Cahiliye döneminde, komutanlar ganimetlerin dörtte birini kendilerine alıyorlardı. "Onların mallarının dörtte birini aldı." ve "Ordudan ganimetlerin dörtte biri alındı." anlamında "Rebae'l-kavme / yerbiuhum rub'an." ve "Rebae'l-ceyşe." deniliyordu. Ordu komutanının aldığı bu dörtte bire, "el-mirba" diyorlardı. Hadiste ise Resulullah'ın (s.a.a) Adiy b. Hatem'e, Müslüman olmadan önce, "Sen mirba alıyorsun; oysa bu iş senin dininde helâl değildir." Şair bu konuda şöyle diyor: (Leke'l-mirbau minha ve's-safaya Ve hukmuke ve'n-neşitetu ve'l-fuzulu.) Ganimetin dörtte biri senin, safaya da Neşit de senin, fuzul da. Bu şiirde "safaya" başta gelen kişinin kendine seçip ayırdığı şeydir. "Neşite" askerler dönüp kabileye gelmeden önce reislerine verilen ganimete denir. Ve nihayet "fuzul" bölüştürülmeyecek kadar az olup ordu komutanına verilen ganimete denir. Nihayetu'l-Lügat kitabında şöyle geçmektedir: "İnne fulanen kad irtebea emre'l-kavm." yani; falanca onlara komutanlık yapmayı beklemektedir. Veya, "Ve huve ala rubaet-i kavmih." yani; o, onların efendisidir. en-Nihaye adlı eserde "humus" maddesinde şöyle yer alır: Adiy b. Hatem'in sözü de bu anlamdadır. O şöyle diyor: "Rabe'tu fi'l-cahiliyyeti ve hamestu fi'l-İslâm." Yani, cahiliye döneminde rub' (dörtte bir), İslâm'da ise humus (beşte bir) aldım." Adiy'nin maksadı şudur: Ben her iki dönemde de ordu komutanıydım. Cahiliye döneminde ganimetlerin dörtte biri ordu komutanınındı. İslâm zuhur ettikten sonra ise onu beşte bire düşürdü ve harcanması gereken yerleri de belirtti. |