| 14- Emirü'l-Müminin Ali'nin (a.s) Rivayetleri a) Ebu Hibre Kanalıyla Mu'cem-i Taberanî'de İmam Hüseyin'in (a.s) hayatı bölümünde Ebu Hibre kanalıyla şöyle rivayet edilmektedir: Ben Ali'nin yanındaydım; Kûfe'ye girince minbere çıkıp Allah'a hamd ve sena ettikten sonra, "Sizin aranızda Peygamberinizin oğluna bir musibet ulaşırsa ne yaparsınız?" dedi. Dediler: "Biz onu destekleme konusunda yüzü ak çıkarız." Bunun üzerine Ali şöyle buyurdu: "Canımı elinde tutana andolsun ki, kesinlikle o size gelecektir, siz ise onları öldürmek için yarışacaksınız!" Sonra şu beyitleri okudu: "Onlar aldatarak düşürdüler ve kaçtılar Kurtuluş aradılar; oysa ne kurtuluş var, ne de mazeret." b) Hanî b. Hanî Kanalıyla Mu'cem-i Taberanî, Tarih-i İbn Asakir, Tarihu'l-İslâm-i Zehe-bî'de ve diğer kaynaklarda Hanî b. Hanî kanalıyla Emirü'l-Müminin Ali'den (a.s) şöyle nakledilmiştir (aşağıdaki metin Tarih-i İbn Asa-kir kitabındandır): Hüseyin b. Ali şehit edilecektir ve ben, onun öldürüleceği yerin toprağını tanıyorum. O, iki nehre yakın bir yerde öldürülecektir! c) Maktel-i Harezmî'deki Rivayet Emirü'l-Müminin Ali (a.s), Sıffin'e giderken Kerbela'da inerek İbn Abbas'a, "Burayı tanıyor musun?" diye sordu. İbn Abbas, "Hayır!" dedi. Hz. Ali (a.s), "Eğer tanısaydın, sen de benim gibi ağlardın!" buyurdu ve şiddetle ağlayarak, "Bana ne Süfyanoğulları'ndan?!" dedi. Daha sonra oğlu Hüseyin'e dönerek şöyle devam etti: "Oğlum, sabırlı ol! Babandan sonra onlardan çekeceklerin, babanın onlardan çektiğiyle aynıdır." d) Hasan b. Kesir Kanalıyla Sıffin kitabında Hasan b. Kesir kanalıyla babasından şöyle rivayet edilir: Ali (a.s) Kerbela'ya geldi ve orada durdu. Ona, "Ey Emi-rü'l-Müminin! Burası Kerbela mıdır?" diye sorulduğunda, "Gam ve bela diyarıdır!" buyurdu. Sonra eliyle bir yere işaret ederek şöyle devam etti: "İşte burası yüklerini indirecekleri ve bineklerinden inecekleri yerdir." Başka bir yeri de göstererek, "Orada da kanları akıtılacaktır." buyurdu. e) Esbağ b. Nübate Kanalıyla Zehâiru'l-Ukba'da ve diğer kaynaklarda Esbağ b. Nübate'den şöyle rivayet edilir: Ali (a.s) ile birlikte Hüseyin'in mezarının olacağı yerden geçtik. Orada Ali (a.s) şöyle buyurdu: İşte burası bineklerinden inecekleri, orası yüklerini indirecekleri ve orası da kanlarının döküleceği yerdir. Muhammed evlatlarından bir grup bu çölde şehit edilecektir; onlara gökyüzü ve yeryüzü ağlayacaktır. f) Gurfet b. Ezdî Kanalıyla Usdu'l-Gabe'de Gurfet b. Ezdî'den şöyle rivayet edilir: Ali'nin (r.a) bir durumuyla ilgili olarak içime bir şüphe düştü. Onunla birlikte Fırat kıyısına doğru gidiyorduk. Aniden yoldan ayrıldı ve durdu. Biz de etrafında durduk. Sonra eliyle bir yere işaret ederek, "Burası yüklerini indirecekleri, bineklerinden inecekleri ve kanlarının döküleceği yerdir." buyurdu. Sonra şöyle devam etti: "Babam feda olsun ona ki, yeryüzünde ve