Daha önce de dediğimiz gibi, Ebu Bekir ve Ömer'in içtihatlarından biri de Ehlibeyt'e ait olan humusu almalarıdır; özellikle Re-sulullah'ın (s.a.a) kızı Fatımatü'z-Zehra'nın (s.a) hakkını engellemeleridir. Bu konudaki içtihatlarını daha iyi anlamak için aşağıdaki konuları incelememiz gerekir. İlk iki halifenin genel olarak humus konusunda ve özellikle Hz. Resulullah'ın (s.a.a) kızının hakkıyla ilgili içtihatlarını kolay bir şekilde inceleyebilmek için önce zekât, sadaka, fey, safiy, enfal, ganimet ve humus terimlerinin lügat ve şeriattaki anlamlarını inceleyecek, daha sonra humus konusu ve Resulullah'ın (s.a.a) döneminde kızı Fatımatü'z-Zehra'nın (s.a) hakkını ele alacağız. a) Zekât, lügatte olgunlaşmak, temizlik, bereket ve övgü anlamına gelmiştir. "Zeka'z-zer" yani, mahsül olgunlaştı; yetişti. Allah Teala şöyle buyuruyor: "Eyyüha ezkâ taâmen" Yani: Hangi yiyecek daha temizse... İmam Muhammed Bâkır (a.s), "Zekâtü'l-arz yubsuha" buyurmuştur. Yani yerin temizlenmesi kurumasıyla olur." Veya Emirü'l-Müminin Ali (a.s), "el-İlmu yezkû ale'l-infak=İlim diğerlerine öğretmekle artar." buyurmuştur. Yine yüce Allah şöyle buyurmaktadır: "Ellezîne yuzekkûne enfusehum;" yani, kendilerini övenler... b) Zekât şeriatta, kişinin kendi malındaki Allah Teala'nın hakkını verilmesi gerekenlere vermesine denir; buna, bu ismin verilmesinin nedeni ise, bununla kişinin malına bereket gelmesi, kendini yetiştirmesi, hayır ve bereket veya bunların tümü umulduğu içindir. Çünkü bunların tümü, yani dünya ve ahiret hayırı zekâtta vardır. "Zekka" cümlesi, "Malının zekâtını verdi." anlamına gelir Lügatçilerin, "zekât"ın anlamı ile ilgili olarak kaydettikleri özetle bundan ibarettir. |