Salı 7 Şubat 2012 - 03:54

الثلاثاء ١٥ ربيع الأول ١٤٣٣

سه شنبه ۱۸ بهمن ۱۳۹۰ - ۰۵:۲۴

Kullanıcı adı:

Şifre :

Şifremi Hatırla
Şifremi unuttum   aktivasyon
Üye ol
    

Bundan önce, İranlıların Sâsânî devletinin yıkılışı ve kendi bağımsız­lıklarını kaybetmekle edebî ve bilimsel faaliyetlerini devam ettirmekten geri kalmadıkla­rını, hicretin ilk yüzyıllarında ister Pehlevî, Soğdî ve Hârezmî lehçeleriyle, ister Arap diliyle olsun büyük eserler ortaya koy­duklarını zikretmiş ve her ne şekilde olursa ol­sun İran’ın fikrî, ilmî ve edebî faali­yetleri Sâsânî döneminin sonlarında sahip ol­duğu haliyle devam ettiğini, duraklama ve gerileme yaşamadığını söylemiştik.

Fakat tüm bu süreler içinde İran’ın Arap ya da Arapçayı bilen İranlı­lardan oluşan hakim ve valileri, tabii olarak, resmî yazışmalarında, idarî ve dinî hü­kümlerinde zamanın resmî di­lini, yani Arapçayı kullanmaktay­dılar. Bu güç ve ik­tidar merkezlerinde törenlerde, bayram günlerinde veya hükümdarların övgüsü amacıyla bir şiir söylendiğinde haliyle Arapçaydı ve mahallî İran şiirleri, edebî eserler dışında tanınmamaktaydı. Aslında git gide İran milletinin ço­ğunlu­ğunu teşkil eden Müslümanlar için henüz resmî edebiyatla bir­likte resmî bir dil ortaya çıkmış da değildi.

Edebî, siyasî ve ilmî bir dil olarak resmî bir dilin ortaya çık­ması, yarı ba­ğım­sız Tâhirî devletinin ve tam bağımsız Saffârî, Sâmânî, Buveyhî ve bu büyük dev­letlere bağlı olan IV/X. yüzyıl hükümdarlıkla­rının ortaya çıkma­sıyla birlikte im­kan buldu. Tâhirîlerin, resmî Arap dilini kaldırıp yerine sarayın resmî dili ola­rak Derî lehçesini getirme­leri konusunda elde hiçbir tarihi işaret yoktur. Onların ak­sine Âl-i Leys (Saffârîler) hanedanı, Fars dilinin ciddi savunucularıydı.

Leys’in oğlu Yakûb’un hayatı ve düşünceleri konusunda sahip olduğu­muz bilgilerle, onun bağımsız bir İran devleti kurma ve Bağdat hüküme­tini kal­dırma ya da zayıflatma faaliyeti amacı taşıdığını biliyo­ruz. Onun Halife Mu’temed[1] için göndermiş olduğu şiirden, padişahlık sancağının göl­gesi altında tüm milletlere efendilik etmek, Acem mül­künün tahtına oturmak ve eski gele­nekleri yeniden di­riltmek istediği çok açık bir şekilde belli olmaktadır. Arap dilini bilmediğinden dolayı Arap dili, onun devle­tinde ve sarayında kullanılmamak­taydı. Arap şiiri ve edebiyatına önem vermemekte, Arapça şiir söyleyen şairleri ko­ru­mamaktaydı. Aksine kendi­sinin bildiği, konuştuğu ve anladığı dili edebiyat dili yapmak ve şa­irlerin şiirini bu dille duymak istemekteydi. Derî lehçesinin onun sarayında resmî ve edebî dil olarak kabul edil­mesine ve kullanılmasına yol açan da bu ilgi ve alakadır. Hatta bir ri­vayete göre, Derî lehçesi ile şiir söylemenin yaygınlaşması da bu hare­ketin etkisiyledir.



[1] Bu şiir, “el-Mütevekkilî” olarak bilinen İbrahim b. Mimşâd-i İsfahânî’nin şiiri olup şöyle başlar: “Ben Cem neslinden İbnu’l-Ekarim ve Acem mülkünün mirasını taşıyan...” el-Mütevekkilî’nin, bunu Yakup’un dilinden söylediği ve onun İran’ın yüceltilmesi yolunda gösterdiği soyunun asaletini ve yüce hedeflerini bu kıtada dile getirdiği söylenir.

Total Visit: 1
Total Rank:
Total Rankers:
Total Comments:

Oy vermek için yetkiniz yok. Lütfen giriş yapınız.