gökyüzünde Allah'tan başka yardımcısı yoktur!" Hüseyin öldürüldüğünde, onların şehit edildikleri yere gittim ve oranın, bu olay vuku bulmadan yıllar önce Ali'nin en küçük bir yanılma olmaksızın haber verdiği yer olduğunu gördüm. Ondan sonra içimde doğan şüpheden dolayı Allah'tan bağışlanma diledim ve Ali'nin (r.a) daha önce kendisine vaat edilenin dışında bir şey söylemediğini anladım. g)- Ebu Cuhayfe Kanalıyla Nasr b. Muzahim'in Sıffin adlı kitabında şöyle geçer: Urvetu'l-Barikî'nin Said b. Veheb'e gelerek bir şey sorduğunu ve şöyle dediğini duydum: "Ali b. Ebu Talib'den kendi duyduğun sözü bana anlat!" Said, "Olsun." dedi; "Mihnef b. Süleym beni Ali'ye göndermişti. Kerbela'da o hazretin huzuruna vardım. Eliyle bir yeri göstererek, ‘İşte burası, burası.' buyurduğunu gördüm. Birisi, ‘Burada ne var; ey Müminler Emiri?' diye sordu. Oda şöyle buyurdu: ‘Âl-i Muhammed'den büyük bir kişi burada inecek; eyvah onların sizden çekeceklerine ve eyvah onlardan dolayı size!' Adamın biri, ‘Ey Müminler Emiri! Bu sözlerle ne demek istiyorsun?' diye sordu. O hazret, ‘Eyvah onlara; çünkü sizler onları öldüreceksiniz! Eyvah onlardan dolayı size; çünkü yüce Allah onları şehit etmeniz nedeniyle sizi cehenneme atacaktır!' buyurdu." Rivayetin bu bölümü şu şekilde de geçmiştir: "O hâlde eyvah onlardan dolayı size ve eyvah sizden dolayı onlara!" Birinin, "Onlardan dolayı bize eyvah buyurduğunuzu anladık; fakat bizden dolayı onlara eyvahı anlayamadık." demesi üzerine; şöyle buyrudu: "Onların öldürüldüğünü gördüğünüz hâlde onlara yardım etmeyeceksiniz." h) Avn b.Ebi Cuhayfe Kanalıyla Tarih-i İbn Asakir'de Avn b. Cuhayfe'den şöyle nakledilir: Biz Ebu Abdullah el-Cedelî'nin evinin yanında oturmuştuk; o sırada Melik b. Sehhar el-Hemdanî gelerek, "Falancanın evini bana gösterin!" dedi. Biz, "Onun gelmesi için niye birini ona göndermiyorsun?" dedik. O adam gelince ona şöyle dedi: "Ebu Mihnef'in, bizi Emirü'l-Müminin Ali'ye (a.s) gönderdiğini hatırlıyor musun? Hani o hazret Fırat'ın kenarında, ‘Resulullah'ın (s.a.a) evlatlarından bir grubu işte burada inecekler ve burada onları öldürecekler; eyvah onlardan dolayı size ve eyvah sizden dolayı onlara!' diyordu ya?" i) Muhammed b. Saad Kanalıyla Tarih-i İbn Kesir'de Muhammed b. Saad ve diğerleri Ali b. Ebu Talib'den şöyle rivayet etmişlerdir: Ali (as) Sıffin'e giderken Kerbela hurmalıklarının yanından geçiyordu ki oranın adını sordu. "Kerbela" olduğunu söylediklerinde, "Gam ve bela!" dedi. Orada bineğinden inerek bir ağacın yanında namaz kıldıktan sonra bir yere işaretle şöyle buyurdu: "Burada, sahabeden sonra şehitlerin en üstünü olacak ve hesaba tabi tutulmadan cennete girecek kişiler şehit düşecektir." Oradakiler, gösterilen yere bir alamet bıraktılar. Hüseyin işte orada öldürülmüştü. j) Neciy el-Hazremî Kanalıyla Müsned-i Ahmed, Mu'cem-i Taberanî, Tarih-i İbn Asakir, ve