüzyıllarından önce tamamen eskiden beri tarihi özel sebepler peşinde olan ve medeni ilerlemeler neticesinde ya da bazen Hıristiyanlığın yayılması gibi dinî akımlar neticesinde aklî bilimlerle uğraşan ve bu alanlarda önemli yükselmeler elde eden milletlerin elindeydi.
İslâm dininin yayılmakta olduğu zaman Mısır’dan Hindistan’a kadar birkaç merkez, bilimsel faaliyetlerle uğraşmaktaydı. Ünlü İskenderiye bilimler merkezi, Bizans, İzmir, Fırat’ın Roha (Urfa) ve Kinnasrîn gibi üst sahillerdeki şehirleri; Doğu Roma İmparatorluğu havzasındaki Harran, Sâsânî şehinşâhlığındaki Nusaybin, Tisfun, Sulukiye, Gundîşâpûr, Reyşehr (Riv Erdeşîr), Merv vb. önemli bilim merkezleri bunlardan birkaçıdır. Bu merkezlerde Yunan, Süryanî, Pehlevî, Nabatî ve Hint dilleri bilimsel dil olarak okutuluyor ve yararlanılıyordu. Bunların tümünde çeşitli aklî bilimler, özellikle tabiî hikmet, matematik ve bunlara bağlı tüm dallar ve Aristo mantığı revaçta idi. Buralarda hem eski bölgesel bilgilerden hem de Yunan alimlerinin bilimsel eserlerinden yararlanılıyordu. Bu merkezlerden bazıları özel bilimlerde büyük bir ün elde etmiş olup birer eğitim-öğretim merkezi haline gelmişlerdi. Örneğin Harran, matematik biliminin çok büyük bir merkezi idi. “Gundîşâpûr” şehri, ünlü hastanesiyle tıp ve Tabi‘iyât alanında büyük bir üne sahipti. Merv, Horâsân bölgesinde matematik bilimi alanında büyük bir merkez olup İranlıların ve Hintlilerin Heyet, astronomi ve matematikte ilerlemiş bilgilerinin öğrenme yeri olup bilindiği üzere, İran’ın İslâmî döneminde matematik biliminin ilerlemesinde çok güçlü bir etkiye sahip olmuştur. Tüm bu merkezler, ister İslâm’ın yayıldığı zamanlarda olsun ister Raşid halifelerin ve Emevîlerin çevrelerindeki bölgelerde kendi fetihleriyle uğraştıkları dönemlerde olsun kendi mesailerini bilim yolunda devam ettirmiş olup yeni fatihlerin yıkımlarına bir önem vermemiş, bilimsel dilleri yine Yunanca, Suryanice, Pehlevîce, Hintçe ve Nabatça idi. Bilim işiyle uğraşanlar, o merkezlerde kendi eski dinlerini eskiden olduğu gibi bir tarzda devam ettiriyorlardı.