Ragıp İsfahanî kendi Müfredat'ında şöyle yazıyor: İnsanın, Allah rızası için kendi malından ayırıp verdiği şeye sadaka denir. Bu aynen zekât gibidir; fakat sadaka, insanın kendi isteğiyle yaptığı müstehap bir ameldir; oysa zekât, farz bir ameldir. Tabersî, Mecmau'l-Beyan adlı tefsirinde şöyle yazıyor: Zekâtla sadakanın arasındaki fark şudur: Zekât farz bir ameldir; fakat sadaka farz olabileceği gibi müstehap da olabilir. Gördüğünüz gibi zekât farz bir anlam içerip yüce Allah'ın insanın malındaki hakkı göz önünde bulundurulurken, sadakada Allah rızası için ve kurbet (Allah'a yakınlık) kastıyla yapılan mal bağışı esas alınmıştır. Kimi zaman sadakada, muhtaç insana lütuf ve acıma duygusu da esas alınır; nitekim Kur'ân-ı Kerim'de Yusuf'un (a.s) kardeşlerinin şöyle dediği geçer: Bize merhamet ederek bağışta bulun.Zekâtta, farz olma veya Allah Teala'nın maldaki hakkı göz önünde bulundurulmasından dolayı bu sözcük, her türlü farz sadaka, humus ve Allah Teala'nın malla ilgili farz kıldığı her şeyi kapsar nitelikte kullanılır. Bunun en açık delili, Resulullah'ın (s.a.a) Him-yer padişahlarına yazdığı mektubundaki şu sözüdür: Ve ateytumu'z-zekâte mine'l-meğanimi humsellahi ve sehme'n-Nebiyyi ve safiyyehu ve ma ketebellahu ale'l-mu'mi-nine mine's-sadaka. (Zekâtı yani elde ettiklerinizden Allah'a ait humusu, Peygamber'in ve onun kendine has kıldığı payı ve Allah'ın müminlere farz kıldığı sadakayı ödediniz. Resulullah'ın (s.a.a) sözünde geçen "min" (=den) edatı zekâtın şu kısımlarını beyan etmektedir: 1- Elde ettiklerinizden Allah'a ait humus. 2- Hz. Peygamber (s.a.a) ve onun kendine has kıldığı pay. 3- Yüce Allah'ın müminlere farz kıldığı sadaka yani farz sadaka. Kısacası farz sadaka zekâtın kısımlarından sayılmıştır. Allah Teala da sadakanın sekiz yerde harcanmasını buyurmuştur: Sadakalar, Allah'tan bir farz olarak ancak fakirlere, düşkünlere, onlar üzerinde (toplamaya) çalışan memurlara, kalpleri (İslâm'a) ısındırılacak olanlara, kölelik altında bulunanlara, zarar görmüşlere, Allah yoluna ve yolda kalmış olana mahsustur. Allah bilendir, hikmet sahibidir. Zekât Kur'ân-ı Kerim'in hiçbir yerinde tek başına geçmemiş, yirmi beş ayette namazla birlikte söz konusu edilmiştir. Ve Allah Teala'nın buyruğunda ve Hz. Resulullah'ın (s.a.a) sözünde nerede "zekât" sözcüğü "namaz"la birlikte geçmişse genel olarak yüce Allah'ın maldaki hakkı kastedilmiştir. Farz sadaka olan nisap haddine varmış altın ve gümüş, hayvanlar ve ürünler ve yine humus denilen insanın kazançtan elde ettiği Allah'ın hakkı veya Allah Tea-la'nın bunların dışındaki hakkı bu cümledendir. Bu sözcük yüce Allah ve Resulü'nün (s.a.a) sözünde "humus" sözcüğüyle birlikte geçtiğinde, maksat sadece farz sadakalardır. Ko-yunun veya altınla gümüşün zekâtı gibi zekât kısımlarının biriyle ilgili olarak söz konusu edildiğinde, yine maksat o şeylere ait farz sadakalardır. Hadislerde, sadakayı toplama memuruna "muzakkî" değil, "mu-saddık" denilmektedir. Sadaka verenlere de "muzekkî" veya "mute-zekkî" değil, "mutesaddık" denilmektedir. Haşimoğulları'na haram olan, sadakadır; zekât değil. Müslim, bu konuyu farketmemiş olacak ki kendi Sahih'inde "Resulullah (s.a.a) ve Ehlibeyt'ine zekâtın haram oluşu..." diye bir bölüm açmıştır! Oysa kendisi, kitabının sekizinci bölümünde onlara zekâtın değil, açıkça sadakanın haram olduğunu bildiren birtakım hadisler rivayet etmiştir. Dolayısıyla, Kur'ân-ı Kerim'de, "Namazı kılın ve zekâtı verin." şeklinde geçen ayetlerde birincisi, günlük namazlar ve ayat namazı gibi diğer namazlar emredilmiştir, ikincisi, ister farz sadakalar olsun, ister humus ve benzerleri, mallardaki Allah Teala'ya ait bütün hakkların ödenmesi emredilmiştir. Ve yine Resulullah'tan (s.a.a) nakledilen, "Malının zekâtını ödersen üzerinde olan sorumluluğu yerine getirmiş olursun." sözünden de aynı şey kastedilmiştir. Allah Teala'ya ait senin mallarında olan tüm hakları ödersen, borcunu ödemiş ve vazifesini yerine getirmiş olursun deniliyor. Hz. Resulullah'tan (s.a.a) nakledilen, "Kim bir malı kullanırsa üzerinden bir yıl geçinceye kadar onun zekâtı yoktur." hadisinden de maksat budur. Yani yüce Allah'a ait o malda bir hak söz konusu değildir. Ehlibeyt İmamları'ndan rivayet edilen hadislerde ise şöyle geçer: Mallardaki hak zekâttır. Bu konunun halka gizli kalmasının nedeni, halifelerin Hz. Resulullah'ın (s.a.a) vefatından sonra humus mevzusunu ortadan kaldırmaları ve amelde de zekâtın sadakadan başka bir örneği kalmamış olması olabilir. Ve böylece tedricen humus konusu unutulmuş; öyle ki, son zamanlarda "zekât" sözcüğünden sadaka anlamından başka bir şey akla gelmez. |