diğer kaynaklarda, Abdullah b. Neciy kanalıyla babasından şöyle rivayet edilmektedir (aşağıdaki metin Müsned-i Ahmed kitabındandır): Ali (r.a) ile birlikte Sıffin'e giderken Neyneva'ya vardığında o hazretin, "Fırat kıyısında sabırlı ol, ey Ebu Abdullah! Sabırlı ol, ey Ebu Abdullah!" diye seslendiğini duydum. Ben, "Ey Emirü'l-Müminin, olay nedir?" diye sordum. Buyurdu ki: "Bir gün Resulullah'ın (s.a.a) huzuruna gittiğimde ağladığını gördüm. ‘Ya Resulullah! Birisi mi sizi rahatsız etti? Neden gözlerinizden yaş döküyorsunuz?' diye sordum. Resu-lullah (s.a.a) şöyle buyurdu: ‘Biraz önce Cebrail buradan çıktı. O bana, Hüseyin'in Fırat kenarında şehit edileceğini haber verdi ve sonra, ‘Sana mezarının toprağından koklatmamı ister misin?' dedi. Ben, "Evet." dedim. Bunun üzerine elini uzattı ve o topraktan bana bir avuç verdi. Gözlerimin ağlamasına engel olamadım.' Başka bir rivayette ise şöyle geçmektedir: Neciy el-Hazremî'nin babası, Emirü'l-Müminin Ali için abdest gereçlerini yanında bulunduruyordu. Sıffin'e giderken Neyneva'ya ulaştıklarında diyor ki, Ali, "Ey Ebu Abdullah, sabırlı ol! ey Ebu Abdullah, Fırat kıyısında sabırlı ol!" diye seslendi. Ben, "Ebu Abdullah kimdir?" diye sordum… Ali (a.s), "…Sana mezarının toprağından koklatmamı ister misin?" bu-yurdu. k) Amir el-Şa'bî Kanalıyla Tabakat-ı İbn Saad, Tarih-i İbn Asakir, Zehebî ve Tezkiretu Havassi'l-Ümmet'de Amir el-Şa'bî'den şöyle rivayet edilmiştir: Ali, Fırat kıyısında, "Ey Ebu Abdullah, sabırlı ol!" dedi ve sonra şöyle devam etti: "Resulullah'ın (s.a.a) huzuruna vardığımda ağladığını gördüm. ‘Bir şey mi oldu?' diye sorduğum da, buyurdu ki: Cebrail bana Hüseyin'in Fırat kıyısında öldürüleceğini haber verdi ve sonra, ‘Mezarının toprağından sana göstermemi ister misin?' dedi. Ben, evet dedim. Sonra toprağından bir avuç alıp elime koyunca ağlamama engel olamadım." l) Kudeyru'z-Zabiy Kanalıyla Tarih-i İbn Asakir'de Kudeyru'z-Zabiy'den şöyle nakledilmektedir: Ali ile birlikte Kerbela'da idim ve etrafta üzerlik bitkileri vardı. Yerden bir deve kığı alarak ufaladı ve kokladı. Sonra da şöyle buyurdu: "Allah, sorgu ve suale tabi tutulmadan cennete girecek kişileri buradan haşredecektir." m) Herseme Kanalıyla Mu'cem-i Taberanî'de Herseme'den şöyle rivayet edilmek-tedir: Kerbela'dan geçen nehrin kıyısında Ali ile birlikte idim Bir ağacın yanından geçerken yerde geyik kığı da bulunan topraktan bir avuç alıp kokladı ve sonra, "İşte buradan yetmiş bin kişi haşredilecek ve sorgusuz sualsiz cennete girecektir." buyurdu. Herseme'nin Kerbela'da İmam Ali'nin (a.s) huzurunda olduğunu çeşitli raviler kaydetmiş ve onun dilinden bu kıssayı nakletmişlerdir; öyle ki bunlardan her birinin sözü diğerinin sözünü onaylamaktadır; bunlardan bazıları şöyledir: 1- Herseme'nin azad ettiği kölesi Neşit'in rivayeti: Maktel-i Harezmî, kendi senediyle Neşit Ebu Fatıma'dan şöyle nakletmiştir: Efendim Herseme Sıffin'den döndüğünde onu karşılamaya gidip selâmlaştık. Bu sırada, yanımızdan geçen bir koyunun kığılaması üzerine Herseme şöyle dedi: ‘Bu hayvan bana bir sözü hatırlattı: Biz Ali'nin safında Sıffin'den dönerken Kerbela'da konakladık. Ali, ağaçların arasında bize sabah namazını kıldırdıktan sonra yerdeki kurumuş ceylan kığını aldı. Elinde sıktı, kokladı ve bize dönüp, "Burada öldürülecek topluluk, sorgusuz sualsiz cennete girecektir." dedi.' 2- Ebu Abdullah Zabiy'in rivayeti: Tabakat-ı İbn Saad ve Tarih-i İbn Asakir'de kendi senediyle Ebu Abdullah Zabiy'den şöyle rivayet edilmiştir: Herseme ez-Zabiy Ali safında Sıffin savaşından dönünce onun ziyaretine gittik. O dükkanında oturmuştu. Herseme'-nin, Cerdâ adıyla çağrılan bir eşi vardı. Cerdâ, Ali'yi çok sever ve sözünü de içtenlikle onaylardı. Bu sırada onun koyunu gelip kığıladı. Bunun üzerine Herseme, eşine şöyle dedi: Bu koyunun kığılaması, Ali'nin bir sözünü bana hatırlattı. Bir söz ki insanlar onu duyunca, "Bunu nereden biliyor?" de-mişlerdi. Biz Sıffin'den dönerken Kerbela'da konakladık. Ali, ağaçların ve üzerlik kümelerinin arasında bize sabah namazı kıldırdı. Sonra yerdeki kuru ceylan kığılarından bir avuç alıp kokladı. "Ah, ah!" dedi ve şöyle devam etti: "Burada öldürülecek topluluk, sorgusuz sualsiz cennete girecektir." Ravi şöyle diyor: O sırada odasında oturmuş olan Herseme'nin eşi Cerdâ, kocasına hitaben, "İmamın sözünü inkâr etme; çünkü söylediği şeyi senden daha iyi biliyor." dedi. 3- Herseme b. Selim'in rivayeti: Ebu Ubeyde, Herseme b. Selim'den şöyle rivayet etmektedir: Ali b. Ebu Talib'in yanında Sıffin'de savaştık. Kerbela'ya indiğimizde bize namaz kıldırdı ve namazın selâmından sonra yerden biraz toprak alıp kokladı ve şöyle dedi: "Ne mutlu sana ey toprak! Senden bir topluluk haşredilecektir ki, onlar sorgusuz sualsiz cennete gi-receklerdir!" Ravi şöyle diyor: Herseme, savaştan döndükten sonra Ali Şia'sı olan eşine -Sümeyr kızı Cerdâ- şöyle dedi: "Sevdiğin Hüseyin babası Ali'den seni şaşırtacak bir şey anlatayım mı? Kerbela'da konaklamıştık. Ali oranın toprağından alıp kokladı ve şöyle de-di: ‘Ne mutlu sana ey toprak! Senden bir topluluk haşredile-cektir ki, onlar sorgusuz sualsiz cennete gireceklerdir.' Söyle bakalım; Ali gaybı nereden biliyor? Cerdâ, "Bırak bu lafları, be adam! Şüphesiz ki Müminler Emiri, hak dışında bir şey söylemez." dedi. Sonraları Ubeydullah b. Ziyad, Hüseyin ve ashabıyla savaşmak üzere ordu gönderdiğinde ben de gönderilen atlılar arasındaydım. Ordumuz Hüseyin ve ashabıyla karşılaşmıştı. Ben, Ali'yle birlikte konakladığımız yeri gördüm, toprağından alıp kokladığı yeri tanıdım ve dediği sözleri hatırladım. Yolumdan hiç hoşlanmadım. Bunun üzerine atımla hareket edip Hüseyin'in huzurunda durdum. Selâm verdim ve burada babasından duyduklarımı anlattım. Sonra Hüseyin, "Bizimle misin, yoksa bize karşı mısın?" diye sordu. Ben, "Ey Resulullah'ın (s.a.a) oğlu! Ne seninleyim ve ne de sana karşıyım. Ben ailemi, evlatlarımı ve eşimi terk etmişim; onlar hususunda İbn Ziyad'dan korkuyorum." dedim. İmam şöyle buyurdu: "O hâlde öldürülüşümüzü görmemek için buradan kaç! Andolsun Muhammed'in canı elinde olana, bugün öldürülüşümüzü gören ve yardım isteyişimize icabet etmeyen kimseyi, Allah cehenneme atacaktır!" Onların öldürülüşünden haberdar olmamak için kaçıp saklandım. 4- Sümeyr kızı Cerdâ'nın rivayeti: Cerdâ, kocası Herseme b. Selmî'den şöyle rivayet eder: Ali ile birlikte savaşlarının birine çıkmıştık. Kerbela'ya vardığında bir ağacın altında konakladı, orada namaz kıldı, yerin toprağından alıp kokladı ve şöyle dedi: "Ne mutlu sana ey toprak! Sende bir topluluk öldürülecektir ki, onlar sorgusuz sualsiz cennete gireceklerdir." Sonunda o savaştan döndük ve Ali de şehit edildi. O olayı unutmuştum. Ben de Hüseyin'e karşı savaşa giden orduda yer almıştım. Kerbela'da o ağacı görmekle olayı hatırlamış oldum. Atıma bindim ve Hüseyin'in huzuruna giderek, "Ey Resulullah'ın torunu! Müjdeler olsun sana…" dedim ve olayı kendisine anlattım. O hazret bana, "Bizimle misin, yoksa bize karşı mısın?" diye sordu. Ben, "Ne seninleyim ve ne de sana karşıyım. Ben ailemi terk ettim, falanı ve filanı bırakarak geldim." dedim. Bunun üzerine şöyle buyurdu: "O hâlde çölün yolunu tut! Hüseyin'in canı elinde olan Allah'a andolsun ki, bizim öldürülüşümüze tanık olan kimse cehenneme girecektir." Onun şehadetine tanık olmamak için geri dönerek kendimi çöle salıverdim. n) Şeyban b. Mahrim'in Rivayeti Mu'cem-i Taberanî, Tarih-i İbn Asakir, Mecmau'z-Zevâid ve diğer kaynaklarda Meymun kanalıyla Şeyban b. Mahrim'den -Osman taraftarıydı ve Ali'ye kin beslemekteydi- şöyle rivayet edilmiştir (aşağıdaki metin Tarih-i İbn Asakir'in kitabındandır): Ali'yle birlikte Sıffin savaşından dönüyorduk; bir yerde konakladık. Ali, "Buranın adı nedir?" diye sordu. Kerbela olduğunu söyledik. Bunun üzerine, "Gam ve bela." buyurdu. Sonra bineğine binerek, "Burada, Resulullah'ın huzurunda şehit olmadıkları hâlde yeryüzündeki tüm şehitlerden üstün olan bir topluluk öldürülecektir." buyurdu. Ben, "Kâbe'nin Rabb'ine andolsun ki bu da onun yalanlarından biridir!" dedim. Bu arada gözüm, biraz ötedeki bir merkep leşine takıldı. Bunun üzerine kölemden, o merkebin ayağını bana getirmesini istedim. Kölemin getirdiğini, Ali'nin (o sözü derken) oturmuş olduğu yere diktim. Hüseyin öldürüldüğü zaman arkadaşlarıma, "Gelin, gidip bakalım." dedim. Oraya vardığımızda Hüseyin'in naaşını, merkebin ayağını diktiğim yerde ve ashabını da onun etrafında gördüm. İbn Kavleveyh de Kâmilu'z-Ziyarat kitabında, Emirü'l-Mümi-nin'in, Hüseyin'in (a.s) şehadeti hakkındaki sözü bölümünde dört hadis rivayet etmiştir. |